Mesele CHP’nin ötesinde Türkiye

Abone Ol

Bir ülkenin kaderini bazen savaşlar değiştirir. Bazen ekonomik krizler... Bazen de hiç beklenmedik anda yaşanan siyasi tartışmalar. Bugün Türkiye'nin gündeminde Cumhuriyet Halk Partisi var. Kurultaylar var. Mahkeme kararları var. Mutlak butlan tartışmaları var.

Kemal Kılıçdaroğlu var. Özgür Özel var. Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş. Önceki belediye başkanları, önceki ilçe başkanları. Taraflar var. Gruplar var. Ama bütün bu isimleri, tarafları, grupları bir anlığına bir tarafa bırakalım.

BÜYÜK SORUYA ODAKLANALIM

Ve çok daha büyük bir soruya odaklanalım: Türkiye neden dünyanın en iyileri arasında değil?

Bu soru aslında yıllardır milyonlarca insanın zihninde. Çünkü hepimiz aynı dünyaya bakıyoruz. İsviçre'yi görüyoruz. Norveç'i görüyoruz. Finlandiya'yı görüyoruz. Singapur'u görüyoruz. Japonya'yı görüyoruz. Bu ülkeler farklı kültürlere, farklı coğrafyalara ve farklı siyasi geçmişlere sahip. Ama ortak bir noktaları var. Vatandaşlarına güven veriyorlar.

İnsanlar gelecek yılın nasıl olacağını az çok biliyor. Çocuklarını hangi eğitim sistemine teslim edeceklerini biliyor. Paralarının değerinin ne olacağını biliyor. Emekliliklerinde nasıl yaşayacaklarını biliyor. Devletin hangi kurallarla yönetildiğini biliyor.

FARKLI ŞEYLER KONUŞUYORUZ

Biz ülkemizde yıllardır başka şeyleri konuşuyoruz. Bir seçimden diğerine...

Bir krizden diğerine... Bir tartışmadan başka bir tartışmaya... Türkiye sürekli gündem değiştiriyor ama temel sorunlarını değiştiremiyor. Oysa vatandaşın hayali çok büyük değil.

Kimse dünyanın sahibi olmak istemiyor. Kimse başka ülkelerin kaynaklarına göz dikmiyor.

İnsanlar yalnızca emeğinin karşılığını almak istiyor. Enflasyonun maaşını eritmediği bir hayat istiyor. Çocuğunun iyi eğitim alabildiği bir ülke istiyor. Üniversite mezununun iş bulabildiği bir ekonomi istiyor. Pasaportunun saygı gördüğü bir dünya istiyor. Kendi ülkesinde gelecek kurabilmek istiyor. Aslında mesele bundan ibaret.

PEKİ NEDEN OLMUYOR?

Belki de cevap ekonomide değil. Belki de cevap yalnızca eğitimde değil.

Belki de cevap siyasetin kendisinde saklı. Çünkü dünyanın gelişmiş demokrasilerine baktığınızda çok ilginç bir ortak nokta görüyorsunuz: Kurumlar kişilerden daha güçlü.

Sistemler liderlerden daha güçlü. Kurallar isimlerden daha güçlü. Bizde ise çoğu zaman tam tersi yaşanıyor. Lider değişiyor, sistem değişiyor. Yönetici değişiyor, kurallar değişiyor.

Parti başkanı değişiyor, bütün dengeler değişiyor. Oysa gelişmiş ülkelerde sistem kişilerden bağımsız çalışıyor.

TARTIŞMALAR CHP’NİN ÖTESİNDE

İşte bu nedenle bugün CHP'de yaşanan tartışmalar aslında sadece CHP'yi ilgilendirmiyor.

Çünkü CHP Türkiye'nin en eski siyasi kurumlarından biri. Ve eğer bu parti kendi içinde gerçek bir demokratik dönüşüm gerçekleştirebilirse bunun etkisi yalnızca parti üyeleriyle sınırlı kalmayabilir. Burada sorulması gereken soru şudur: Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan olur mu? Sorusu değildir. Özgür Özel görevine devam eder mi? Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu mu? Yoksa Mansur Yavaş mı? Soruları da değildir. Asıl soru şudur: Türkiye'de siyasetin işleyiş biçimi değişebilir mi? Milletvekillerini gerçekten parti üyeleri seçebilir mi? Belediye başkanlarını gerçekten halk belirleyebilir mi? Parti yönetimleri gerçekten tabanın iradesiyle oluşabilir mi? Siyasi kariyerler liderlere yakınlığa göre değil, liyakate göre şekillenebilir mi? Bir siyasi partinin anayasasına, geri dönülmesi mümkün olmayacak demokratik kurallar yazılabilir mi? Bu maddeler kutsal emirler gibi pas geçilmeden uygulanabilir mi? İşte asıl devrim burada başlar. Çünkü demokrasi sandıktan önce başlar. Siyasi partilerin içinde başlar. Aday belirleme süreçlerinde başlar.

Şeffaflıkta başlar. Hesap verebilirlikte başlar. Bir siyasi partinin kendi içinde yapamadığı demokrasiyi ülkeye taşıması kolay değildir.

SİYASETİN FİTİLİNİ ATEŞLEYEBİLİR Mİ?

Tam da bu yüzden bugün CHP'nin önünde tarihi bir fırsat bulunuyor. Bu fırsat bir kadroyu tasfiye etme fırsatı değildir. Bir hesaplaşma fırsatı değildir. Bir rövanş alma fırsatı hiç değildir. Bu fırsat, Türkiye'nin siyasi kültürünü değiştirecek bir model oluşturma fırsatıdır.

Eğer CHP bunu başarabilirse yalnızca kendi geleceğini değiştirmez. AK Parti'yi de değişmeye zorlar. MHP'yi de değişmeye zorlar. İYİ Parti'yi de değişmeye zorlar. DEM Parti'yi de değişmeye zorlar. Çünkü başarılı sistemler rakiplerini de dönüştürür.

GERÇEKLERLE YÜZLEŞEBİLİR MİYİZ?

İşte o gün Türkiye belki ilk kez liderleri değil, kuralları konuşmaya başlar.

Kişileri değil, kurumları konuşmaya başlar.

İsimleri değil, sistemi konuşmaya başlar.

Belki o zaman eğitimde daha iyi oluruz.

Belki o zaman gelir dağılımında daha adil oluruz.

Belki o zaman gençlerimiz bavullarını toplamak yerine hayallerini bu ülkede kurar.

Belki o zaman dünyanın en mutlu ülkelerine imrenmek yerine onların arasına gireriz.

Çünkü gerçek mesele bir partinin kimin yöneteceği değildir. Gerçek mesele, bu ülkenin 86 milyon insanının daha iyi bir geleceği hak edip etmediği değildir. O konuda zaten kimsenin şüphesi yok. Asıl mesele, Türkiye'nin o geleceği kurabilecek siyasi cesareti gösterip gösteremeyeceğidir. Bugün CHP'de yaşanan tartışmaların arkasında duran büyük soru tam da budur. Ve belki de uzun yıllardır ilk kez, cevap yalnızca CHP'nin değil, Türkiye'nin geleceğini belirleyebilecek kadar önemlidir. Bir ülkeyi kahramanlar kurtarabilir. Ama onu refaha, adalete ve geleceğe taşıyacak olan şey; kişiler değil, kurumlardır. Çünkü isimler geçicidir, sistemler kalıcıdır. Ve Türkiye'nin önündeki asıl mesele de budur.