Millet mezarlığı

Abone Ol

Hatırlıyorum, eskiden “Batı toplumu” u örnek alınır, çağdaşlaşmanın, medeniyetin beşiği olarak tanımlanırdı. Türkiye son on yılda öyle bir batılılaşma yoluna girdi ki hızını alamayıp Amerika kıtasının kültür seviyesini solladı!

Gece yarısı siren sesleri, cinayetler, uyuşturucu kullananlar, yasa dışı işler, kadın cinayetleri, sokak aralarındaki çeteleşmeler, silahlar, pedofililer, sapıklar, çocuk cinayetleri, hayvan katliamları gibi tüm konularda aldık başımızı gidiyoruz!

Gerçi diyanetle birlikte elleri havada dua eden milletimize kanunlar yetmiyor, adaleti de Tanrı’nın merhametinde arıyoruz artık…

Geçen hafta sonu Menzil tarikatının gövde gösterisi, İzmir’de Karabağlar’da sokaklara dökülen sarıklı, cüppeli onlarca insanın toplanması, İzmir halkının tüylerini diken diken etti! En çok da bu gösterilere müdahale edilmemesi beni şaşkınlığa uğrattı! Demokrasi için sokaklara çıktığımızda, derhal emniyet güçlerinin müdahale ettiği zamanlar aklıma gelince “Biz nerede yaşıyoruz?” düşüncesiyle ürperdim…

Ülkemize neler oluyor böyle!

En sinir olduğum şey de toplumun duyarsızlığı. Biz ne zaman uyuşturulduk nasıl bir hale geldik!

Yürüyen cesetlere, tepkisiz robotlara döndük… Ceset derken benzetme yapıyorum ama psikolojide gerçekten de böyle bir sendrom varmış. Korkarım toplum olarak çok hastayız! Buyurun size anlatayım;

İLGİNÇ VAKA

Yürüyen ceset sendromu, literatürde olan ve ender görülen, şaşırtıcı bir bozukluk. Diğer bir adı Cotard sendromu olan yürüyen ceset sendromuna sahip kişiler; kendilerini ölü gibi hissederler, öldüklerine inanırlar veya öldüklerini kabullenerek yaşamaya devam ederler.

Hatta vaktini mezarlıklarda geçiren vakalara bile rastlanıyor. İlginç vakanın detaylarına ve yürüyen ceset sendromunun nasıl bir bozukluk olduğuna daha yakından bakalım...

Sendroma neyin sebep olduğu bilinmiyor ve kesin bir tedavisi yok. Ağır vakalar gözlem altında tutulurken diğer hastalara ilaç tedavisi ve beyne elektrik şoku uygulanabiliyor. Sıklığı, yüzde 0.57 kadar nadir olduğundan çok vaka yok, bu yüzden nedeni hakkında kesin bir şey söylenemiyor.

Ancak araştırmacılar, sendroma sahip olan kişilerin ortalama yaşının 50 olduğunu, çocuklarda ve gençlerde de görülebildiğini, 25 yaşın altındaki kişilerde bipolar depresyona sahip olma eğilimi olduğunu ve kadınların bu bozukluğa daha meyilli olduklarını söylüyor.

Yaşayan ölü sendromu olarak da bilinen yürüyen ceset sendromunun ana belirtilerinden biri nihilizm. Nihilizm, hiçbir şeyin değeri veya anlamı olmadığı

inancıdır. Yürüyen ceset sendromu olan kişiler de kendilerini ölü veya çürüyormuş gibi hissederler. Bazen, hiç var olmamış gibi bile hissedebilirler. Bazı insanlar tüm vücutları hakkında böyle hissederken bazıları bunu yalnızca belirli organlar, uzuvlar ve hatta ruhları ile ilgili olarak hissedebilirler. Cotard sendromuyla ilgili mevcut araştırmaların 2011 tarihli bir incelemesi, belgelenen vakaların yüzde 89'unun bir semptom olarak depresyonu içerdiğini belirtiyor.

Diğer semptomlar ise şu şekilde: Kaygı, halüsinasyonlar, hipokondri, suçluluk, kendine zarar verme ya da ölüm düşüncesi. Yürüyen ceset sendromunun ortaya çıkmasına neden olabilecek psikolojik bozuklulardan ve hastalıklardan bazıları şu şekildedir: Bipolar bozukluk, doğum sonrası depresyon, katatoni, duyarsızlaşma bozukluğu, dissosiyatif bozukluk, psikotik depresyon, şizofreni.

Bunun dışında nörolojik durumlarla da ilişkili olabilir. Bu nörolojik durumlardan bazıları da şu şekilde: Beyin enfeksiyonları, beyin tümörü, bunama, epilepsi, migren, multipl skleroz (MS), parkinson, felç, travmatik beyin yaralanmaları. United Academics'in anlattığı bir vakaya göre bu sendroma sahip Graham adındaki adam, vaktini mezarlıklarda geçiriyordu. Graham, zamanının çoğunu mezarlıkta geçiren bir adamdı. Ziyaretleri o kadar uzun sürerdi ki polis onu orada, mezar taşlarının arasında bulup eve getirirdi.

Şiddetli depresyon geçiriyordu ve banyoya elektrikli bir alet getirerek intihara teşebbüs etmişti. Graham, beyninin öldüğüne inanıyordu ve bir tür yarı ömür yaşıyordu. Mezarlığa yaptığı geziler, ölümle kurabileceği en yakın bağlantıydı. Araştırmacılar, olağandışı bir şey olup olmadığını görmek için Graham'ın beynini taradılar ve buldukları şey inanılmazdı. Frontal korteksin büyük bir kısmı kapanmıştı. Graham, oldukça düşük bir metabolizma hızına sahipti; adeta uykudaydı.

Adama bakan doktorlardan Laureys: "Graham'ın beyin işlevi, anestezi veya uyku sırasında birininkine benziyor. Uyanık bir insanda bu modeli görmek benim bildiğim kadarıyla benzersiz bir şey." diyordu. Graham'ın aldığı antidepresanlar bu metabolik kapanmanın bir kısmını açıklayabilir fakat geri kalanlar bu şekilde açıklanamıyor. Eğer vakalar artarsa konuyla ilgili daha çok bilgi sahibi olabiliriz ancak şu an için elimizde olan tüm veriler bunlar.

Çoğalan kaygılarımız, maddi zorluklarımız, yaşadığımız şoklar yavaş yavaş beyinlerimizi öldürme noktasına mı getirdi? Boşvermişlik, hissizlik ve toplumsal olarak yaşadığımız kötü olayları normalleştirmemiz bizi yaşayan ölülere mi çevirdi?

Yoksa birileri; topluma, daha kötüsünü yaşatarak, sebep oldukları kötülüklere karşı şükretmeye mi zorluyor bizi?