Minyatür kale

Abone Ol

Cümleten hayırlı sabahlar efendim. Bugün sizlere bir davetim var. Nereye mi? Nereye olacak, evinize en yakın okulun arka bahçesine. Benim yürekten inandığım “Hayat bir gün, o da bugün” felsefesinin insana sunduğu ani coşkunun eşliğinde çok eğlenceli, biraz maharet istese de her yaştan insanın katılabileceği bir futbol maçını yaşamaya var mısınız? Şimdi aklınıza “Dört yanımız bina, sahayı nereden bulacağız sorusu falan gelmesin. İnsan niyet etsin bir kere, her şey mümkün. Çevrede okul yok mu? Peki apartman bahçesi yahut ara sokak veya geniş bir kaldırım da kabulümüz. Ayrıca kale dediğiniz ne ki, toplasan iki adet irice taş. O da bir yerlerden bulunur canım. Evet, bakıyorum davete ilk icabet edenler taze emekli Muammer abi, manav hassas terazi İsmail ve boşta gezer kadrosundan Necati. Diğer takımda ise top oynamaya bir türlü doymadığından bu konuda en ufak bahanenin üzerine atlayan eski profesyonel futbolcu fırtına Murat, Derman apartmanı görevlisi Salih ve siz oynayacaksınız efendim. Maç öncesi top sektirmelere bakılırsa yetenekli futbolculuk konusunda herkesin kendi çapında birer değer olduğu muhakkak. Bendeniz bu muhabbete futbol geçmişim itibariyle hakem olarak katılıyorum ki oyun kuralları uygulamasında hır çıkmasın. Hadi bakalım başlıyoruz. Maçımız üçerden iki takım arasında minyatür kale oynanacak. Önce taşları sahanın iki ayrı köşesine karşı karşıya gelecek biçimde itinayla yerleştirelim ve aralarını topuk ayak burnuna yapışık olacak şekilde atılan dört adım olarak ölçelim. Üst direk olmadığından golün geçerli olması için hayali yüksekliği 1 metre olarak kabul etmekte mahzur yok ve nihayetinde sahada hakem var. Kalecisiz oynandığı için hakemin göz kararına göre kaleye her yönden iki metre mesafenin içini kapsayan hayali ceza alanında topla elle oynamanın cezası penaltı. Penaltılar kaleye 6 adımdan ve sırtını kaleye dönecek bir oyuncu tarafından topukla yapılacak vuruşla kullanılacak. Kendi sahanızdan şut çekmek yok, bu halde gol olursa geçerli değil.

3 KORNER 1 PENALTI

Her mahalle maçındaki gibi üç korner bir penaltı ve altıda devre on ikide biter ona göre. Bilirsiniz, minyatür kale maçları mahalle arası bile olsa yetenek avcılarının takibinde olan çok heyecanlı maçlardır. Futbol tutkunlarınca her zaman ve uygun olanher yerde oynanabilecek özelliği haiz olması sebebiyle, hele ki saha düzeni iki dakikada ayarlanan bir oyun olarak keyiflidir, meğerki siz takım arkadaşlarınızla kafaca anlaşasınız. Minyatür kalede kaleci yok. Demek ki biriniz kale önünde sürekli dikilemeyeceğine göre, atak yaparken illaki kendi kalenizin güvenliğinden de sorumlu olduğunuzu unutmayacaksınız ve bir gözünüz arkada olacak. Bu konu hassas çünkü işin ucunda dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak var. Bunun üzerinde niye böyle çok durdum? Durdum çünkü biz milletçe üzerimize ekstradan iş ve ağırlık yüklenmesini pek sevmeyiz. Oysa hayatta kazanmanın temel şartlarından biri gol atmak olduğu kadar gol yememeyi iyi bilmek ve bu yolda sorumlulukları paylaşmaktır. Bubelki çok klasik bir tespit gibi gelmiş olabilir ama hayatımıza serpiştirilmiş küçücük kaleler arasında top oynamaya çalışırken her şeyi tek başımıza yapmaya çalıştığımız ve ama menfaat ama başka saikle birbirimizden koptuğumuz için aradaki benzerlik dairesinde hatırlatmakta yarar gördüm. Hem çırpınıp didinip takdir beklediğiniz sırada kendinizi içine düştüğümüz dipsiz kuyudan çıkmaya çabalarken bulmakta işin bir başka yönü. İsterseniz biraz da maça göz atalım. Maçın yıldızının bu işin Pir’i diyebileceğimiz eski topçu Murat yerine emekli Muammer abi olması ve kendisinin berikinden daha fazla gol atması tesadüf değil. Muammer abimiz elinde avucunda olanla yaşamı iğne deliğinden geçirmiş biri, minyatür kaleye gol atmak dediğiniz de ne ola ki. Eh Murat adı üstünde fırtına gibi ama dedim ya her şeyi en iyi bilen o ve bu yüzden pas vermekten bile aciz hazret. Hal böyle olunca, her topa illa ben vuracağım demek yüzünden gördünüz, takımı kaç golden etti. Hele bir de sizin karşı takımdaki amatörler gol yememek için kalenin önüne Menemen testisi gibi dizilince, hepten başaramadı iki golden fazla atmayı şu küçücük kaleye. Geri kalanlar -siz dahil elbet- şimdilik biraz iddiasız ve sadece sahaya kabul edilmiş olmaktan mutlu gibi. Oysa siz ve onlar bilmelisiniz ki bu maç yalnız o iki kimliğin değil hepinizin maçı. Hem birer figüran gibi sağa sola amaçsızca koşmak demek futbol oynamak sayılmaz. İnsanın yaşadığı bu dünyada bir hedefi olmalı. Tamam, fırtına Murat klası, zaferler ve kupalarla dolu başarılı geçmişi ve Muammer abinin de ona karşı inançlı direnişi gözleri biraz korkutmuş ve bu yüzden her topa girilmiyor olabilir ama bu böyle amaçsız top oynamaya mazeret değil. Futbol oyun alanında, kim daha çok sorumluluk paylaşır, bıkmadan usanmadan daha çok çalışırsa o takım kazanır diyeceğim ama neyse ne yani,ben buraya salt hakem olarak düşünüldüm. İşim laf ebeliği değil kuralları uygulayıp maçı yönetmek ve özellikle oyunu bedavadan penaltı çalayım diye gözümün içine bakanlardan uzak tutmak. Hem zaten bu haksız kazanma hırsı minyatür kale maçının keyfine dek inmişse, biz bu dükkânı kapatıp gidelim daha iyi efendim.