Muhtarlık rozetle değil, tarafsızlıkla taşınır

Abone Ol

Aydın'da 1010 muhtar ve azanın bir siyasi partiye katıldığı açıklandı. Sayının büyüklüğü kadar, ortaya çıkan fotoğraf da kamuoyunda tartışma yarattı. Çünkü mesele yalnızca bir partiye katılım meselesi değildir. Asıl mesele, muhtarlık makamının temsil ettiği tarafsızlıktır. Muhtar, bir siyasi partinin değil, mahallesindeki herkesin muhtarıdır. O mahallede AK Parti'ye oy veren de yaşar, CHP'ye gönül veren de, MHP'li de vardır, İYİ Partili de, hiçbir partiye yakın olmayan vatandaş da... Muhtarın görevi ise bu insanların hiçbirine siyasi kimliğine göre mesafe koymadan hizmet etmektir. Tam da bu nedenle, muhtarlık makamı bugüne kadar "devletin mahalledeki temsilcisi" olarak görülmüştür. Peki şimdi sormak gerekiyor: Bir muhtar, göğsüne bir siyasi partinin rozetini taktığında gerçekten bütün mahallenin muhtarı olarak kalabilir mi?

Belki hukuken evet...

Ama toplumun vicdanında aynı cevabı vermek o kadar kolay değildir. Çünkü siyaset, doğası gereği taraf olmayı gerektirir. Muhtarlık ise tarafsız olmayı... Bu iki kimlik aynı anda taşındığında ister istemez güven tartışması başlar. Vatandaş artık kapısını çaldığında aklından şu soruyu geçirebilir:

"Acaba bana vatandaş olduğum için mi yardımcı olacak, yoksa siyasi görüşüme göre mi yaklaşacak?"

İşte hiçbir muhtarın vatandaşına böyle bir soru sordurmaya hakkı yoktur. Üstelik muhtarlar seçimle gelirler; ancak seçildikleri andan itibaren sadece kendilerine oy verenleri değil, mahallede yaşayan herkesi temsil ederler. Bu temsil görevi, siyasi sadakatten önce kamu sorumluluğunu gerektirir. Elbette her vatandaş gibi muhtarların da siyasi düşünceleri olabilir. Oy kullanırlar, fikir beyan ederler, demokratik haklarını kullanırlar. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bunu aleni bir parti kimliğiyle sergilemek, temsil ettikleri makamın tarafsızlığı konusunda soru işaretleri doğurur. Bugün bu durum bir parti için alkışlanabilir. Yarın başka bir parti aynı yöntemi kullandığında da aynı ilke savunulabilecek mi?

ASIL ÖLÇÜ BUDUR

İlkeler, kişilere ya da partilere göre değişmez. Muhtarlık makamı, seçim dönemlerinin değil, günlük hayatın makamıdır. İnsanlar gece yarısı bir afet olduğunda, bir cenazede, bir yardım ihtiyacında ya da bir resmi işlemde muhtarına gider. O kapıya giden vatandaşın aklında "Benim siyasi görüşüm nedeniyle farklı muamele görür müyüm?" endişesi oluşmamalıdır.

Demokrasilerde güven, kurumların tarafsızlığıyla güçlenir. Muhtarlık da bu kurumlardan biridir. Bu nedenle mesele hangi partiye katılındığı değil, muhtarlığın siyasal kimlikten uzak durmasının neden önemli olduğudur. Siyaset yapmak isteyen elbette yapmalıdır. Belediye meclisine aday olabilir, ilçe yönetiminde görev alabilir, milletvekilliğine talip olabilir. Bunların hepsi demokratik haklardır. Ama muhtarlık görevini sürdürürken aktif bir siyasi taraf görüntüsü vermek, makamın doğasıyla bağdaşmayan bir tablo ortaya çıkarır. Bugün alkışlayanlar da yarın aynı durum kendi siyasi rakipleri lehine yaşandığında aynı rahatlıkla savunabilecekler mi? Bu sorunun cevabı, tartışmanın özünü oluşturuyor. Muhtarlık makamının değeri, rozetten değil; mahallede yaşayan herkesin güvenini eşit şekilde taşımasından gelir. Siyasi rozetler değişebilir. İktidarlar değişebilir. Seçimler gelir geçer. Ama vatandaşın muhtarına duyduğu güven zedelenirse, kaybeden sadece bir mahalle değil, yerel demokrasinin kendisi olur. Çünkü muhtarın gerçek rozeti, göğsüne taktığı parti amblemi değil; mahallede yaşayan her vatandaşın ona duyduğu eşit güvendir.