Geçtiğimiz yıllarda yapılan birçok araştırma ruh halinin fiziksel sağlık üzerindeki etkisini net bir şekilde açıklayabiliyor. Özellikle stres, depresyon ve kronikleşen kaygı bozukluğu gibi olumsuz duyguların bağışıklık sistemini oldukça zayıflattığı ve bununla birlikte olumlu duyguların ve mutluluğun bağışıklık sistemine son derece faydalı olduğu bilimsel olarak kabul edilmiş durumda.
İnsan bedeni sadece yediğinden değil aynı zamanda hissettiklerinden de beslenir. Günlük hayatta hissettiğimiz stres, kaygı, öfke gibi duygular vücudumuzu oldukça yakından etkileyebilir. Hepimiz hastalandığımızda bunu fiziksel bir durumdan dolayı kaynaklandığını düşünsek de ruhsal yorgunluk virüsler kadar etkilidir.
İÇTEN KAHKAHA
İyi hissedilen dönemlerde de hastalıklara karşı daha dirençli olabiliyoruz. Sevdiğimiz biriyle buluştuğumuzda keyif aldığımız bir işle ilgilendiğimizde ve içten bir kahkaha attığımız da bile vücudumuz rahatlayabiliyor. Bunun sonucunda kan dolaşımı hız kazanırken nefes düzenleniyor ve kaslar gevşeyebiliyor. Bunların tamamı bağışıklık sistemine olumlu olarak geri dönüyor. Mutluluk adete bir bakım süreci oluyor.
Sağlıklı olmanın anlamı sadece dengeli beslenmek veya takviye kullanmak değildir. Ruhun ihtiyaçlarını görmezden gelerek, bedenin tam anlamıyla sağlığına kavuşması beklenemez. Gün içinde kendimize ayırdığımız kısa molalar, sevdiğimiz biriyle kurulan samimi bir diyalog ya da ruhumuzu dinlendiren bir müzik parçası bile bedenimizin savunma sistemini güçlendirir. Çünkü insan sadece fiziksel bir varlık değildir.
STRES DÖNGÜSÜ
Günümüzde birçok insan sürekli bir koşuşturma, bitmek bilmeyen bir yorgunluk ve stres döngüsü içinde yaşıyor. Ancak gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek var: Bağışıklık sistemimiz yalnızca virüslerle değil, aynı zamanda olumsuz düşüncelerle de mücadele ediyor. Sürekli kaygı duyan, kendini değersiz hisseden bir bireyin bedeni, zamanla bu sinyalleri içselleştiriyor. "Artık dayanacak gücüm kalmadı" diyen bir zihin, eninde sonunda "artık direncim kalmadı" diyen bir bedene dönüşüyor.
Her daim mutlu olmak elbette mümkün değil. Fakat en azından bize iyi gelen küçük detayların farkına varmak, bizi yoran unsurları teşhis etmek ve onlardan uzak durmak da bir çeşit öz koruma yöntemidir. Çünkü güçlü bir bağışıklık sistemine sahip insanların ortak noktası, hayatın zorlukları karşısında dahi içlerinde bir umut ışığı taşıyabilmeleridir.
Özetle, mutluluk ne sıradan bir kavram ne de geçici bir avuntudur. O, en doğal, en ekonomik ve en güçlü şifadır. İnsan ne kadar huzurlu ve iyi hissederse, bedeni de o kadar dirençli olur. Ve bazen en etkili iyileşme yöntemi, samimi bir şekilde "hayattayım ve bu çok değerli" diyebilmektir.
Unutmamak gerekir ki, sağlık yalnızca hastalığın olmaması demek değildir. Sağlık, bireyin kendini fiziksel ve ruhsal açıdan dengede hissettiği bir durumdur. Bu dengeyi yakalamanın yolu ise sadece ilaçlardan veya tıbbi önerilerden geçmez. Ruhsal iyiliğini önemseyen birey, bedenine de uzun vadede yatırım yapmış olur. Nihayetinde bağışıklığı güçlendiren en önemli faktör, kişinin kendine şefkat göstermesidir. Dinlenmek, sevdiklerine zaman ayırmak, içsel huzuru korumak... Bunların her biri vücudun savunma mekanizmasını besler. Çünkü insan kendine ne kadar değer verirse, bedeni de o kadar sağlam duruş sergiler.