İrem KAYA - EGE TELGRAF/Karaburun, İzmir haritasında en uçta duran ama aslında şehre bir saatlik mesafedeki gizli bir kaçış kapısıdır. Yol seni zeytinlikler, üzüm bağları ve masalsı köylerin arasından geçirir. Kasabaya vardığında karşında açılan deniz, kalabalıktan uzak, içine kapanmış bir dinginlik taşır. Burada zaman ağır çekimde akar; hayatın ritmi değişir, insan sanki kendi iç sesini yeniden duymaya başlar.
ULAŞIMIN KOLAYLIĞI
İZBAN hattıyla Menemen’e ulaştığında, oradan ESHOT veya belediye otobüsüyle Karaburun’a doğru yola çıkabilirsin. Yaklaşık 2 saatlik yolculukta yol manzarası dahi başlı başına bir keyiftir. Henüz şehirden çok uzaklaşmadan, başka bir dünyaya varmış gibi hissettirir.
KARABURUN’DA HUZURUN ADRESLERİ
Merkezde küçük sahil kahveleri vardır; plastik sandalyelerde oturup çay içerken denizin yüzüne bakmak, pahalı hiçbir tatilden alınamayacak kadar gerçek bir huzur verir. Çarşıda balıkçılardan taze balık alabilir, sahildeki restoranlarda uygun fiyatlarla deniz ürünlerinin tadına bakabilirsin.
NE YENİR, NE İÇİLİR?
Karaburun’un en bilinen lezzeti, ısırgan otundan yapılan kavurmalar, enginar, deniz börülcesi ve elbette balıktır. Sardalya ve mercan en çok çıkan balıklardır. Kasaba lokantalarında balık sofraları pahalı değildir; yanında köy ekmeği, zeytinyağlı otlar ve bir bardak çayla tamamlanır.
SONBAHARDA KARABURUN’UN BÜYÜSÜ
Eylül ve ekimde deniz hâlâ ılıktır, plajlar bomboştur. Yazın dolup taşan koylar sessizdir; kumlarda yalnızca birkaç iz kalmıştır. Güneş daha yumuşak, rüzgâr daha hafif eser. Bu yüzden Karaburun’a sonbaharda gitmek, yazın telaşını yaşamadan denizin tadına varmak demektir.
“HERKESİN GİZLİ KAÇAMAĞI”
Foça bilinir, Çeşme kalabalıktır ama Karaburun’un sessizliği başkadır. İnsanların buraya akın etmesinin sebebi de bu: hem yakın, hem ucuz, hem sahici. Gösterişsiz bir balık sofrası, denize bakan küçük bir çay bahçesi, akşamüstü sahil yolunda yürürken rüzgârın getirdiği tuz… İşte Karaburun’un sırrı budur.