Ne festivaldi ama!

Abone Ol

43. Hülya - Özdemir Nutku İzmir Uluslararası Tiyatro Festivali, 16 Mart – 27 Nisan tarihlerinde gerçekleştirildi. 43 yıldır Türkiye ve dünyanın dört köşesinden çeşitli tiyatrocuların gelip İzmirli sanatseverlerle buluşmasını sağlayan, çok değil birkaç yıl önce de kentin simge sanat insanlarının isimlerinin başına eklendiği festival, sanat tüketicilerini bu yıl memnun etmişe benziyor.  Son yıllardaki performansını göz önüne alarak bu yorum yapmak isterim. Geçmiş yıllara nazaran daha çeşitli, dinamik, farklı performanslara dayanan bir seçki izleyiciye sunuldu. Belli ki seçki hazırlanırken kolaycılığa kaçılmamış, ‘ismi, oyuncusu yeter’ diye düşünülerek gelişi güzel oyunlar alınmamış, ‘Böylesi de var’ denmeye çalışılarak farklı tiyatro formları İzmirliye sunulma gayreti gösterilmiş. Yurt dışından seçilen oyunlar da benzer şekilde titizlikle ele alınmış. Ortaya koydukları performans ve atölyeleri de görünce, tiyatro sanatının dünyada geldiği yeri göstermek açısından doğru şekilde saptanmış olduklarını söyleyebiliriz.

Açıkçası yaklaşık bir haftadır özellikle Familie Flöz’ün performansı kültür sanat camiasında konuşuluyor. Bana göre festivalin bu anlamdaki bir diğer başarısı da İzmirli tiyatrocuların iyi oyunlarının da bu seçkiye, güzel bir eleme ile dahil edilmesi olmuş. Dahası bu oyunların metropol dışında kalan ilçelere gitmesi sağlanarak hem İzmir’in merkezine uzak tiyatroseverlere de dokunulmuş hem de tiyatroculara kendilerine yeni bir izleyici kitlesi yaratma fırsatı da sunulmuş. İzleyicinin, performansları beğensin-beğenmesin tartışacak bir başlık üzerine düşünülecek bir fikir ile gösterimlerden ayrılmış olmasını değerli buluyorum.

Tanıtım araçlarının da mümkün olduğu kadar iyi kullanılması, kentteki yabancı insanlar için bunlarda İngilizce’ye de yer verilmesi, atölyelerin çeşitliliği gibi başlıkları da düşününce iyi bir iş çıkarıldığını gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Daha iyisi yapılabilir miydi? Elbette… Ancak festival organizasyonunu yapan kişilerin her zaman daha iyisini hedeflediklerine dair bir şüphe yok. Umuyoruz uzun yıllar bu alanda, kente ve kentliye hizmet etmeyi sürdürebilirler.

Bu açıdan öncelikle festivalin başlangıcında İzBB Kültür ve Sanat Şube Müdürü olan, geçtiğimiz günlerde ise İZBB Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı olarak görevine başlayan V. Yener Ceylan’ı, Hülya - Özdemir Nutku İzmir Uluslararası Tiyatro Festivali Koordinatörü Gönenç Atikler’i, Dijital Medya ve İçerik Sorumlusu Helin Kat’ı, Programlama Sorumlusu Baran Doğan’ı, Görsel İletişim Tasarımı Sorumlusu Mahir Akkoyun’u, Ege Kızık’ı ve Suphi Öztaş’ı tebrik etmek gerekir. Ve elbette festivalin her geçen gün daha iyi olması için durmadan omuz veren herkesi…

***

BİR KÜÇÜK ELEŞTİRİ

İzmir’de şüphesiz hem nitelik hem de nicelik olarak ciddi bir tiyatro seyircisi var. Orta ve üstü yaş grupları sahip oldukları entelektüel birikim ve hayata bakış açıları gereği tiyatro sanatıyla buluşmayı bir alışkanlık haline getirmiş. Genç nüfus da yine bu sanatın büyüsüne kapılmaya teşne, tüketicisi olmak için ciddi bir reflekse sahip. Ancak bu sanatı tüketirken yaptıkları seçimler konusunda belki biraz daha düşünmeleri gerekiyor.  Hülya – Özdemir Nutku Tiyatro Festivali’nde de gördük ki kentli, tiyatro sevgisini daha çok turne tiyatroları aracılığıyla tatmin ediyor. İzmir’e dışarıdan gelen tiyatrolara ciddi bir talep var. Elbette bunun sebepleri ve sonuçları üzerine çok daha uzun süre durmak gerek. Kentteki tiyatrocuların ortaya koydukları işler, çok daha sınırlı bir kitleye ulaşabiliyorken; özellikle biraz da olsa dizilerde, sinema filmlerinde yer almış birkaç bilinen simanın yer aldığı turne ekiplerinin biletleri, fiyatına bakılmaksızın kapış kapış satılıyor. Burada nitelik karşılaştırması yapmıyorum elbette, yerel gruplar iyidir turne tiyatroları kötüdür demiyor ya da tam tersini söylemiyorum. Elbette ‘Ünlü’ insanların hemen her ürünün tüketimine katkısı büyük… Reklamcılık dinamiklerini yeniden yazacak değiliz. Ancak İzmirlinin, bu kentte yaratılan değerleri de görmesi, bunlara da destek vermesi gerekiyor. Çünkü ancak böylelikle bu kentin kültür – sanat üretiminde öncü olmasını sağlayabiliriz. Yetiştirdiğimiz oyuncuları, rejisörleri, tasarımcıları başka kentlere kaptırmaz, onları görmek için arada turneleriyle kentimize gelmelerini beklemek zorunda kalmaz; sektörün buraya taşınmasını sağlayarak o çok sevdiğimiz sanatçıların tıpkı İstanbul’daki gibi hayatımızın bir parçası olmasını temin edebiliriz.