Çevremizle sulh içinde yaşamanın yollarını arıyoruz. Ve henüz o yolu bulabilmiş değiliz. Çağımızda dünyanın hiçbir toplumunun telaffuz etmediği bir barış kavramını literatüre soktuk: İmar Barışı.
Evet, biz dünyanın en kötü şehirlerinin veya mimarisinin sahibi değiliz. Bizden çok daha vahim yaşam standartları olduğu doğrudur. Yine de daha kötü nasıl oluruz? Şeklinde sanki bir bayrak yarışında koşmaya devam ediyoruz. Bilim insanları sismik verilerle kayda alınmış en zengin ve en aktif fay hatlarının üzerinde yaşadığımızı vurguluyorlar. Tehlikeli alanlar bilimsel olarak açıklanmış, herkesçe biliniyor.
Yasalar kapsamında bu fayların tüm ölçekteki imar planlarına işlenmesi, bu alanların inşaata kapatılması gerekiyor. Peki bizler ne yapıyoruz? Büyük ölçek olarak ifade edilen 1/100 ve 1/50 binlik plan haritalarında bu faylar gösterilmiş olsa dahi, küçük ölçek denen, 5 binlik ve binlik uygulama imar olanlarında halen bu riskli alanlar işlenmiş değil ve bizler halen bu aktif fayların üzerine yapı inşa etmeye devam ediyoruz.
İliç’te yaşanan toprak kayması ile sonuçlanmış, yine canımıza mal olmuş maden kazasının da temelinde yatan nedenlerden birinin, aktif fay hattı üzerinde yer alması gerekçe gösteriliyor. Elbet ki, ülkemiz birçok maden açısından zengin yeraltı kaynaklarına sahiptir ve bunların işlenmesi ve kullanılması kaçınılmazdır. Her birimizin elinde tuttuğu cep telefonundan, izlediğimiz televizyona, elektronik aletlerden, inşaat, otomotiv sektörüne, tıptan, askeri savunmaya hayatımızın her alanını maden kaynaklarından elde edilmiş ürünler çevreler.
Bu madenler hammadde kaynaklarıdır. Yaşamlarımızda dokunduğumuz kullandığımız her materyal bu madenler ile üretilir. Altın yalnızca bir yatırım aracı değildir. Altın günümüzde tüm sanayi üretimleri içinde yer alan kıymetli bir iletken metaldir. Elektronik aletlerin makinelerin beynini oluşturan çipler ve makinelerin beynini oluşturan devreler altın ve alaşımları ile yapılır.
Ona keza dünyanın en yüksek kalitedeki bakır cevherlerinden biri de Diyarbakır’da bulunur. Medeni dünyayı sürdüren madenlerdir ve taş devri ile bu süreç başlayalı binlerce yıl olmuştur. Ancak medeniyet, insanlara tedbirli davranmayı, doğru yerlerde, sağlıklı ve sürdürülebilir işletmeler kurmayı ve en iyi mühendislik ile en az zarar veren maden işletme tesislerini kurmayı ve çalıştırmayı da öğretmiştir.
Yer altı zenginliklerimizin ülke ekonomisine katkı sağlaması için işlenmesi kadar doğal bir matematik yoktur. Yine de bizler halen sanayi arıtmalarını tamamlayamamış, gerekli denetimleri başaramamış, işin en ucuzuna ve en kolayına kaçmayı hedefleyen sistemler ile boğuşuyoruz. Halen çevremiz ile uyum içinde sağlıklı, sürdürülebilir ekonomiyi ve yaşamı tesis etmekten çok uzaktayız. Halen yaşam odaklı bakamıyoruz da, her işe kar odaklı bakmayı sürdürüyoruz.
Kaybedilen canlar ve yok olan doğa bizlere ne kadar ağır bedeller ödetirse ödetsin, çevre şuuruna erişmemekte direniş gösteriyoruz. Bedellerimiz çok ama çok ağır! Bizler ne zaman, şuursuzca yaşamak, sanayileşmek, şehirleşmek geleneklerimizden vaz geçeceğiz bilinmez!