Neden farklı insanlarla aynı hikâyeyi yaşıyoruz?

Abone Ol

Bazı insanlar hayatlarının belirli dönemlerinde dönüp geçmiş ilişkilerine baktıklarında dikkat çekici bir benzerlik fark eder. İsimler değişmiştir, yaşam tarzları farklıdır, hatta ilişki farklı koşullarda başlamıştır. Ancak ilişkinin sonunda yaşanan duygular birbirine şaşırtıcı derecede benzer olabilir. Aynı hayal kırıklığı, aynı anlaşılmama hissi, aynı uzaklaşma, aynı çatışmalar…

Bu durum çoğu zaman “Neden hep aynı insanları buluyorum?” sorusunu beraberinde getirir. Oysa belki de daha doğru soru şudur: “Neden farklı insanlarla benzer ilişki deneyimleri yaşıyorum?”

İlişkiler yalnızca iki insanın bir araya gelmesinden ibaret değildir. Her birey, ilişkiye çocukluğundan, aile yaşantısından, önceki ilişkilerinden, inançlarından, korkularından ve beklentilerinden izler taşır. Bu nedenle iki kişi tanıştığında aslında yalnızca iki birey değil, iki yaşam öyküsü de karşı karşıya gelir.

Psikoloji, partner seçimlerinin tamamen rastlantısal olmadığını söyler. Bunun anlamı, herkesin bilinçli olarak kendisine zarar verecek insanları seçtiği değildir. Aksine çoğu zaman insanlar, kendilerine tanıdık gelen ilişki dinamiklerine yönelme eğilimindedir. Çünkü insan zihni, her zaman en sağlıklı olanı değil, en tanıdık olanı güvenli olarak algılayabilir.

Örneğin çocuklukta duygularını ifade etmekte zorlanan bir aile ortamında büyüyen biri, yetişkinlikte de duygularını kolay paylaşamayan partnerlere ilgi duyabilir. Sürekli eleştirilen bir ortamda yetişen biri, eleştirel tavırları “normal” kabul edebilir. Bu durum bilinçli bir tercih değildir; çoğu zaman fark edilmeden gelişen bir örüntüdür.

Ancak burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir. Bir ilişkide yaşanan her olumsuz deneyimi kişinin geçmişine ya da özdeğer algısına bağlamak doğru değildir. İnsanlar değişebilir. Hayat koşulları değişebilir. Sağlıklı bireyler de zaman zaman sağlıksız ilişkilerin içinde bulunabilir. Bir ilişkinin bitmiş olması ya da zarar verici hale gelmesi, tek başına taraflardan birinin eksik ya da yetersiz olduğu anlamına gelmez.

Bununla birlikte, benzer ilişki deneyimlerinin tekrar ettiğini fark etmek önemli bir farkındalık fırsatı sunar. Çünkü tekrar eden döngüler, suçlu aramak için değil, kendini anlamak için değerlidir.

İlişkilerde sıkça gözden kaçan noktalardan biri de partner seçimine gösterilen özen kadar, ilişki içinde nasıl bir partner olunduğudur. Çoğu zaman insanlar “Doğru insanı nasıl bulurum?” sorusuna odaklanırken, “Ben ilişkide nasıl bir iletişim kuruyorum?”, “İhtiyaçlarımı ifade edebiliyor muyum?”, “Sınırlarımı koruyabiliyor muyum?” gibi soruları geri planda bırakabilir.

Oysa sağlıklı ilişkiler yalnızca doğru kişiyi bulmakla kurulmaz. Güven, açık iletişim, karşılıklı saygı, duygusal sorumluluk ve problem çözme becerileri de ilişkinin temel yapı taşlarıdır. Bunlar zamanla öğrenilebilen ve geliştirilebilen becerilerdir.

İlişkilerde farkındalık geliştirmek, geçmişi değiştirmek anlamına gelmez. Ancak gelecekte kurulacak ilişkilerin daha sağlıklı temeller üzerine inşa edilmesine katkı sağlayabilir. Kişi, hangi durumlarda kendini geri çektiğini, hangi davranışları tolere etmekte zorlandığını ya da hangi ihtiyaçlarını dile getiremediğini fark ettiğinde, ilişki kurma biçimi de dönüşmeye başlayabilir.

Belki de en önemli nokta, kendimize şu soruyu yöneltebilmektir: “Ben bu ilişkide gerçekten neye ihtiyaç duyuyorum?” Çünkü bazen sevildiğimizi hissetmek isterken anlaşılmaya, anlaşılmak isterken güvende hissetmeye ihtiyaç duyuyor olabiliriz. İhtiyacın ne olduğunu fark etmek, yalnızca partner seçiminde değil, ilişkinin sürdürülebilirliğinde de belirleyici bir rol oynar.

Sağlıklı bir ilişki, kusursuz iki insanın bir araya gelmesiyle oluşmaz. İki insanın birbirini değiştirmeye çalışmadan, birbirini anlamaya istekli olmasıyla güçlenir. Bu nedenle ilişkilerde en değerli adım, geçmişte yaşananları yargılamak değil; bugünden itibaren daha bilinçli seçimler yapabilmektir.

Çünkü bazen değişmesi gereken insanlar değil, ilişkilere bakış açımızdır. Ve çoğu zaman en büyük dönüşüm, “Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?” sorusundan, “Bu deneyim bana kendimle ilgili ne anlatıyor?” sorusuna geçebildiğimiz anda başlar.