Normal zamanları çok özledik

Abone Ol

Türkiye’de yaz mevsimi, geçmişte siyasetin görece yavaşladığı, gündemin biraz olsun hayatın doğal akışına döndüğü bir dönemdi. Okullar kapanır, şehirlerin kültür sanat programları, festivaller, tatil rotaları, turizm hareketliliği ve insanların yaz planları konuşulurdu. Siyasetle birlikte gazetecilik mesleği de benzer zamansal tekrardan geçerdi. Gazeteciler rutin haberlerin neredeyse sıfıra indiği yaz aylarında görece sakin gündemi özel haberlerle geçirmeye çalışırdı.

Bu yaz ve belki de son yıllardaki birkaç yaz; siyasetin temposunda en küçük bir düşüş yaşanmadığı gibi, ülkenin her sabah yeni bir siyasi kriz, mahkeme kararı, parti içi tartışma ya da erken seçim ihtimaliyle uyandığı bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’nin yaz gündemi artık denizden, turizmden ya da kültür sanat etkinliklerinden değil, yine siyasetten, yine belirsizlikten ve yine geleceğin nasıl şekilleneceğine ilişkin bitmek bilmeyen tartışmalardan oluşuyor.

Son günlerde Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde siyaset yapma imkânlarının yargı kararlarıyla tamamen ortadan kaldırılması durumunda yeni bir siyasi parti kurulabileceğini açık biçimde dile getirmesi, iktidar değişimi beklentisi taşıyan seçmen açısından yeni bir tartışmanın kapısını açtı.

Özel’in açıklamalarına göre öncelik CHP’yi yeniden işler hale getirmek olsa da yeni bir parti seçeneği artık yalnızca kulislerde konuşulan bir iddia değil, şartların oluşması halinde uygulanabilecek bir B planı olarak değerlendiriliyor. Henüz kesinleşmiş bir kuruluş kararı ya da açıklanmış bir takvim bulunmamakla birlikte, bu ihtimalin bile toplumun bir kesiminde heyecan yaratması aslında Türkiye’deki derin umut ihtiyacını göstermesi açısından son derece önemli.

UMUTSUZ SEÇMEN

Uzun süredir mevcut siyasi tablo içerisinde kendisine çıkış yolu bulamayan milyonlarca insanın, henüz somutlaşmamış bir ihtimale dahi neden bu kadar büyük anlam yüklediğinin tartışılması şart. Ekonomik sıkıntıların giderek ağırlaştığı, adalet duygusunun zedelendiği, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aradığı ve toplumun önemli bir bölümünün yarını bugünden daha iyi hayal etmekte zorlandığı bir ortamda, siyaset yalnızca yönetme mücadelesi olmaktan çıkmış, insanların umutlarını bağladığı neredeyse tek alan haline gelmiş durumda.

Özellikle gençlerin yaşadığı umutsuzluğu yalnızca işsizlik oranlarıyla, maaşlarla ya da hayat pahalılığıyla açıklamak yeterli değil. Bugünün gençleri yalnızca ekonomik olarak zorlanmıyor; kendi hayatlarının nasıl ilerleyeceğine dair bir öngörü oluşturmakta, emeklerinin karşılığını alacaklarına inanmakta ve yaşadıkları ülkede kendilerine adil bir gelecek kurulabileceğini düşünmekte de zorlanıyor. Üniversiteden mezun olmanın iyi bir işe, çalışmanın ekonomik bağımsızlığa, yetenekli olmanın başarıya ulaşmaya yetmediğini gören bir kuşağın önüne sürekli sabır, mücadele ve daha fazla fedakârlık önerisi koyuyoruz. Oysa gençler, bütün hayatlarını ülkenin bir gün normalleşeceği ihtimalini bekleyerek geçirmek istemiyor; bugünün içinde yaşamak, gezmek, eğlenmek, üretmek, dünyadaki yaşıtlarıyla aynı imkânlara ulaşmak ve geleceklerini korkmadan planlamak istiyor.

Bu durum yalnızca siyasi kutuplaşmayı artırmıyor, insanların gündelik hayatla kurduğu bağı da zayıflatıyor. Çünkü sürekli kriz içerisinde yaşayan bir toplumun sanata, kültüre, çevreye, kent yaşamına, turizme ya da bilime yeterince alan açması mümkün olmuyor.

Özgür Özel’in kurabileceği yeni parti, muhalif seçmen açısından yeni bir umut oluşturabilir, iktidar değişimi beklentisini güçlendirebilir ve siyasette farklı bir dönemin başlangıcına dönüşebilir. Ancak toplumun gerçek beklentisi yalnızca yeni bir parti ya da yeni bir seçim değil. İnsanlar, sabah uyandığında ülkenin daha da kötüye gittiğini düşündüren haberlerle karşılaşmadığı, çocuklarının geleceği için kaygılanmadığı, geçim sıkıntısının hayatın bütün alanlarını işgal etmediği ve siyasetin gündelik yaşamın önüne geçmediği bir Türkiye istiyor.