Manisa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan o fotoğraf, hepimizin yüreğini burktu. Çöplerin arasında, tozların içinde bir Nutuk duruyordu…
Sıradan bir kitap değil o; bu ülkenin var oluş belgesi, bir milletin bağımsızlık yeminiydi.
Bir okulda, bir eğitim yuvasında, bir meslek lisesinde yani geleceği elleriyle inşa edecek gençlerin bulunduğu bir yerde Nutuk’un çöpe atılmış olması, sadece bir duyarsızlık değil; Cumhuriyet’in ruhuna dokunan bir saygısızlıktır.
Çünkü Nutuk, kâğıt değildir; bilinçtir, inançtır, direniştir.
Bir ülkenin kurtuluş öyküsünü çöpe atamazsınız.
Bir ulusun onurunu, bir liderin emanetiyle birlikte kirli torbalara sığdıramazsınız.
Bugün o kitabı çöpe atan el, belki farkında değildi ama aslında kendi geleceğini çöpe attı. Çünkü Nutuk’u okumadan, Atatürk’ü anlamadan, Cumhuriyet’in hangi bedellerle kurulduğunu bilmeden bu ülkenin yarınını savunamazsınız.
Ben bir emekçi olarak, bir sendikacı olarak, bir öğretmen dostu olarak bu olaya sadece bir okul olayı olarak bakamıyorum.
Bu bir zihniyet meselesidir.
Bu, yıllardır eğitimde bilinci törpüleyen, sorgulamayı değil ezberciliği dayatan, tarihi soğuk bir bilgiye indirgemeye çalışan anlayışın sonucudur.
Oysa Nutuk, bir ezber değil; bir uyanıştır.
Atatürk, o eseri sadece kendi döneminin insanına değil, bugünlere, yarınlara, genç emekçilere, öğrencilerine, üreticisine, tüm halkına armağan etti.
“Ey Türk gençliği!” diyerek başlarken, aslında “Ey bu ülkenin emekçisi, öğretmeni, genci, kadını, çiftçisi” diye sesleniyordu.
Bugün bir meslek lisesinde Nutuk’un çöpe atılması, eğitimin değer üretmekten uzaklaşmasının acı bir göstergesidir.
Eğitim yalnızca beceri kazandırmak değildir; bilinç, sorumluluk ve yurttaşlık kazandırmaktır.
Eğer bir genç, kendi ülkesinin kurtuluş belgesine yabancıysa, orada bir eksiklik vardır: O eksiklik, sistemdedir, yöneticilerdedir, bizdedir.
“Emeğin alın teri kadar kutsal olan bir şey varsa, o da bilginin alın teridir.”
Bugün öğretmenlerimizin, eğitim emekçilerimizin üzerindeki baskılar, ekonomik zorluklar, değersizleştirme politikaları; işte bu tür olayları doğuruyor.
Eğitimin içi boşalırken, değerler de hızla eriyor.
Biz sendikalar olarak yıllardır söylüyoruz: Eğitim sadece müfredat değil, bir duruştur.
O duruşun adı Cumhuriyet’tir.
O duruşun rehberi Nutuk’tur.
O yüzden diyoruz ki; okullar sadece bilgi değil, bilinç üretmeli.
Öğrencilere sadece el becerisi değil, kalp ve vicdan kazandırmalı.
Bir genç tornavida tutarken aynı zamanda vatan sevgisini, adalet duygusunu, dayanışmayı da öğrenmeli.
Manisa’daki o görüntüye bakarken bir an düşündüm:
Atatürk bugün yaşasaydı, o çöp kutusundan Nutuk’u alır, tozunu siler, gençlere uzatırdı.
Ve belki şöyle derdi:
“Evlatlarım, ben bu kitabı yazarken kan ve gözyaşı vardı. Siz onu atmayın, okuyun, anlayın, yaşayın.”
İşte bizim görevimiz budur.
Biz o tozlu Nutuk’u, o kirli torbadan çıkarıp yeniden yüreklere koyacağız.
Çünkü o kitap, bu ülkenin direniş pusulasıdır.
Bugün Cumhuriyet’in yüzüncü yılını geride bırakırken hâlâ bazı eller Nutuk’u çöpe atıyorsa, biz daha çok yazacağız, daha çok anlatacağız, daha çok savunacağız.
Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i savunmak, sadece anmalarda değil, her günkü emeğimizde, her sözümüzde, her duruşumuzda olmalı.
Bir emekçi için Nutuk, çalışma masasının üstünde olmalı.
Bir öğretmen için Nutuk, sınıfın başucunda olmalı.
Bir öğrenci için Nutuk, yol haritası olmalı.
Çünkü o sayfalarda sadece tarih yok; umut var, adalet var, eşitlik var, halk var, emek var.
Bu olay bize bir kez daha gösterdi:
Bir kitap çöpe atılabilir, ama bir fikir asla atılamaz.
Nutuk’u çöpe atanlar belki sayfalardan kurtulabilir, ama o fikir, o ses, o ruh; her emekçinin, her Cumhuriyet sevdalısının kalbinde yaşamaya devam eder.
Biz emekçiler, o sesi asla susturmayacağız.
Çünkü biliyoruz ki:
Bir ülke, Nutuk’un sayfalarına değil; Nutuk’un bilincine sahip çıktığı sürece ayakta kalır.