Hepinizin bildiği gibi, 35 yıllık siyasi yaşamıma Konak İlçe Başkanlığı, Büyükşehir ve Konak ile Karabağlar Belediye Meclis Üyelikleri ve İl Başkan Yardımcılığı gibi birçok görev sığdırdım. Bu süreçte kazandığım birikim, yerel yönetimlerin en ince ayrıntılarına kadar işleyişini anlamama vesile oldu. Ancak beni asıl tanımlayan, görevlerden çok duruşumdur. Karakterim gereği hiçbir zaman yalakalık yapmadım, dalkavuk olmadım. Ne görev ne makam hırsı, doğru bildiğimi söyleme cesaretimi elimden alamadı. Bu köşe de bana bu doğruları ifade etme gücü ve sorumluluğu verdi. Bazen hak eden başkanları, yöneticileri yaptıkları olumlu işler nedeniyle alkışladım. Bazen de yanlış gördüğüm uygulamalara, kimseyi hedef göstermeden, yok saymadan; kibar ve naif bir üslupla önerilerimi sundum. Çünkü siyaset, sadece eleştirmek ya da övmek değil, yol göstermek ve katkı sunmak da demektir. Ne var ki öyle bir noktaya geldik ki… En yakınımdaki dostlar bile “Abi, başkanım, Uğur, dediklerinin hepsine katılıyorum, çok doğru söylüyorsun… Ama bu başkanlar sonra sana tepki gösterir, önünü keser” demeye başladı.
ACI ÖZET
Bu cümle, bugün geldiğimiz siyaset anlayışının acı bir özetidir. Doğruyu söyleyen değil, alkışlayan değer görüyor. Öneri sunan değil, susan makbul sayılıyor. Oysa yanlış gördüğünü içe atmak, hele ki bu şehre hizmet etmeyi dert edinmiş biri için, en az hata yapmak kadar büyük bir kusurdur. Belki bağrımıza taş basarak çok daha acı gerçekleri içimizde tutuyoruz ama doğru bildiğini söylemekten vazgeçmek, teslim olmak demektir. Ben bu teslimiyeti kabul etmiyorum. Doğruyu söylemeye, yanlışın karşısında durmaya, tüm dik duruşumla devam edeceğim. Çünkü biliyorum ki susmak, çözüme değil sorunlara hizmet eder. Ve belki bugün alkış yerine tepki alırım, ama yarın halkın vicdanı gereken takdiri gösterecektir. Yerel yönetimler, bir şehrin kaderini doğrudan belirleyen en kritik mekanizmalardan biridir. Dolayısıyla bir belediye başkanının her hareketi, aldığı her karar, attığı her imza yalnızca kendi dönemini değil, o şehrin yıllarını, hatta bazen nesillerini etkiler.
ELEŞTİRİYE AÇIK
Bu kadar büyük bir sorumluluğu üstlenen kişilerin de eleştiriye, denetime, yönlendirmeye açık olması gerekir. Ama ne yazık ki çoğu kez tam tersi bir tablo ile karşılaşıyoruz. Belediye başkanlarına doğruyu göstermek, eksikleri söylemek, yapıcı öneriler sunmak çoğu zaman “eleştirmek” hatta “karalamak” olarak algılanıyor. Oysa yöneticilik, sadece alkışlarla değil, eleştiriyle de büyüyen bir sorumluluk makamıdır. Bu ayrımı yapamayan başkanlar, kendilerine fikir sunanı, yapıcı eleştiri getireni bir kenara itip her dediğine “evet” diyen, alkışlayan, övgü sıralayan kişileri baş tacı yaptıklarında büyük bir yanılsamaya düşmektedirler. Geriye dönüp baktığımızda çok örnek vardır: Dönemi boyunca “her şey yolunda” denilen, etrafında sürekli "çok iyi yönetiyorsunuz" diyen insanlar toplanan; ama seçim yenilgisiyle yüzleştiğinde bir anda yalnız kalan başkanlar. Çünkü o alkış sesleri, sandığın başında susmuştur. Hangi vaatler tutuldu? Hangi eksikler düzeldi? Halkın gerçek gündemi neydi? Onu alkışlayanlar değil, oy verenler cevap verir bu sorulara… Burada asıl sorun, doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi tanımayan başkanlara dair. Yapıcı eleştiriyi “düşmanlık”, dalkavukluğu “sadakat” gibi algılayan bu yaklaşım, hem yöneticiyi küçültür hem de şehri geri götürür. Doğru olan, yol göstereni düşman görmek değil, değer vermektir. Çünkü gerçek belediyecilik; eleştiriye kulak verip, öneriyi tartıp, yanlışta ısrar etmeyip doğrunun peşinde koşmayı gerektirir. Ne yazık ki bazı başkanlar bu hatayı çok geç fark eder. Sandık gecesi veya aday belirlemede sonuçlar açıklanırken, gözleri salonu tarar… “Beni hep destekleyenler nerede?” diye sorar ama o gün çok geçtir. Çünkü halkın vicdanı, sessiz ama kesindir. Ve dalkavukların alkışları orada karşılık bulmaz. Başkanlar, şunu aklından çıkarmamalı: Eleştireni değersiz kılarak değil, dinleyerek olur büyük başkan. Dalkavukların değil, halkın gönlünde yer etmek istersen; övgüyü değil, gerçeği aramalısın. Çünkü sonunda kimse “Seni en çok kim alkışladı?” diye sormaz. “Bu şehre ne kattın?” diye sorar.