Bugün sizler için düzenlemiş olduğunuz panelde hep birlikte futbol oyun alanındaki en önemli yer neresidir sorusunun yanıtını bulmaya çalışacağız. Efendim bendeniz önce 27 yılı sahanın içinde hakem ve gözlemci olmak üzere, çeşitli temsiliyetler dahil 35 yıla varan süreye yayılmış futbol geçmişime istinaden bu konuda kısa açıklamalarda bulunmaya çalışacağım. Saygıdeğer katılımcılar, futbol oyun alanı üzerinde değişik isimlere sahip yerler bulunuyor ancak şimdi bunları tek tek saymaya ve işlevlerini anlatmaya kalksak emin olunuz sabaha dek süren bir süreç yaşarız. Abartmıyorum, lütfen hemen itiraza yeltenmeyiniz. İlle de say bakalım mı? Yani siz de yorgunu yokuşa sürmeye bayılıyorsunuz efendim. Peki, gönlünüz olsun. Oyun alanı denilen 105* 64m ebatları dahilindeki bu yerde iki adet üç direkli kale, iki ceza alanıiki kale alanı, bir adet orta yuvarlak, iki adet ceza yayı, iki penaltı noktası ve dört köşe gönderi var. Oyun alanını ikiye böldüğünüzde her iki tarafta ofsayt kararı oluşumu için birer adet yarı saha ile oyun alanına neredeyse bitişik iki yedek kulübesi var. Hem bunları ne diye bana pazarda mal satıyormuşum gibi saydırıyorsunuz ki, her biri topu kendi yanına çağırdığında ayrı ayrı önem kazanır, o zaman görürsünüz. Şimdi içlerinden en değerlisi hangisi sorusuna yanıt olarak penaltı noktasıdır dememi bekleyenler yanılırlar zira orada tek bir vuruşa bağlı olumlu ya da olumsuz tek bir sonuç bulunmaktadır. Oysa orta saha öyle mi ya?
SERSERİ MAYIN
Orada tıpkı yaşam gibi öylesine bir curcuna, öylesine acımasız bir keşmekeş egemenliği var ki, maçı ele alabilmek, koparıp götürmek ve zafere ulaşmak için savaşın asıl yapıldığı alan burasıdır desek asla yalan olmaz ve bunu da futbol alemindeki kimse yadırgamaz. İlahi yazar kardeşim, kaleden daha mı önemli yani, futbolun meyvesi olan gol yalnız ve yalnız top kaleye girince oluyor, orta sahada serseri mayın gibi dolaşınca değil! diyerek düşüncesini yüksek perdeden ifade eden enarka sıradaki gözlüklü beyefendiye cevaben beyan etmeliyim ki : “Orası muhakkak efendim ama bakınız ülkemizdeki hemen herkes gibi siz de sonuç odaklı konuşuyorsunuz. Size sonuç önemli değil diyen olmadı ki, önemli olan sonuca nasıl gittiğiniz diyorum ben. Ya da daha açıkçası, gidiş yolunda neler yaşanırken sizin hangi yolu seçtiğiniz. Bu itibarla, yukarıda seçtiğim curcuna ve keşmekeş sözcükleri beni affetsinler ama galiba “cendere” sözcüğü çok daha doğru olacak orta sahayı tasvire. Her an her renkten insanın bulunduğu, satıcıların avazı çıktığı kadar bağırdığı ancak kimsenin birbirini duymadığı bir pazar yerine benzemekle birlikte burasını da bir şekilde yönetenler var ve onlarda burada mutlak hakimiyet kurmaya ant içmiş kimlikler olarak görünmekte. Ortada futbol oyununun özelliği gereği paylaşılamayan bir top var ve oyuncular deli danalar gibi bir oraya bir buraya koşup ona ulaşmaya, sahip olmaya, hatta kenardan“top bizde kalsın” diye kendisini paralayarak bağıran teknik direktör yüzünden topu kazandıkları anda – bir süre onunla baş başa keyif yapmamışlarsa eğer -hemen kendi takımarkadaşlarına ulaştırmaya çalışıyorlar. Alan da topu verdi verdi, veremeyip ayağından mı alındı, buyurunuz yeni bir koşuşturma size. Bu kez rakibi belli yerlere hapsetmek suretiyle oynatmama, oyundan düşürmeye çalışma derken herkes yaşamda olduğu gibi kendi savaşını kazanma gayretini en yüksek motivasyonla sergilemeye başlıyor. Bu yüzden sahadaki yirmi iki oyuncunun yaklaşık dörtte üçü burayı neredeyse evlerinin arka bahçesi olarak değerlendirerek maç boyunca burada yaşamayı seçmekte. Pek matah bir şey değil aslında bu, yaşamasına yaşasınlar, memlekette özgürlük var elbet ancak rakibin kalesine gidemeden salt orta sahada top oynamaya çalışmak işin biraz tiyatro kısmı sanırım. Kimi bu sayede oynuyor görünüp kalabalıkta saklanmakta, kimi oynamaya çalışsa da oynatmamaya çalışmayı futbol zannedenler yüzünden kapana kısılmakta, kimi de zaten öğrenilmiş bir çaresizlikten doğan boşvermişliği kendine düstur edinmiş biçimde oradan oraya şuursuzca koşarakmaç bir an önce bitsin diye duada. Bakınız bu noktada, sorulara geçmeden önce hızlıca ifade etmeliyim ki; futbol dediğiniz yaşamın öylesine büyük bir parçası ki, ne olup bittiğini görmek için çok yakınına dek yaklaşmaya gerek yok.
KİRLİ FANATİZM
Hatta sahada yaşananı, belleğinizdeki kirli fanatizmden arındırarak ve biraz da geri çekilerek izlerseniz, kimin kimi hangi taktikle oyuna getirdiğini rahatlıkla görebileceğinize eminim. Mesele asıl sizin orta sahayı ne kadar sevip önemsediğinizde ve buradan kuracağınız oyunu sahanın her yönüne dengeli olarak hızla yayabilmenizde. Yoksa futbolda “şişirme”olarak tabir edilen rastgele uzun toplarla, at topu rakibin ceza sahasına ve bu şekilde golü bulmaya çalış, oh ne ala memleket. Hal bu ki asıl olan rakibin hatasına bel bağlamadaniyi top oynamak veiyi top oynayabilmek içinde öncelikle merkez ile birlikte oyun felsefe ve ilkelerinizi rakibe teslim etmemeyiunutmamaktır diyorum ben, elbet belleği daima sıcak tutarak. Evet, şimdi gelelim sorularınıza. “Orta sahayı futbolun kalbinin olduğu yer olarak tarif ettiniz, acaba salt burada üstünlük kurmak, kazanmak için yeterli mi ?” diye soran sayın katılımcıya şu yanıtı vermem gerekiyor “Elbette ki hayır efendim. Bir maçı kazanmanın yolu, herkesin ne yapılacağı konusunda oturduğu yerden sürekli ahkâm kesmesiyerine, sahanın her köşesine ne yaptığını bilerek yayılmanın önemini iyi özümsemiş olmaktan geçer. Unutmayınız ki siz eğer sahanın her yerine eşit oranda ve bilinçle yayılabilen bir futbol takımıysanız, maçın her karesinde rakibe büyük görünür ve istediğiniz sonucu mutlaka elde edersiniz. O zaman zaten her yer sizin için orta sahadır. Başka sorusu olan?