Venezuella diye bir ülke var. Taa dünyanın öbür ucunda. Daha düne kadar yarım da olsa bir demokrasisi vardı… Şimdi onu da kaybetti. Karakas için karanlık giderek yükseliyor. Petrolü var ama parası yok. Peki niye böyle oldu? Film neden uçurumun dibinde bitti.? Anlayalım. Hikayenin başrolünde Nicolás Maduro var. Bir de onu seçen milyonlar. “Lider ruhlu” Maduro Caracas’ta doğdu. Kenar mahallede yoksul bir ailede büyüdü. Okumadı. Üniversite yok.Diploma yok. Ama yetenek işte. Allah vermiş. Direksiyonu var. O da ilahi adalete karşı mı gelsin otobüs şoförü olmuş. Yanlış anlaşılmasın… Otobüs şoförlüğü ayıp değil. Ama devlet yönetmek de servis çekmekle aynı değil. Maduro, direksiyon başındayken sendikacılıkla tanıştı. Sonra siyasete girdi. Bir anda devrimci oldu. Hugo Chávez’in gölgesinde basamakları hızla çıktı. Chávez ölünce de. Hoop.. Koltuğa. Canım Venezuella. Tam bir masallar diyarı. Daha 10-15 yıl önce otobüs kullanan bu adam devlet yönetecek, saraylarda yaşayacak. Oldu ama yarım oldu. Ülkede her şey “gibi gibiydi.” Seçim var. “Seçim” gibi. Muhalefet var o da “muhalefet” gibi. Ekonomi? O var gibi de yok gibi de. Asgari ücret 1 dolar ile 2.5 dolar arasında hesaplanıyor. Kur belli değil. Market rafları da karınlar da boş. İşsizlik tavan. Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesinin hali. Ee kimi seçersen öyle yönetilirsin. Bak şimdi.
EMLAKÇI TRUMP
Mesela Trump? Adam emlakçı. Dünya siyasetine rezidans mantığıyla bakıyor. “Sanki “Monopoly”i oynuyor. Orası bana lazım. Ver. Vermezsen ben zorla alırım. Alamazsam seni mahvederim. Kapitalizmin dibi. Kuzey Kore lideri asker. Ülke maşallah kışla gibi. Herkes er. Bir tek komutan o. “Emredersiniz de rahat et. Hindistan’ın lideri Modi… Çaycı. Romantik anlatılıyor ama ülkesinde demokrasi çayı maşallah buz gibi. Putin ajan. Refleksleri KGB’den geliyor. Devleti sır gibi yönetiyor. Gizli ve sert. Zelenskiy komedyen. Şaka yaparken ülke yöneten ilk lider. Alkışla gelen, sirenle yaşayan değişik bir tarz. Hepsini boşverin. Papa’nın bile eski mesleğinin gece kulübü bekçisi olduğunu var sayarsak. Bu demokrasi de bir yanlış var gibi ha. Ne dersin? Dur dur. Hemen gözlerin parlamasın. Anlatmaya çalıştığım demokrasi dediğin kuru kuru bir sandık değildir. Ehliyet ister. Bilgi ister. Liyakat ister. Memleketi Playstation oynar gibi yönetmeye kalkarsan, “reset” tuşunu bulmazsın. Yapacağın ufacık bir hatanın bedelini milyonlar öder. Bazen parasıyla. Bazen hürriyeti ile. Bazen de canıyla. O koltuklarda her babayiğit direksiyon sallayamaz. Sallamaya kalkarsa işte yolun sonu Venezuella. Uçurumun dibi.