Nihat AK/EGE TELGRAF- Milli Eğitim Bakanlığı yüzde 43.92’lik tavan zam oranını uygulayan birçok özel okulda birinci sınıf ücretleri 1.5 milyon TL’ye yaklaşırken, eğitim, yemek ve KDV dahil maliyetler 1 milyon TL’yi aştı. Yemek, servis ve ek hizmetlerle birlikte yıllık toplam tutar üst segment okullarda 2 milyon TL sınırına dayandı. Ara sınıflarda yıllık maliyetler 400 bin–800 bin TL arasında değişirken, lise hazırlık sınıflarında ücretler 800 bin TL’den 1.3 milyon TL’ye kadar yükseldi.

EĞİTİM İÇİN KREDİ ÇEKİLİYOR
Kamusal eğitimdeki eksiklerin özel eğitimle giderilmeye çalışılmasının eğitimi paralıya dönüştürdüğünü vurgulayan, VELİDER İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, “Türkiye’de kamusal eğitimin niteliği o kadar düşürüldü ki, yani devlet okullarında yeterli eğitim verilemediği için, yeterli kaynak ayrılmadığı için, orta sınıf bütün veliler çocuklarını bir ihtimal daha iyi eğitim alırlar diye özel okullara gönderiyor. Bu süreç okul öncesi eğitimden başlıyor, liseye ve üniversiteye kadar devam ediyor. Hatta yüksek lisans programları bile artık “testsiz” adı altında paralıya dönüşmüş durumda. Dolayısıyla özel okul, eskisi gibi bundan 20 yıl önceki gibi sadece çok zenginlerin çocuklarını gönderdiği bir yer olmaktan çıktı. Türkiye’deki orta sınıf; avukat, doktor, karı koca çalışan, öğretmen, mühendis çocuklarına tek seçenek olarak bunu görüyor. Burada siyasal gelişmelerin de etkisi var elbette. Eğitim sisteminin laik eksenden kayması sonucu, görece laik eğitim sistemine uygun eğitim verdiğini iddia eden okullara insanlar bankalardan kredi çekerek çocuklarını gönderiyor. 2 milyonluk okullar elbette var. Ama ortalamanın yaklaşık yıllık 450–500 bin lira bir eğitim gideri olduğu bize gelen bilgi. Bu bir ortalama. Bunun içinde Bergama’daki okul da var, Gaziemir’deki, Menderes’teki okul da var. 2 milyon bandı çok yüksek bir rakam” diye konuştu.

YAN YOLLARDAN FATURA YÜKSELİYOR
Zam limitlerinin yan yollardan delinmeye çalışıldığına dikkati çeken Başkan Kalafat, “Burada devlet bir harç belirliyor. Diyor ki özel okullar, tıpkı kiralardaki artışlar gibi, belli bir oranda artış yapabilir. Ama özel okulların sahipleri sonuçta eğitimci değiller. Elbette işini hakkıyla yapan eğitimciler vardır ama oraya sermaye koyan unsur bir tüccar. Eğitimden para kazanmayı düşünen bir unsur. Ve bu yüzde 30, yüzde 40 artışlar hesaplanırken ara kademelere yapılacak zamda TÜİK verilerinin kullanıldığını biliyor ve TÜİK verilerine güvenmiyor. Bu durumda yapabileceği tek bir şey kalıyor: okul yemeği fiyatlarını zamlandırıyor. Okul servisini “ancak bunu kullanacaksınız” diyerek zamlandırıyor. Yardımcı kaynak kitapları “İngiltere’den getiriyoruz” diyor; 1 liraya getirdiğini 10 liraya faturalandırıyor velilere. Yani mesele sadece okula verilen kayıt parasıyla, aylık taksitle bitmiyor. Orada okumanın bedeli, en az okul kadar bir masraf daha çıkarıyor.Yani bir okul 400 bin liraysa, toplam 800 bine çıkıyor. 1 milyon liraysa, 2 milyona çıkıyor. Denklem bu. Sistem bunun üzerine kurulmuş durumda” ifadelerini kullandı.
Nitelikli kamusal eğitime geçilmesinin soruna çözüm getirebileceğine değinen Başkan Kalafat, “ Türkiye’de dünya ölçeğinde bilimsel eğitim yapılan kamusal eğitimin arttırılması gerekiyor. Bu da bütçeden geçiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, hükümet yetkililerinin eğitime ayırdıkları bütçeyi artırmaları gerekiyor. Nitelikli öğretmenlerin, siyasi liyakatle değil gerçekten nitelikli öğretmenlerin ve müfredatların getirilmesi gerekiyor. Herkes mahallesindeki okuluna çocuğunu gönül rahatlığıyla gönderebilmeli. Kimse özel okul ihtiyacı hissetmemeli. Bunu yapmayıp da, parası olmayan insanların çocuklarının gittiği okulları niteliksiz hale getirip, sadece parası olanların okuyabildiği bir sistemi yaratmak bu sistemin temel sorunu. Bir yerde talep varsa, o talebin karşılığında arzı belirleyen tüccarlar da fiyatlarla istedikleri gibi oynayabilirler. Biz ekonomik yükten ortaya çıkan sonucu böyle okuyoruz” diye konuştu.
YURTDIŞINA KAÇIŞ KAPISI
Çok yüksek bedelli özel okulları yurtdışı kapısı olarak görüldüğüne de değinen Başkan Kalafat, “Yüksek paralı okullar, değişik sınav sistemleriyle, uluslararası okullara yani Türkiye dışındaki okullara bir kopuşun da kapısını açıyor. Bu da bir seçenek olarak sunuluyor. TAKEV, Tevfik Fikret, Saint Joseph, Amerikan Koleji gibi okullardan çıkan çocuklarla yapılan anketlerde, çocukların yüzde 98’i üniversite tercihini Türkiye dışında yapacağını söylüyor. Fransa’da Lyon Üniversitesi, Paris’te başka bir üniversite, Almanya’da mühendislik… Zaten çocuklar açıkça söylüyor: “Biz burada kalmayacağız.” Bu okullar hem dil açısından hem de üniversiteye kabul ve iş bulma açısından bir kapı sunuyor. Ama sonuç şu: Bu ülkenin yetişmiş, nitelikli, dil bilen, bilimsel eğitim almış çocukları bu ülkede yaşamak istemiyor. Kaçmak istiyorlar. Bu da beyin göçü dediğimiz şey.Yurt dışı kapısı olan liselere çok yüksek paralarla gitmenin önü böyle açılıyor. Niye altın kıymetli? Çünkü az. Niye pırlanta kıymetli? Çünkü az. Sistemimiz çok açık ve net: Parayı verin. Parayı verirseniz çocuğunuz hayatı boyunca nitelikli eğitim alır ve aynı zamanda iş bulabileceği üniversitelerde okur deniliyor.Yani paralı eğitim, gizli özelleştirmenin başka bir adı haline gelmiş durumda” şeklinde konuştu.
YEMEKLERE ORANTILI ZAM
Yemek zamlarının anormalliğine velilerin tepki göstermesi gerektiğine vurgu yapan Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ömer Ulaş Kırım, “Öğrencilerin okulda yemek tüketimi kaliteli eğitime önemli bir destek sağlıyor. Ama son dönemde kulağımıza bazı özel okulların eğitim ücretlerini istediği kadar artıramadığında farklı yollara saptıkları bunlardan birinin de yemek ücretleri olduğu belirtiliyor. Yemek üretiminin ve servis edilmesinin önemli kriterleri var. Yemek zamların enflasyon rakamları ve asgari ücrete gelen zamlarla paralel ilerlemesi gerekiyor. Bu oranların üzerinde yapılan zamlar olduğunda veliler tepki göstermelidir. Yemek bedelleriyle yemek karşılanmalıdır. Yemek adı altında özel okul ücretleri zamlanmamalıdır” dedi.






