Türkiye İspanya başbakanı Pedro Sanchez’i konuşuyor. Son günlerde ülkemiz de başta olmak üzere tüm dünya hemen dibimizde başlayan savaşa odaklanmış durumda. Hepimiz de biliriz ki, savaşın yarattığı tahribatın en ağır yönü kuşkusuz toplumlarda bıraktığı kalıcı travmadır. Savaş sadece şehirleri değil, insanların geleceğe dair umutlarını da yıkar. Eğitimden sağlığa, ekonomiden toplumsal huzura kadar her alan zarar görür ve bu yaraların sarılması bazen on yıllar alır. Bu nedenle uluslararası toplumun en önemli sorumluluğu, böylesi çatışmaların büyümesini engelleyecek diplomatik yolları güçlendirmektir.
Tarih göstermiştir ki savaşların kazananı çoğu zaman yoktur; ancak kaybedeni her zaman insanlık olur. Sonuç olarak ABD–İsrail–İran gerilimi, sadece askeri bir mesele değil; küresel güvenlik, enerji dengeleri ve insanlık açısından büyük riskler barındıran bir krizdir. Böylesi bir süreçte sağduyu, diplomasi ve diyalog, savaşın yıkıcı sonuçlarından çok daha değerli ve gerekli hale gelmektedir. Çünkü barışın maliyeti ne olursa olsun, savaşın maliyetinden her zaman daha düşüktür.
KÜRESEL GÜÇ
Dünya siyaseti uzun yıllardır büyük güçlerin gölgesinde şekilleniyor. Özellikle küresel askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduran ülkeler, çoğu zaman diğer devletlerin politikalarını doğrudan ya da dolaylı biçimde etkileyebiliyor.
Bu nedenle birçok ülke, uluslararası ilişkilerde güçlü olanın çizdiği sınırlar içinde hareket etmeyi tercih ediyor. Böylesi bir ortamda bağımsız bir duruş sergileyebilmek ise her lidere nasip olmayan bir cesaret ve siyasi irade gerektiriyor. İşte İspanya Başbakanı Pedro Sánchez de son dönemde sergilediği tavırla tam da bu noktada inanılmaz bir dikkat çekiyor. Ülkesinin egemenlik haklarını ön planda tutarak büyük güçlere karşı gerektiğinde net bir duruş ortaya koyabilmesi, dünya siyasetinde giderek azalan bağımsız liderlik örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle askeri üsler ve uluslararası politikalar konusunda “ülkemin çıkarları her şeyden önce gelir” diyebilen bir yaklaşım sergilemesi, yalnızca İspanya’da değil tüm dünya kamuoyunda ve özellikle ülkemizde de büyük yankı buluyor. Bugün dünya üzerinde pek çok ülke, ekonomik ya da askeri baskılar nedeniyle büyük güçlere karşı sesini yükseltmekte zorlanıyor. Bu nedenle güçlü aktörlere karşı egemenlik haklarını savunabilen liderler, yalnızca kendi ülkelerinde değil, başka coğrafyalarda da dikkatle izleniyor. Çünkü bağımsızlık; sadece bir söylem değil, gerektiğinde güçlü olanın karşısında bile kendi kararını savunabilme cesaretidir.
Tarih bize şunu gösteriyor: Gerçek liderler, güç dengelerine göre değil, ülkelerinin onuruna ve bağımsızlığına göre hareket eder.
Bu noktada akla gelen en güçlü örneklerden biri hiç kuşkusuz Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarında dünyanın en güçlü devletlerine karşı “tam bağımsızlık” ilkesini savunmuş ve bu ilkeyi yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı haline getirmiştir. Onun “Bağımsızlık benim karakterimdir” sözü yalnızca bir ifade değil, bir milletin kaderini değiştiren tarihsel bir duruşun özeti olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu bu bağımsızlık anlayışı, aslında tüm dünya için evrensel bir liderlik modelidir. Çünkü ulusal egemenlik, ancak güçlü bir irade ve kararlılıkla korunabilir. Bugün dünyada bazı liderlerin ortaya koyduğu bağımsız tavırlar da bu geleneğin modern yansımaları olarak değerlendirilebilir.
Pedro Sánchez’in son dönemde sergilediği tutum, bu açıdan dikkat çekici bir örnek olarak görülmektedir. Küresel güç dengelerinin son derece hassas olduğu bir dönemde, ülkesinin egemenliğini ve siyasi bağımsızlığını ön plana koyan bir yaklaşım sergilemesi, birçok kişi tarafından saygıyla karşılanmaktadır. Çünkü dünya siyasetinde çoğu zaman güçlü olanın değil, cesur olanın sözleri hafızalarda kalır. Elbette her ülkenin koşulları, tarihi ve politik dengeleri farklıdır. Ancak bağımsızlık fikri, bütün milletler için ortak bir değerdir. zBu nedenle ulusal egemenliği savunan liderler, dünyanın neresinde olursa olsun dikkat çeker ve takdir edilir. Bugün küresel siyasetin karmaşık dengeleri içinde bağımsız bir duruş sergileyebilen liderlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Çünkü uluslararası ilişkilerde saygı, çoğu zaman güce değil, kararlı bir iradeye dayanır. Kendi ülkesinin çıkarlarını cesaretle savunan liderler ise yalnızca kendi toplumlarının değil, bağımsızlık arayışındaki bütün halkların umudunu güçlendirir. Tarih bize gösteriyor ki, bağımsızlık ve egemenlik söz konusu olduğunda cesur adımlar atan liderler unutulmaz.
Ve bu liderler, sadece kendi dönemlerinin değil, gelecek kuşakların da hafızasında yer eder.