2025 yılının ilk çeyreğinin son günleri; Türkiye finansal piyasaları açısından son yılların en sert türbülanslarından birine sahne oldu. İç siyasette tansiyonu artıran gelişmeler ile birlikte Borsa İstanbul’da yaşanan sert satışlar, döviz kurları ve kıymetli maden fiyatlarındaki ani dalgalanmalar yatırımcı algısını ciddi şekilde bozarken; piyasalarda fiyatlama davranışları, rasyonel beklentilerin ötesine geçerek yüksek belirsizlik sarmalına girdi. Artan politik tansiyon, yalnızca uluslararası yatırımcıların değil, yerli yatırımcıların da risk iştahını önemli ölçüde törpüledi. Bu gelişmenin ardından Türk lirası cinsinden varlıklarda başlayan satış dalgası, kısa süre içerisinde CDS primlerinin yeniden 320 baz puanın seviyelerine yükselmesine, BIST 100 endeksinin 10.000 puanın altına gerilemesine USD kurunun 41,5 TL ile yeni bir rekor kırmasına yol açtı.
Döviz kurlarında üst üste gelen tarihi zirveler, altın ve gümüş gibi dolar bazında fiyatlanan değerli metallerin de rekor seviyelere ulaşmasına yol açtı. Tahvil piyasasında ise faizlerdeki sert yükseliş, özellikle yabancı yatırımcıların portföylerini hızlı şekilde boşaltmasına neden olurken; bireysel yatırımcıların son dönemde yoğun ilgi gösterdiği para piyasası ve kısa vadeli borçlanma araçları fonları da tahvil fiyatlarındaki keskin düşüşten olumsuz etkilendi ve kayıplar yaşadı. Borsa İstanbul tarafında ise sadece üç günlük süreçte toplam piyasa değeri yaklaşık 2 trilyon TL eridi. BIST 100 endeksi haftalık bazda 2008 küresel finans krizinden bu yana en kötü performansını sergilerken, özellikle banka hisselerinde pozisyon alan yatırımcıların portföylerinde üç işlem günü içerisinde yüzde 25’e varan değer kayıpları yaşandı. Ekonomi yönetiminin devreye aldığı önlemler ve kamu yatırım kuruluşlarının yönlendirmeli alımlarıyla satış baskısı bir nebze dengelenmiş olsa da başta bankacılık sektörü olmak üzere hisse senedi piyasasında yaşanan kayıpların kısa vadede tamamen telafi edilmesi zor görünüyor.
Bu tür dönemlerde yatırımcı algısını toparlamak, salt para politikası araçlarıyla değil, güven tesis edici iletişim stratejileriyle de mümkündür. Ekonomi yönetiminin bu bağlamda sergilediği proaktif yaklaşım gerek Merkez Bankası’nın likidite yönetimiyle gerekse Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın koordinasyonundaki kamu otoritelerinin döviz ve piyasalara yönelik yatıştırıcı adımları ve açıklamaları ile piyasada daha derin bir kriz riskini şimdilik ötelemiş durumda. Özellikle Merkez Bankası'nın döviz piyasasının sağlıklı işlemesine yönelik attığı adımları, piyasadaki likidite fazlasına yönelik alınan önlemler ve yabancı yatırımcılara yönelik güven tazeleyici mesajları, kur üzerindeki aşırı oynaklığı sınırladı.
Volatilitenin bu denli yüksek olduğu zamanlarda yatırımcılar rasyonel olmaktan çok riskten kaçınma eğilimiyle hareket eder. Politik belirsizliklerin yoğunlaştığı dönemlerde fiyatlamalar, temel ekonomik göstergelerden ziyade algılara dayanır. Türkiye özelinde, jeopolitik riskler ve iç siyasetteki ani gelişmeler, yatırımcı psikolojisinin “kaçış” mekanizmasını tetiklemektedir. Bu süreçte yabancı portföy girişleri durma noktasına geldi, hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetlerine yönelik yabancı ilgisi zayıflarken, mevduat faizleri üzerindeki yukarı yönlü baskı arttı. Özetle; risk primi yeniden fiyatlanırken, kurumsal yatırımcılar pozisyonlarını yeniden yapılandırma sürecine girdi.
Ekonomi yönetiminin son dönemde yeniden gündemine aldığı ortodoks politikalar; sıkı para politikası, bütçe disiplinine yönelik aksiyonlar ve enflasyonla mücadele söylemleri ile yabancı yatırımcılar nezdinde bir güven zemini oluşturmaya başlamıştı. Ancak bu güven, politik gelişmelerle zedelenme riski taşıyor. Bu noktada; ekonomik reformların sürdürülebilirliği, hukuk devleti ilkesine bağlılık ve kurumsal şeffaflık gibi temel parametrelerin yeniden ön plana çıkarılması gerekiyor.
Normalleşmenin sağlanabilmesi için: TCMB’nin sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdürmesi, her ne sebeple olursa olsun mali disiplinden taviz verilmemesi, hukukun üstünlüğüne yönelik güçlü ve tutarlı söylemlerin geliştirilmesi ve uygulanması, uluslararası yatırımcılara yönelik öngörülebilirlik sağlayacak reform ajandasının güçlendirilmesi kritik hale gelmiştir. Türkiye ekonomisi yapısal olarak yüksek potansiyele sahip olsa da bu potansiyelin realize edilmesi, güven ortamının tesisiyle doğrudan ilişkilidir. Finansal piyasalarda güven sadece alınan kararlarla değil, karar alma süreçlerinin istikrarı ve öngörülebilirliğiyle inşa edilir. Ekonomi yönetiminin kısa vadeli müdahaleleri, piyasalarda daha büyük bir krizi şimdilik engellemiş olsa da uzun vadeli sermaye akımlarını yeniden kazanmak için politik ve ekonomik cephedeki istikrarın birlikte tesis edilmesi gerekmektedir.
Ekonomik Veri Takvimi
14 Nisan 2025, Pazartesi Japonya Sanayi Üretimi
14 Nisan 2025, Pazartesi Türkiye Cari İşlemler Dengesi
15 Nisan 2025, Salı İngiltere İşsizlik Oranı
15 Nisan 2025, Salı Türkiye Bütçe Dengesi
15 Nisan 2025, Salı Euro Bölgesi Sanayi Üretimi
16 Nisan 2025, Çarşamba Çin Sanayi Üretimi
16 Nisan 2025, Çarşamba Çin Perakende Satışlar
16 Nisan 2025, Çarşamba Çin İşsizlik Oranı
16 Nisan 2025, Çarşamba Çin GSYH (Dönemsel-Yıllık)
16 Nisan 2025, Çarşamba İngiltere TÜFE (Aylık-Yıllık)
16 Nisan 2025, Çarşamba Türkiye Tarım ÜFE (Aylık-Yıllık)
16 Nisan 2025, Çarşamba Euro Bölgesi Cari İşlemler Dengesi
16 Nisan 2025, Çarşamba Euro Bölgesi TÜFE (Aylık-Yıllık)
16 Nisan 2025, Çarşamba ABD Perakende Satışlar
16 Nisan 2025, Çarşamba ABD Sanayi Üretimi
17 Nisan 2025, Perşembe Japonya Dış Ticaret Dengesi
17 Nisan 2025, Perşembe Almanya ÜFE (Aylık-Yıllık)
17 Nisan 2025, Perşembe OECD İşsizlik Oranı
17 Nisan 2025, Perşembe Türkiye Faiz Oranı
17 Nisan 2025, Perşembe Euro Bölgesi Faiz Oranı
18 Nisan 2025, Cuma Japonya TÜFE (Aylık-Yıllık)
Ekonomi ve Finans Sözlüğü
Likidite Senedi İhracı: para politikasının etkinliğini artırmak amacıyla, piyasadaki fazla likiditeyi azaltmak ve enflasyonun kontrolüne katkı sağlamak amacıyla kullanılan bir araçtır.
Swap: Swap, takas, değiş/tokuş anlamına gelmekte olup, forward piyasalarda swap işlemleri, farklı faiz türlerine sahip (sabit ve değişken faizli) borçların birbirleri ile değişimi olarak tanımlanmaktadır.
Hale Tok Savaşer
İletişim: hale.tok@finansalpusula.com