Plaj futbolu

Abone Ol

Yetmişli yılların başlarında, sıcak yaz gecelerinin vazgeçilmezi olan açık hava sinemasında oynayan bir Hint filminde görmüştüm. Gerçekten fakir miydi yoksa biraz filozof mu bilemeyeceğim ama fakir diye çağırılan adamın biri çivili tahtanın üstünde uyuyor, uyanınca da kor ateşlerin üzerindeyalın ayak ve yüzünde en ufak bir acı ifadesi olmaksızın yürüyordu. Hem de öyle bir seferde koşa koşa değil, ağır ağır hissede hissede. Çocuk kafam etkilenir de denerim diye endişeye kapılan babam beni hemen uyarmış, ben de asla denememiştim elbet. Ta ki yıllar sonra bir yaz günü Alanya‘da kaldığımız otelin plajında komşu otel misafirleri ile yapılan maça kadar. O vakitler, delişmen gençlik kafasına sahip ve kendini Galatasaraylı Yasin zannetmek yüzünden kolu üç hafta alçıda dolaşmış iyi bir kaleci olduğumdan ötürü derhal takıma alınmıştım. Babalar hep sonradan anladığımız üzere her zaman doğruyu söyler ama nerede evlatlarda onu anlayacak kafa. Yaz günü,45 derece sıcakta, kumlara  özenle serilmiş  alevler üzerinde çıplak ayakla top oynamak ha!. Hadi oyuncular sağa sola koşuşturma içinde olduklarından ötürü belki tabandan yüreğe giden sıcağı biraz daha az hissediyorlardır diyelim. Peki ya ben, ben ne yapayım? Kale buzlar üzerinde değil ki efendim. Bekle babam bekle, top gelecek te ben de afili bir kurtarış yapacağım. Öte yandan,  olduğum yerde sürekli zıplamamı, maçı önemsemeyip dans ettiğim şeklinde yorumlayanları da duymazdan gelmeye çalışmak ayrı bir hikaye. 

KABİL-İ KIYAS

Açıkçası görünen oydu ki, büyüklerimden hatıra “Allah akıl fikir versin yavrum” cümlesinin anlamını kısa yoldan kavratan “kumda top oynama” ile yeşil sahada top oynama kabil-i kıyas değil. Hani bazen oyuncuyu küçümsemek için “sen git kumda oyna “ denir ya, bunu diyen bir zahmet buyursun denesin ve neticesini görsün. Uzun bir top vurulmamışsa, topun bir kaleden diğerine gladyatörlerin mücadelesine benzer bir mücadeleye sarmalanarak gidip gelmesi epey zaman alıyor. Bu yüzden ustaları topu sürmek yerine havaya kaldırıp adeta ayakla voleybol oynarcasına paslaştıktan sonra, şık bir vole yahut röveşata ile tamamlıyorlar ataklarını. Finalde uçarak kafa veya topukla yapılan vuruşlara bağlı olarak estetik yönü ile muhteşem görüntüler oluşsa bile asıl olan kumda kora kor bir kör dövüşü ki maçın devre arasına salimen ulaşabilmiş oyuncuların suratlarındaki ifadeler harpten yeni çıkmış insanların görüntüsünden farksız. Eh başlıkta yazdık ve biraz da hikaye ettik ya, dünyada beach soccer olarak bilinen plaj futbolunu anlattığımız belli. Ülkemizde bu spora ilk gönül veren yer Alanya. Doğal olarak ta ilk şampiyonların uzun süre oradan çıkması gayet normal. Takip eden süreçte Seferihisar, Gümüldür, Sakarya Karasu, Tekirdağ, Fethiye, Samsun, İstanbul derken bir çok sahil yöremizde takımlarımız ve elbette bunların sonucunda plaj milli takımımız oluştu. Ligler başladı. İlk etapta sadece eski futbolcuların futbolculuk günlerine özlemle vakit geçirdikleri, içerik itibariyle biraz fanteziye yönelik bir alan gibi dururken, giderek bu işin futbolculuğun yanı sıra başkaca özel yetenekler gerektirdiğinin anlaşılmasıyla takımlar bu spora gönül vermiş çok değişik mesleklere sahip kişilerden oluştu. Uzun yıllar kaptanlığını ve bir dönem de teknik sorumluluğunu her zaman için beyefendi ve alçakgönüllü kimliği ile tanıdığımız Alanyalı efsane oyuncu Adil Müftüoğlu’nun yaptığı milli takım bugün artık TFF bünyesindeki plaj liginden yetişen gençlere emanet. Plaj futbolu kendine özgü kuralları ile yaz günlerinin büyük bir sosyalleşme aracı. On iki dakikadan üç devre  –demek ki tabanlar o kadar dayanabiliyor – biri kaleci beşer kişiden oluşan iki takım arasında oynanan bu oyunda kalenin yüksekliği iki yirmi ve genişliği beş buçuk metre. Penaltı veya diğer serbest vuruşlarda, vuruşu yapacak oyuncunun topu üzerine dikebilmek amacıyla bin bir gayretle kumdan küçük bir höyük yapma uğraşı bu işin epey hoş, gülümseten görüntülerinden biri. Oyun öylesine hareketli ki oyuncu değişikliği için asla durmuyor. Peki değişiklik nasıl olacak derseniz, değiştirme alanı denen bir yerde bekleyip, elinizde bulunan ve oyundan çıkana fırlatacağınız bir kolsuz forma ile kendinizi oyunu yöneten iki hakemden birine göstermeniz yeterli. Oyun süresince, maksimum 37 metre uzunluk ve en az 28 metre genişlikteki oyun alanı çevresinde kurulan platformlardaki müzik ekipmanları aracılığı ile moda şarkıların yüksek volümde sürekli çalınması ve spikerlerin de kitleyi mikrofon aracılıyla dingin tutması tribünlerde keyifle dans eden insanların coşkusuna hayat veriyor ve bu da güncel ihtiyacımız olan stres kontrolü için bir terapi niteliği taşıyor. Plaj futbolunda son dönem yegâne başarımız Avrupa B Ligi’nden A Ligi’ne çıkmak oldu ise de üç yanı denizlere çevrili bir ülkenin bu spora daha sıkı eğilmesi veuluslararası arenada bizlere şampiyonluk tattırması gerektiği artık her türlü tartışmanın dışında. Yeşil sahadaki futbol için gösterişli paralara kurulmuş çok büyük takımlarımızın kumdan kaleleri, henüz bıyığı terlememiş gençlerden oluşan rakiplerin bir üflemesi ile yıkılırken, insan “bari kumda mücadeleye biraz destek olunsun “ diye iç geçirmiyor değil. Benden söylemesi efendim. Kumsalda her yaz heyecan ve dolu dolu mücadele var. Öyle çok büyük maliyet getirecek oluşumlar, sahalar, alt yapıya yatırım ve fazlasına da gerek yok burada. Ayağınızda ayakkabı olmadan oynayabilmeniz de cabası. Hem aramızda kalsın, maç sırasında üzerine düştüğünüz sahildeki sıcacık kumlar var ya, işte o kumlar yaşamınıza çökmüş  göz boyacılarının  peşinde koşarken yere düşmüş ruhunuzu acıttığı kadar da acıtmıyor canınızı...