Razı olma!

Abone Ol

Zorlandığım dönemler hep annem aklıma gelir. Eğer o kendisinden istenen yaşama razı olsaydı, benim yaşamım nasıl olurdu? Ben, ben olur muydum? Ve karar verdim: Şimdiki ben olmazdım.

Küçük şeylere razı olmaktan bahsetmiyorum. Öğlen yemeğinde yenecek yemeği kabul etmek, günlük programınızı etkileyen hava durumuna boyun eğmek... Bunlar hayatı kolaylaştırır, hatta enerji tasarrufu bile sağlar. Ben yaşamın yönünü değiştiren derin razı oluştan söz ediyorum. "Bu yaşta artık..." demek. "Ben böyle biriyim zaten" demek. "Herkes böyle istiyor" demek... Sessiz sedasız, fark ettirmeden hayatınızın yazarlığını bırakmak…

Yaş aldıkça yalnızca bedenimiz değil, zihnimiz de toplumun beklentilerinden etkileniyor. "Bu yaştan sonra olmaz", “artık bırak", " böyle gelmiş böyle gider" mesajları zamanla iç sesimize dönüşebiliyor. Eğer insan uzun süre çabasının bir şeyi değiştirmediğini deneyimlerse, psikolojide Martin Seligman’ın tanımladığı “öğrenilmiş çaresizlik” gelişebiliyor. Beyin, “Denemek anlamsız.” sonucuna varıyor. O noktadan sonra fırsatlar önünüze çıksa bile harekete geçemiyorsunuz.

Yale Üniversitesi'nden Prof. Becca Levy ve ekibinin 660 kişiyle yürüttüğü uzun soluklu çalışmada çarpıcı bir sonuç çıktı: Yaşlanmaya dair olumlu bir bakış açısına sahip olanlar, olumsuz düşünenlerden 7,5 yıl daha uzun yaşadı. Bu fark sigara içmemekten ya da düzenli egzersiz yapmaktan bile daha büyük. Bu da yaş almaya ilişkin inançlarımızın yalnızca psikolojimizi değil, yaşam süremizi de etkileyebildiğini gösteriyor.

Levy'nin yeni çalışması ise çok daha güçlü bir şey söylüyor: 65 yaş üstü bireylerin neredeyse yarısı zamanla bilişsel ya da fiziksel işlevlerinde iyileşme gösterdi. "Yaşlılıkta iyileşme nadir değil" diyor Levy. "Aksine yaygın."

Northwestern Üniversitesi'nden psikolog Dan McAdams hayatı bir hikayeye benzetiyor. Her birimizin içinde sürekli gelişen bir anlatı var. Ve o hikayenin yazarının kim olduğu her şeyi değiştiriyor. Razı olmak, hikayenizin yazarlığını başkasına devretmektir; topluma, beklentilere, "bu yaşta böyle olunur" diyen sese…
Psikologlar Edward Deci ve Richard Ryan ise bunu temel bir ihtiyaç meselesi olarak görüyor: Özerklik, kendi hayatını kendi yönlendirmek, insanın üç temel psikolojik ihtiyacından biri. Bu ihtiyaç karşılandığında insan gelişiyor, engellendiğinde iyi oluş bozuluyor.

Razı olmak huzur değildir; çoğu zaman seçim yapmaktan vazgeçmektir. Huzur, seçenekleri görüp değerlendirip bilinçli karar vermektir, seçimin sonucudur. Razı olmak ise seçimi hiç yapmamaktır.

Şimdi bir an durun. Hayatınızda nelere razısınız? Bedeninize mi? Başkalarının size biçtiği role mi? Yarım kalan bir hayale mi? Yoksa hiç başlamadığınız bir şeye mi?
Bu soruyu kendinize sorabilmek zaten ilk adım. İkincisi ise: O cevapla bir şey yapmak. Küçük de olsa, tek bir şey.
Annem kendisinden istenen yaşama razı olmadı. Sadece o an için doğru olan kararı verdi. Belki de hayatımızı değiştiren büyük dönüm noktaları, büyük cesaretlerden değil; ‘Hayır, ben bunu seçmiyorum.’ diyebildiğimiz küçük anlardan doğar.

Hikayenizi başkasına yazdırmak zorunda değilsiniz. Ne zaman başlarsanız başlayın.