Reis

Abone Ol

70’lerin Türkiye’si. Afişlerde devrim. Sloganlarda kavga. Fakülte kapılarında boykotlar, sloganlar. Ve ardı arkası kesilmeyen ölümler. Bundan yarım asır kadar evvel bir film yazıldı. Adım adım ihtilale giden bir ülkenin başkentinde. Acı ve kanla. Genç bedenler düştü toprağa kimin kimi vurduğu belli olmayan kavgalarda. Kanlı pusularda yitip gitti koca yürekler. 17’lik “Pehlivan” gibi delikanlılar idam sehpalarına yürüdü. Neyin ne olduğunu bile anlamadan. Oysa biz hiç görmedik her ölümde elini ovuşturan, ipleri elinde tutano kalantor adamın yüzünü. Merak da etmedik. Komplo teorileri bize yetti. Neyse! Böylesine puslu, karanlık yıllarda Nevşehir’den Ankara’ya üniversite okumaya gelmişti. Disiplinliydi. Otoriterdi. Hepsinden önemlisi gözü karaydı. Kısa sürede “Reis” olarak milliyetçi camiada ünlenmeye başladı. Her eylemde onun adı geçiyor. Sözü özellikle üniversitelerde kanun gibi geçiyordu. Dur dur.. Yürü yürü. Eee..Tabi adının da polis kayıtlarına düşmesi çok zaman almadı.

1978

Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in öldürülmesi olayında adı “fail” olarak dosyaya girdi. Ama gazete manşetlerine 7 TİP’li davasının azmettiricisi olarak çıktı. Aranıyordu. Aylarca İstanbul’da saklandı. Sonra bir gece sır oldu. 1981. Yer Roma Aziz Petrus Meydanı. Papa 2. Jean Paul vuruldu. Tetiği çeken Türkler için tanıdık bir isimdi. Mehmet Ali Ağca. Yakalandı. Reis yıllar sonra Roma’da Ağca davasında ortaya çıktı. İstihbarat örgütleri olayın perde arkasını çözmek için onun kapsını çalmıştı. Çünkü Ağca’nın cezaevinden kaçırılması ve yurtdışına çıkarılmasında da başroldeydi. Reis’e gelen sadece İtalyan istihbaratı değildi.

1983

Eli kanlı terör örgütü Asala dünyanın her yerinde diplomatlarımıza saldırıyor, tüm Türkiye’nin canı yanıyordu. Dönemin iktidarı düğmeye bastı. “ASALA’yı beklemeyelim, biz saldıralım” İyi de nasıl? Devletin resmi görevlilerinin yurt dışında operasyon yapma yetkisi yoktu. İddialara göre MİT arşivini taradı ve onu buldu. Milliyetçi, vatanperver ve ülkücüler üzerinde mutlak hakimiyeti olan biriydi. Görev teklif edildi. Resmi rakamlara göre 5 operasyonda aktif görev aldı. ASALA bitirildi. 1984’de evine Fransız polisi baskın düzenlendi. Uyuşturucu çıktığı öne sürüldü. Kimine göre yabancı istihbarat kuruluşları ASALA’nın intikamını alıyordu. Ailesi evlerine uyuşturucunun polis tarafından yerleştirildiğini öne sürdü. Ama onları kimse dinlemedi. Fransa’da cezası bitince salınmadı. İsviçre’ye verildi. Firar etti ve yine sır oldu. Taa ki. O meşhur geceye kadar.

1996

Susurluk. Bir Mercedes. Bir milletvekili. Bir emniyet müdürü. Kırmızı bültenle aranan bir adam.
Abdullah Çatlı. Namı diğer Reis. Ve Çiller’in o unutulmaz sözü: Devlet için kurşunu atanda yiyen de bizim için şereflidir
O bir kahraman mıydı? Yoksa Gladio’nun tetikçisi mi? Uyuşturucu kaçakçısı mı? Derin devletin has evladı mı? O mu devleti kullandı? Yoksa devlet mi onu? Soru çok cevaplar yarım. Hayatı film oldu yakında beyaz perdede olacak. Şimdiden söyleyeyim? Bugünlerde Yılmaz Güney’i yeniden göklere çıkaranlar filmi yerden yere vuracak. Bazı kişiler ise “Reis”in hayatını vay be diye soluksuz izleyecek. Ayakta alkışlayacak. Yeni gündem hayırlı olsun.