İlişkilerde en sık duyduğum cümlelerden biri şu:
“Ben romantik biri değilim.”
Bazen bunun devamı da gelir:
“Çiçek alma işleri bana göre değil.”
“Öyle duygusal konuşamam.”
“Ben sevgimi farklı gösteririm.”
“Ben böyleyim.”
Bu cümleler çoğu zaman karşı tarafta hayal kırıklığı yaratır. Özellikle duygusal yakınlık, ilgi ve sözlü sevgi ifadesi bekleyen partner için bu sözler, “Ben sana veremem” gibi duyulabilir. Oysa terapötik açıdan baktığımızda mesele çoğu zaman romantiklik değildir. Çünkü birçok insan “kim olduğunu” değil, ilişkiler içinde “kendini nasıl koruduğunu” anlatır. “Romantik değilim” cümlesi bazen bir karakter tanımı gibi sunulur. Sanki kişi doğuştan sevgisini gösteremeyen, duygusal dili olmayan biriymiş gibi… Oysa çoğu zaman bu cümle, yıllar içinde oluşmuş bir savunma mekanizmasının kısa özetidir.
Belki büyüdüğü evde duygular konuşulmadı.
Belki sevgi, ilgiyle değil sorumlulukla gösterildi.
Belki kırılgan olmak küçümsendi.
Belki ihtiyaç duymak zayıflık sayıldı.
Belki sevdiğinde incindi.
Sonra kişi yetişkin olur ve ilişkilerde şunu söyler:
“Ben romantik değilim.”
Aslında alt metinde bazen şu vardır:
“Yakınlık bana zor geliyor.”
“Nasıl sevileceğini bilmiyorum.”
“Beklentiyi karşılayamamaktan korkuyorum.”
“Yetersiz görünmek istemiyorum.”
“Bağ kurarsam kaybederim sanıyorum.”
İlişkilerde romantiklik yalnızca çiçek almak, sürpriz yapmak ya da şiir yazmak değildir. Romantiklik çoğu zaman duygusal erişilebilirliktir. Yani partnerine şunu hissettirebilmektir:
“Seni görüyorum.”
“Sen benim için önemlisin.”
“Yakınımda olmanı istiyorum.”
“Bana dokunuyorsun.”
“Benimle güvendesin.”
Bazı insanlar sevgiyi çok derinden hisseder ama bunu göstermeyi bilmez. İçlerinde sevgi vardır, dışarıya yolu yoktur. Bazıları ise sevgiyi eylemle gösterir: çalışarak, çözüm üreterek, sorumluluk alarak, koruyarak… Ancak partner çoğu zaman yalnızca güvence değil, bağ da ister. İşte çatışma burada başlar. Bir taraf “Ben elimden geleni yapıyorum” der. Diğer taraf “Ama bana hissettirmiyorsun” der. Her ikisi de kendi açısından haklı olabilir. Bu noktada özellikle erkeklere dair toplumsal beklentileri de konuşmak gerekir. Birçok erkek çocuk, küçük yaşlardan itibaren duygularını bastırmayı öğrenir. Ağlama, fazla belli etme, kırılgan olma, güçlü dur… Bu mesajlarla büyüyen biri yetişkin olduğunda sevgi hissetse bile bunu ifade etmekte zorlanabilir. Sonra ilişkide partneri ondan duygusal yakınlık beklediğinde, kişi bunu bir talep değil baskı gibi algılayabilir. Çünkü onun sözlüğünde yakınlık, rahatlatıcı değil zorlayıcıdır. Bu nedenle bazı insanlar partnerlerini severken bile uzak durur. İlgilenirken bile soğuk görünür.
Özlerken bile aramaz. Kaybetmekten korkarken bile yaklaşmaz. Burada önemli olan kişiyi etiketlemek değil, örüntüyü anlamaktır.
“Romantik değilim” diyen biri gerçekten sevgisiz biri olabilir mi? Elbette olabilir. Ancak çoğu zaman mesele sevgisizlikten çok duygusal kapasite, öğrenilmiş ilişki dili ve korunma biçimleridir. Peki ne yapılabilir? Öncelikle partnerinizi değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışın. Onun sevgi dili nedir? Yakınlıkla ilgili korkuları neler olabilir? Duygusal ifade alanı hiç gelişmiş mi? Eğer siz bu cümleyi kuran taraftaysanız kendinize şu soruları sorun:
· Gerçekten romantik değil miyim?
· Yoksa nasıl yakın olunacağını bilmiyor muyum?
· Sevgimi gösterdiğimde reddedilmekten mi korkuyorum?
· Beklenti altında yetersiz hissediyor muyum?
· Bana öğretilmeyen bir dili konuşmakta mı zorlanıyorum?
İlişkilerde birçok sorun sevginin yokluğundan değil, sevginin ifade edilemeyişinden doğar. Unutmayın; duygusal yakınlık doğuştan gelen bir yetenek değil, öğrenilebilir bir beceridir. Sevgi yalnızca hissetmek değil, hissettirebilmektir. Ve bazen bir insanın “Ben romantik değilim” cümlesi, aslında şu sessiz itiraftır: Sevmek istiyorum ama nasıl yapılacağını bilmiyorum.