<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ege Telgraf</title>
    <link>https://www.egetelgraf.com</link>
    <description>İzmir haberler, izmir son dakika, ulusal, ekonomi, siyaset, magazin, ege, bölgesel, spor, turizm, etkinlik, tarih, bilim, teknoloji,balçova, bayraklı, Bornova, buca, çiğli, gaziemir, güzelbahçe, karabağlar, Karşıyaka, konak, Narlıdere,  aliağa, bayındır, bergama, beydağ, çeşme, dikili, foça, Karaburun, Kemalpaşa, kınık, ege, afyon, uşak, yenigün, yeni asır, ilkses, egede son söz, muğla, kuşadası, bodrum, izmir, adliye, otel, kiralık, mhp, akparti, akp, chp, hdp, denizli, balıkesir, belediye, izmir büyükşehir, iyi parti, yeni, gelişme, yerel yönetim, yerel politika, manisa, turgutlu, izmir haberleri,  son dakika haberler için Ege Telgraf</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.egetelgraf.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 07 Sep 2026 15:01:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukların okul çantasına dikkat! Yanlış kullanım bel ve sırt ağrısına yol açıyor]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/cocuklarin-okul-cantasina-dikkat-yanlis-kullanim-bel-ve-sirt-agrisina-yol-aciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/cocuklarin-okul-cantasina-dikkat-yanlis-kullanim-bel-ve-sirt-agrisina-yol-aciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların açılmasına kısa süre kala uzmanlardan ailelere okul çantası uyarısı geldi. Yanlış seçilen veya ağır yükle kullanılan çantaların çocuklarda omuz, boyun, sırt ve bel ağrılarına neden olabileceğini belirten uzmanlar, çanta seçiminde yaş ve boya uygunluk ile doğru taşıma şeklinin önemine dikkat çekti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<style type="text/css"><!--/* Font Definitions */ @font-face {font-family:&quot;Cambria Math&quot;; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:&quot;&quot;; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:0pt; mso-ligatures:none; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;}--><!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Cambria Math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:0pt; mso-ligatures:none; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;} --></div>
</style>
<p>Okulların açılmasına kısa süre kala uzmanlardan ailelere okul çantası uyarısı geldi. Çocukların bedensel ve zihinsel gelişiminde okul döneminin önemli bir yere sahip olduğunu belirten uzmanlar, yanlış seçilen veya hatalı kullanılan çantaların omurga sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<h3><strong>BEL AĞRISI SANILANDAN DAHA YAYGIN</strong></h3>

<p>Medicana Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Cansabuncu, çocuklarda bel ve sırt ağrılarının erken yaşlarda görülmesinin sanıldığı kadar nadir olmadığını söyledi. Çocuklarda bel ağrısı görülme sıklığının yüzde 9 ile 66 arasında değişebildiğini belirten Cansabuncu, yeni araştırmalarda bu oranın eski çalışmalara kıyasla daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Bel ağrısının çocukluk döneminde en sık sırtın bel bölgesinde ortaya çıktığını ifade eden Cansabuncu, sıklığın yaş ve fiziksel aktivite düzeyine göre farklılık gösterebildiğini aktardı.</p>

<h3><strong>HAREKETSİZ YAŞAM DA RİSKİ ARTIRIYOR</strong></h3>

<p>Çocuklarda bel ağrısının farklı nedenlere bağlı olarak gelişebileceğini belirten Cansabuncu, duruş bozuklukları, kas spazmları ve kas gerginliklerinin yanı sıra omurga eğrilikleri gibi gelişimsel sorunların da ağrıya yol açabileceğini ifade etti. Enfeksiyon ve tümör gibi daha ciddi nedenlerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Cansabuncu, uzun süre televizyon izlemek, bilgisayar başında oturmak ve hareketsiz yaşam tarzının da çocuklarda bel ağrısını tetikleyebileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>OMUZ VE BEL BÖLGESİNİ ZORLUYOR</strong></h3>

<p>Okul döneminde kullanılan çantaların da çocukların kas ve iskelet sistemi üzerinde etkili olduğunu belirten Cansabuncu, özellikle ağır çantaların omuz, boyun ve bel bölgesindeki kaslarda spazma neden olabileceğini kaydetti. Çantanın tek omuzda taşınmasının veya yan askılı modellerin kullanılmasının da omurga üzerinde dengesiz yük oluşturabileceğini ifade eden Cansabuncu, bunun sonucunda çeşitli sırt ağrılarının ortaya çıkabileceğini belirtti.</p>

<h3><strong>BU ÖZELLİKLERE DİKKAT</strong></h3>

<p>Uzman, çocuklarda çanta kullanımına bağlı ağrıların azaltılması için öncelikle çantadaki gereksiz ağırlıkların çıkarılması gerektiğini söyledi. Ağır eşyaların ise çantanın sırta en yakın bölümüne yerleştirilmesi önerildi. Çantanın çocuğun yaşına ve boyuna uygun olması gerektiğini vurgulayan Cansabuncu, çift omuz askılı modellerin tercih edilmesini tavsiye etti. Omuz askılarının geniş ve yumuşak olması gerektiğini belirten uzman, mümkünse sırta destek sağlayan bel bandının da bulunması gerektiğini ifade etti. Özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda çanta seçiminin daha da önemli olduğunu belirten Cansabuncu, üzerinde tekerlek bulunan modellerin tercih edilebileceğini söyledi. Çocukluk döneminde başlayan bel ağrılarının fizik muayene ile değerlendirilerek takip edilebileceğini aktaran uzman, erken tanı açısından belirtilerin dikkatli şekilde incelenmesi ve ağrının altında başka bir hastalık bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/cocuklarin-okul-cantasina-dikkat-yanlis-kullanim-bel-ve-sirt-agrisina-yol-aciyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 07:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/okul-cantasi-2.png" type="image/jpeg" length="44069"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahvaltı yapmadan okula giden çocuklar için uzmanlardan önemli uyarı]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/kahvalti-yapmadan-okula-giden-cocuklar-icin-uzmanlardan-onemli-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/kahvalti-yapmadan-okula-giden-cocuklar-icin-uzmanlardan-onemli-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okul çağındaki çocukların güne kahvaltıyla başlamasının önemine dikkat çeken uzmanlar, kahvaltı yapmadan okula giden çocukların gün içerisinde daha yorgun ve halsiz olabileceğini, derslere odaklanmakta zorlanabileceğini belirtti. Uzmanlara göre kahvaltının atlanması, çocukların paketli ve şekerli gıdalara yönelmesini de artırabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, okul çağındaki çocukların güne mutlaka kahvaltıyla başlaması gerektiğini belirtti. Gece boyunca süren açlığın ardından kahvaltı yapmadan okula giden çocukların daha yorgun ve halsiz olabileceği, bunun da derslere odaklanmalarını zorlaştırabileceği ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/a-w782477-01.jpg" width="1299" /></p>

<p>Çocukların okula aç gitmesinin yalnızca bir öğünün atlanması anlamına gelmediğini belirten Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, kahvaltının güne enerjik başlamak ve dikkatli olmak açısından da önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Nazlı: "Gece uzun süre açlık olduğu için çocuklarımız eğer kahvaltı yapmazsa daha yorgun, halsiz ve okul başarısını etkileyecek şekilde olumsuz etkilerle karşı karşıya kalabiliyor. Burada önemli olan aslında kahvaltı yapmak. Tabii ki kahvaltı yapmak önemli ama kahvaltıda ne yediği de bizim açımızdan oldukça kıymetli. Çocuklarımıza kahvaltı yerine süte karıştırılan kahvaltılık yiyecekler tarzında şeyler değil de hazırlayacağımız bir yumurta, nasıl seviyorsa çocuğumuz; haşlanmış olabilir, menemen çeşitleri olabilir, omlet çeşitleri, pankek gibi çocuklarımızın seveceği şekilde çeşitlendirerek yapmamız gerekiyor. Peynir grubumuz yine mutlaka olsun. Çocuklarımızın hem boyunun uzamasına yardımcı olacağı için hem de kalsiyum içeriği bizim açımızdan oldukça kıymetli. Yanında sevdiği ekmek gruplarımız, birkaç parça koyacağımız domates, biber, sebze grubumuz mutlaka olsun ve hatta bir tane de meyve ilave edersek vitamin almasını da sağlayabiliriz. Çocuklarımızın kahvaltı yapmasının bir diğer önemi de aslında kilo kontrolüne yardımcı olması. Çünkü çocuklar okula aç gittiği zaman daha fazla paketli gıda, şekerli gıdalar tüketmek zorunda kalabiliyorlar ve canları daha çok fazla istiyor. Ama kahvaltı yapan çocuklarda ise zaten tok bir şekilde gittiği için bu tarz sağlıksız besinlere yönelme ihtimalleri daha da azalmış oluyor. Buna oldukça dikkat etmemiz gerekiyor. Aynı zamanda yapılan çalışmalarda güne kahvaltıyla başlayan çocukların okul başarısı da aynı ölçüde artmış gözüküyor. Bu yüzden mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor" dedi.</p>

<h3><strong>ÇOCUKLARIN KAHVALTISINDA HANGİ BESİNLER BULUNMALI?</strong></h3>

<p>Dyt. Merve Sena Nazlı, çocukların kahvaltısında yumurta, peynir, ekmek, sebze ve meyve gibi besinlerin bulunmasının önemli olduğunu belirtti. Yumurtanın çocuğun tercihine göre haşlanmış, menemen, omlet veya pankek şeklinde hazırlanabileceğini ifade eden Nazlı, peynir grubunun da kalsiyum içeriği nedeniyle kahvaltıda yer alması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Kahvaltıya çocuğun sevdiği ekmek grubunun yanı sıra domates ve biber gibi sebzelerin eklenebileceğini belirten Nazlı, bir porsiyon meyvenin de vitamin alımına katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p>

<h3><strong>KAHVALTIYI ATLAMAK PAKETLİ VE ŞEKERLİ GIDALARA YÖNELİMİ ARTIRABİLİYOR</strong></h3>

<p>Kahvaltının çocuklarda kilo kontrolü açısından da önemli olduğunu belirten Nazlı, okula aç giden çocukların gün içerisinde daha fazla paketli ve şekerli gıdaya yönelebileceğini söyledi. Kahvaltı yapan çocukların ise tok olarak okula gitmeleri nedeniyle bu tür sağlıksız besinlere yönelme ihtimalinin daha düşük olduğunu ifade etti.</p>

<p>Nazlı, yapılan çalışmalarda güne kahvaltıyla başlayan çocukların okul başarısının da aynı ölçüde artmış göründüğünü belirterek kahvaltı alışkanlığına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<h3><strong>SİMİT VE POĞAÇA GİBİ BESİNLER OBEZİTE RİSKİNİ ARTIRABİLİYOR</strong></h3>

<p>Çocuklarda obezite açısından değerlendirildiğinde kahvaltı alışkanlığının bulunmamasının önemli bir sorun oluşturabildiğini belirten Nazlı, simit ve poğaça gibi basit karbonhidrat olarak nitelendirilen ve yalnızca vücuda enerji sağlayan besinlerin ağırlıklı tüketilmesinin çocuklarda obeziteyi artırabildiğini ifade etti.</p>

<p>Nazlı: "Karın bölgesindeki yağlanmayı artırdığı gibi karaciğer yağlanması da yapıyor maalesef çocuklarımızda. Bu yüzden kahvaltı oldukça önemli. Ama burada dikkat edeceğimiz şey şu, bazen aileler de çalıştığı için ‘Kahvaltı hazırlamaya fırsatımız olmuyor' denilebiliyor. Ama burada çok kendimizi yormamıza gerek yok. Koyacağımız bir yumurta, bir peynir, zeytin çok hızlı bir şekilde ama sağlıklı bir şekilde de çocuklarımızı besleyebiliriz. Aynı zamanda okul başarısını artırdığı için de yine güzel bir şekilde bal, pekmez tarzında, çocuklarımızın enerji ihtiyacını karşılayacak şekilde verebiliriz. Bu sürülebilir çikolatalardan ilave etmek yerine bunları tercih edebiliriz. Herkese çok başarılı bir eğitim dönemi diliyorum" diye konuştu.</p>

<h3><strong>KAHVALTI İÇİN UZUN HAZIRLIK GEREKMİYOR</strong></h3>

<p>Kahvaltı hazırlamak için uzun bir hazırlık sürecine ihtiyaç olmadığını belirten Nazlı, özellikle çalışan ailelerin zaman sıkıntısı yaşayabileceğini ancak yumurta, peynir ve zeytin gibi besinlerle kısa sürede sağlıklı bir kahvaltı hazırlanabileceğini söyledi.</p>

<p>Çocukların enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla bal ve pekmez gibi seçeneklerin de tercih edilebileceğini belirten Nazlı, bunların yerine sürülebilir çikolataların tercih edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/kahvalti-yapmadan-okula-giden-cocuklar-icin-uzmanlardan-onemli-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 06:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/kahvalti-yapmadan-okula-giden-cocuklar-icin-uzmanlardan-onemli-uyari.jpg" type="image/jpeg" length="36684"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akciğer hastalıklarında dikkat çeken uyarı! Sigara kullanmayanlar da risk altında]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/akciger-hastaliklarinda-dikkat-ceken-uyari-sigara-kullanmayanlar-da-risk-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/akciger-hastaliklarinda-dikkat-ceken-uyari-sigara-kullanmayanlar-da-risk-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigara kullanmayan kişilerde de astım, kronik hava yolu hastalıkları, interstisyel akciğer hastalıkları ve akciğer kanseri görülebiliyor. Uzmanlar, hava kirliliği ve çevresel maruziyetlerin akciğer sağlığındaki etkisine dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<style type="text/css"><!--/* Font Definitions */ @font-face {font-family:&quot;Cambria Math&quot;; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:&quot;&quot;; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:0pt; mso-ligatures:none; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;}--><!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Cambria Math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:0pt; mso-ligatures:none; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;} --></div>
</style>
<p>Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü'nden Doç. Dr. Nuran Katgı, çevresel etkiler nedeniyle sigara kullanmayan kişilerde de önemli akciğer hastalıklarının görülebildiğine dikkat çekti. Katgı, akciğer sağlığı açısından solunan havanın da önemli olduğunu belirterek, "Ne içtiğimiz kadar, ne soluduğumuz da önemli" dedi. Yoğun trafik, sanayi kaynaklı kirleticiler, ısınmada kullanılan yakıtlar ve çevresel partiküller, özellikle büyük şehirlerde yaşayan kişileri farkında olmadan uzun süreli hava kirliliğine maruz bırakabiliyor. Sigara, akciğer hastalıkları açısından en önemli önlenebilir risk faktörlerinden biri olmayı sürdürürken, sigara kullanmayan kişilerde görülen akciğer hastalıkları çevresel faktörlerin önemini de ortaya koyuyor.</p>

<h3><strong>HAVA KİRLİLİĞİNDEN GENETİK YATKINLIĞA</strong></h3>

<p>Astım, kronik hava yolu hastalıkları, interstisyel akciğer hastalıkları ve hatta akciğer kanserinin hiç sigara kullanmamış kişilerde de görülebildiğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nuran Katgı, bu kişilerde hava kirliliğinden mesleki maruziyetlere kadar birçok risk faktörünün değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Sigara içmemenin akciğer sağlığını korumak için yapılabilecek en önemli tercihlerden biri olduğunun altını çizen Doç. Dr. Katgı, "Ancak, pratikte hiç sigara kullanmamış kişilerde de göğüs hastalıklarıyla karşılaşabiliyoruz. Bu hastalarda sigara dışındaki risk faktörleri sorgulandığında hava kirliliği, mesleki maruziyetler, ev içi kirleticiler, kullanılan yakıtlar, radon, genetik yatkınlık ve geçirilmiş bazı solunum yolu hastalıkları gibi pek çok etken karşımıza çıkabiliyor" dedi.</p>

<h3><strong>“SADECE SİGARA İÇMEMEK YETERLİ DEĞİL”</strong></h3>

<p>Özellikle büyük şehirlerde yaşayan kişilerin farkında olmadan yıllarca düşük dozda ancak sürekli çevresel kirleticilere maruz kalabildiğini ifade eden Doç. Dr. Katgı, "Bu nedenle artık akciğer sağlığını değerlendirirken yalnızca 'Sigara içiyor musunuz' sorusunu sormak yeterli değil. 'Nasıl bir çevrede yaşıyorsunuz, hangi havayı soluyorsunuz, işiniz nedir ve gün içinde ne tür kirleticilere maruz kalıyorsunuz' soruları da önem kazanıyor. Sigarasız yaşam çok önemli bir koruma sağlıyor ancak akciğer sağlığının tek belirleyicisi değil" diye konuştu.</p>

<h3><strong>AKCİĞERİN EN UÇ NOKTALARINA ULAŞABİLİYOR</strong></h3>

<p>Hava kirliliği açısından öne çıkan kirleticilerden PM2.5'in boyutları nedeniyle solunum sisteminin doğal filtreleme mekanizmalarını aşabildiğine dikkati çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, şunları söyledi: "Maruziyet devam ettiğinde inflamatuvar yanıt da sürebiliyor. Hava yollarında hiperreaktivite, epitel hasarı ve akciğer dokusunda kronik inflamatuvar değişiklikler ortaya çıkabiliyor. Üstelik mesele yalnızca akciğerle sınırlı değil. Çok küçük partiküllerin oluşturduğu inflamasyon sistemik dolaşımı da etkileyebiliyor. Bu nedenle PM2.5 maruziyeti yalnızca solunum sistemi hastalıkları açısından değil, kardiyovasküler hastalıklar açısından da önem taşıyor."</p>

<h3><strong>SICAK HAVA DALGALARI VE ORMAN YANGINLARI</strong></h3>

<p>Doç. Dr. Katgı, uzayan sıcak hava dalgaları, kuraklık ve orman yangınlarının da ince partikül maruziyetini artırabildiğini belirtti. Hava kirliliğinin çok geniş bir nüfusu ve çoğu zaman kişinin kontrolü dışında etkilediğine dikkat çeken Doç. Dr. Katgı, şöyle devam etti: "Bir insan sigara içmemeyi seçebilir, sigara içilen bir ortamdan uzaklaşabilir ancak yaşadığı şehrin havasını solumamayı seçemez. Bu nedenle bireysel düzeyde sigara daha yoğun bir toksik maruziyet oluştururken, hava kirliliği toplum düzeyinde çok geniş bir sağlık yükü yaratabiliyor. Özellikle yoğun trafik bulunan caddelerde yaşayanlar, uzun süre trafikte kalanlar, açık havada çalışanlar ve egzoz emisyonlarına mesleki olarak maruz kalanlarda toplam maruziyet daha fazla olabiliyor."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>HAVA KİRLİLİĞİNİN İLK BELİRTİLERİ</strong></h3>

<p>Hava kirliliğine bağlı etkilerin başlangıçta spesifik belirtiler vermeyebileceğini belirten Doç. Dr. Nuran Katgı, boğazda yanma veya irritasyon, kuru öksürük, gözlerde yanma, burun yakınmaları, göğüste sıkışma hissi, hırıltı ve efor sırasında ortaya çıkan nefes darlığının ilk belirtiler arasında yer alabileceğini kaydetti.</p>

<h3><strong>“ALIŞKANLIK HALİNE GETİRİN”</strong></h3>

<p>Doç. Dr. Katgı, hava kirliliğine karşı bireysel önlemlerin yanı sıra toplumsal politikaların da önem taşıdığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Hava durumuna bakar gibi hava kalitesine de bakmak, alışkanlık haline getirilmeli. Hava kalitesinin kötü olduğu günlerde özellikle açık havada uzun süreli ve yoğun egzersizi sınırlamak yararlı olabilir. Yoğun trafik bulunan bir ana caddenin kenarında koşmak yerine araç trafiğinden uzak bir parkta veya daha sakin bir güzergâhta yürümek maruziyeti azaltabilir. Ev içi hava kalitesi de göz ardı edilmemeli. Sigara içmek, katı yakıtlar, yoğun duman oluşturan yanma kaynakları ve yetersiz havalandırma iç ortam partikül yükünü artırabilir. Öte yandan hava kirliliğinin yalnızca bireyin kendisini korumasıyla çözülebilecek bir sağlık problemi olmadığını unutmamak gerekiyor. Temiz enerji kullanımı, trafik ve emisyonların azaltılması, toplu taşımanın geliştirilmesi, şehir planlaması ve hava kalitesinin düzenli izlenmesi gibi toplumsal politikalar asıl belirleyici adımlardır. Akciğer sağlığını korumak için yıllardır 'Sigara içmeyin' diyoruz. Buna artık bir cümle daha eklememiz gerekiyor: Ne içtiğimiz kadar ne soluduğumuz da önemli.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/akciger-hastaliklarinda-dikkat-ceken-uyari-sigara-kullanmayanlar-da-risk-altinda</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 01:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/04/uzman-uyardi-hava-kirliligi-akcigerleri-nasil-etkiliyor-radon-gazi-sessiz-bir-tehlike-mi.jpg" type="image/jpeg" length="61889"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akupunktur hangi hastalıklarda kullanılıyor? Uzmanı tek tek açıkladı]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/akupunktur-hangi-hastaliklarda-kullaniliyor-uzmani-tek-tek-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/akupunktur-hangi-hastaliklarda-kullaniliyor-uzmani-tek-tek-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, geleneksel Çin tıbbından günümüze ulaşan akupunkturun kullanım alanlarını ve vücutta oluşturduğu etkileri anlattı. Koca, ilaç kullanılmadan uygulanan yöntemin özellikle ağrı kontrolü, kas-iskelet sistemi sorunları, migren ve bazı yaşam alışkanlıklarının yönetiminde tamamlayıcı tedavi olarak kullanıldığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, geleneksel Çin tıbbından günümüze ulaşan akupunkturun kullanım alanlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çok ince iğnelerle uygulanan doğal ve ilaçsız bir tedavi yöntemi olan akupunktur, günümüzde geleneksel meridyen anlayışının yanı sıra sinir sistemi ve organizmanın doğal düzenleme mekanizmaları üzerindeki etkileri açısından da değerlendiriliyor.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/a-w782624-01.jpg" width="960" /></p>

<p>Akupunkturun temel amacının vücudun kendi iyileşme kapasitesini desteklemek olduğunu belirten Prof. Dr. Koca, "Akupunktur, vücudun kendi düzenleyici mekanizmalarını harekete geçirir. Sinir sistemi, ağrı kontrol mekanizmaları ve organizmanın çeşitli fizyolojik yanıtları üzerinde etkili olarak vücudun doğal iyileşme sürecini destekler" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Koca, yöntemin boyun ve bel fıtığına bağlı ağrılar, kronik kas ağrıları, fibromiyalji, migren ve baş ağrılarının yanı sıra sigara bırakma, iştah kontrolü ve kilo yönetiminde de tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak kullanıldığını söyledi.</p>

<h3><strong>BOYUN VE BEL FITIĞINA BAĞLI AĞRILARDA KULLANILIYOR</strong></h3>

<p>Akupunkturun kas-iskelet sistemi sorunlarında önemli bir kullanım alanına sahip olduğunu belirten Koca, boyun ve bel fıtığına eşlik eden ağrı, kas spazmı ve hareket kısıtlılığının azaltılmasında yöntemin tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabildiğini ifade etti.</p>

<p>Koca: "Akupunktur, boyun ve bel bölgesindeki ağrının azalmasına, kas gerginliğinin çözülmesine ve hareket kapasitesinin artmasına katkı sunar. Özellikle kronikleşen kas-iskelet sistemi ağrılarında tedavi sürecini destekleyen önemli bir yöntemdir" şeklinde konuştu.</p>

<h3><strong>FİBROMİYALJİ VE KRONİK KAS AĞRILARINDA TAMAMLAYICI YÖNTEM</strong></h3>

<p>Miyofasiyal ağrı sendromu ve fibromiyalji gibi kronik ağrı tablolarında da akupunkturun tedaviye katkı sağlayabildiğini belirten Prof. Dr. Koca, yöntemin ağrı ve kas gerginliğinin azaltılmasının yanı sıra uyku kalitesi ve stres yönetimine de destek olduğunu söyledi.</p>

<h3><strong>MİGREN VE BAŞ AĞRILARINDA DA KULLANILIYOR</strong></h3>

<p>Akupunkturun boyun kaynaklı baş ağrıları, gerilim tipi baş ağrıları ve migren tedavisinde kullanılan tamamlayıcı yöntemlerden biri olduğunu belirten Koca, özellikle boyun kaslarındaki gerginliğin azaltılması ve ağrı mekanizmalarının düzenlenmesinin tedavi sürecine katkı sağladığını ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Koca: "Boyun bölgesindeki kas ve eklem kaynaklı sorunlar baş ağrılarını doğrudan etkileyebilir. Akupunktur, boyun kaslarındaki gerginliği azaltarak ve ağrı kontrol mekanizmalarını destekleyerek baş ağrısı ve migren tedavisinde önemli bir tamamlayıcı rol üstlenir" dedi.</p>

<h3><strong>SİGARA BIRAKMA VE KİLO YÖNETİMİNDE DE UYGULANIYOR</strong></h3>

<p>Akupunkturun sigara bırakma sürecinde de kullanılan tamamlayıcı yöntemlerden biri olduğunu belirten Koca, uygulamanın nikotin isteğinin ve yoksunluk döneminde ortaya çıkan yakınmaların yönetilmesine destek olduğunu ifade etti.</p>

<p>Kilo yönetimi konusunda ise akupunkturun iştah kontrolü ve yeme davranışlarının düzenlenmesine katkı sağlayabildiğini belirten Koca, "Akupunktur, kişinin iştahını kontrol etmesine, yeme davranışlarını düzenlemesine ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmesine destek olur" dedi.</p>

<h3><strong>AKUPUNKTUR BÜTÜNCÜL TIP YAKLAŞIMINDA DEĞERLENDİRİLİYOR</strong></h3>

<p>Akupunkturun hastayı bir bütün olarak ele alan bütüncül tıp anlayışının önemli araçlarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Koca, sinir sistemi, hormonal sistem, uyku, stres, ağrı ve yaşam biçiminin birbirleriyle sürekli etkileşim içerisinde olduğunu söyledi.</p>

<p>Koca: "Sinir sistemi, hormonal sistem, uyku, stres, ağrı ve yaşam biçimi birbirleriyle sürekli etkileşim halindedir. Akupunktur bu bütünlük içerisinde vücudun kendi düzenleyici ve iyileştirici mekanizmalarını destekler" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>AKUPUNKTUR SEANSLARI 20-40 DAKİKA SÜRÜYOR</strong></h3>

<p>Akupunktur seanslarının genel olarak 20-40 dakika sürdüğünü belirten Prof. Dr. İrfan Koca, uygulama sıklığının hastanın durumuna ve tedavi hedeflerine göre planlandığını söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. İrfan Koca: "Uygulamalar çoğunlukla haftada 1-2 seans şeklinde yapılır. Tedavinin başlangıcında daha sık, ilerleyen dönemde ise daha seyrek seanslar planlanabilir. Toplam seans sayısı hastanın ihtiyacına göre belirlenir" diye konuştu.</p>

<h3><strong>İLAÇ KULLANILMADAN UYGULANIYOR</strong></h3>

<p>Akupunkturun önemli özelliklerinden birinin ilaç kullanılmadan uygulanması olduğunu belirten Koca, yöntemin genel olarak iyi tolere edildiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/akupunktur-hangi-hastaliklarda-kullaniliyor-uzmani-tek-tek-acikladi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 00:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/akupunktur-hangi-hastaliklarda-kullaniliyor-uzmani-tek-tek-acikladi.png" type="image/jpeg" length="84423"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[40, 50, 60 yaşındaki herkes bunu yapmalı! Uzmanından sağlıklı yaşlanma önerileri]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/40-50-60-yasindaki-herkes-bunu-yapmali-uzmanindan-saglikli-yaslanma-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/40-50-60-yasindaki-herkes-bunu-yapmali-uzmanindan-saglikli-yaslanma-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaş almak kaçınılmaz ancak yaşlanma sürecinin nasıl ilerleyeceği yaşam tarzıyla önemli ölçüde değişebiliyor. Uzmanlar, düzenli hareket, dengeli beslenme, yeterli protein ve kronik hastalıkların kontrolüne dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaş almak kaçınılmaz olsa da herkes aynı şekilde yaşlanmıyor. Aynı yaşta olan iki kişinin kas gücü, fiziksel kapasitesi, metabolik sağlığı ve günlük yaşamını bağımsız sürdürebilme düzeyi birbirinden oldukça farklı olabiliyor. Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Birkan İlhan, yaşlanma sürecinde yaşam tarzının önemli bir rol oynadığını belirterek sağlıklı yaşlanmaya ilişkin önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Liv Hospital Vadistanbul Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Birkan İlhan, takvim yaşının değiştirilemeyeceğini ancak kişinin yaşlanma sürecini etkileyebileceğini söyledi. Düzenli fiziksel aktivite, yeterli protein tüketimi, dengeli beslenme, kronik hastalıkların kontrol altında tutulması, sigaradan uzak durma ve kaliteli uykunun sağlıklı yaşlanmanın temel unsurları arasında yer aldığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>AYNI YAŞTAKİ İKİ KİŞİ AYNI ŞEKİLDE YAŞLANMIYOR</strong></h3>

<p>Takvim yaşı ile biyolojik yaşın birbirinden farklı kavramlar olduğunu belirten Prof. Dr. İlhan, takvim yaşının doğumdan itibaren geçen süreyi ifade ettiğini, biyolojik yaşın ise vücuttaki organ, damar, kas ve metabolik sistemlerin ne ölçüde yaşlandığıyla ilişkili daha geniş bir kavram olduğunu söyledi.</p>

<p>Bu nedenle aynı yaşta bulunan kişilerin sağlık durumlarının birbirinden önemli ölçüde farklı olabileceğini ifade eden İlhan, bazı ileri yaştaki kişilerin fiziksel ve zihinsel kapasitelerinin kendilerinden çok daha genç bireylerle benzer düzeyde olabildiğine dikkat çekti.</p>

<h3><strong>BİYOLOJİK YAŞ TESTLERİNDE TEMKİNLİ OLMAK GEREKİYOR</strong></h3>

<p>Son yıllarda DNA metilasyonuna dayalı epigenetik saatler ve çeşitli biyolojik yaş testlerinin popüler hale geldiğini belirten İlhan, bu testlerin sonuçlarına ilişkin dikkatli olunması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Söz konusu testlerin günlük klinik uygulamada kişinin gerçek biyolojik yaşını kesin olarak ortaya koyan standart yöntemler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten İlhan, buna karşın yaşlanma sürecinin hızını etkileyebilen yaşam tarzı ve sağlık faktörlerinin büyük ölçüde bilindiğini ifade etti.</p>

<h3><strong>YAŞLANMA SÜRECİNDE YAŞAM TARZI BELİRLEYİCİ</strong></h3>

<p>Düzenli fiziksel aktivitenin yanı sıra kas gücünün korunmasının da sağlıklı yaşlanma açısından önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İlhan, dengeli beslenme, yeterli uyku ve sigaradan uzak durmanın da sürece katkı sağladığını belirtti.</p>

<p>Hipertansiyon, diyabet, obezite ve yüksek kolesterol gibi kronik hastalık ve risk faktörlerinin kontrol altında tutulmasının önemine dikkat çeken İlhan, sağlıklı yaşlanmanın temel mesajını, “Takvim yaşımızı değiştiremeyiz ama nasıl yaşlandığımızı önemli ölçüde etkileyebiliriz” sözleriyle özetledi.</p>

<h3><strong>İLERİ YAŞTA SADECE KİLO KONTROLÜ YETERLİ DEĞİL</strong></h3>

<p>İleri yaşlarda beslenmenin yalnızca kilo almamaya odaklanmaması gerektiğini belirten İlhan, özellikle istemsiz kilo kaybı ve yetersiz beslenmenin bazı yaşlı bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Sebze ve meyveler, tam tahıllar, kurubaklagiller, zeytinyağı, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri ile yeterli protein içeren Akdeniz tipi beslenmenin iyi bir temel oluşturabileceğini belirten İlhan, beslenme düzeninde kırmızı ete de yer verilebileceğini ifade etti.</p>

<h3><strong>YAŞ İLERLEDİKÇE PROTEİN İHTİYACI ÖNEM KAZANIYOR</strong></h3>

<p>İleri yaşlarda kas kütlesinin korunması açısından yeterli protein tüketiminin önemine dikkat çeken Prof. Dr. İlhan, Avrupa Klinik Nütrisyon ve Metabolizma Derneği'nin yaşlı bireylerde günlük protein alımının en az yaklaşık 1 gram/kilogram düzeyinde olmasını önerdiğini aktardı.</p>

<p>Sağlıklı yaşlı bireylerde genellikle günlük 1-1,2 gram/kilogram protein alımının hedeflenebileceğini belirten İlhan, hastalık, malnütrisyon veya artan ihtiyaç gibi durumlarda bu miktarın daha yüksek seviyelere çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>Örneğin 70 kilogram ağırlığındaki sağlıklı bir yaşlı birey için günlük protein ihtiyacının yaklaşık 70-84 gram arasında düşünülebileceğini belirten İlhan, hastalık durumunda gereksinimin artabileceğine dikkat çekti. Ancak ileri böbrek hastalığı bulunan kişilerde protein miktarının mutlaka kişiye özel belirlenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h3><strong>SUSUZLUK VE BESİN EKSİKLİĞİNE DİKKAT</strong></h3>

<p>İleri yaştaki bireylerin malnütrisyon açısından düzenli olarak değerlendirilmesinin önemine değinen İlhan, yetersiz sıvı tüketiminin de yaşlılarda önemli bir risk oluşturabileceğini söyledi.</p>

<p>Kalsiyum, D vitamini, B12 vitamini, demir ve folat gibi mikrobesinlerin eksikliğinin gerektiğinde araştırılması gerektiğini belirten İlhan, beslenme durumunun kişisel ihtiyaçlara göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/40-50-60-yasindaki-herkes-bunu-yapmali-uzmanindan-saglikli-yaslanma-onerileri</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 09:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/yaslilik-1.jpg" type="image/jpeg" length="12345"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tırnaklarımızı neden yeriz? Meğer nedeni sadece stres değilmiş! İşte tırnak yeme alışkanlığını önlemenin yolları]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/tirnaklarimizi-neden-yeriz-meger-nedeni-sadece-stres-degilmis-iste-tirnak-yeme-aliskanligini-onlemenin-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/tirnaklarimizi-neden-yeriz-meger-nedeni-sadece-stres-degilmis-iste-tirnak-yeme-aliskanligini-onlemenin-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tırnak yeme alışkanlığı stres, kaygı ve can sıkıntısıyla tetiklenebiliyor. Onikofaji olarak bilinen bu davranışı azaltmak için günlük yaşamda uygulanabilecek basit ve pratik kolay yöntemler bulunuyor. İşte tırnak yemenin nedenleri ve önüne geçmenin yolları]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİRSU KOÇ-EGETELGRAF/</strong> Tırnak yeme, özellikle stres, kaygı, sıkıntı ve gerginlik dönemlerinde ortaya çıkabilen yaygın alışkanlıklardan biri olarak biliniyor. Tıp literatüründe onikofaji olarak adlandırılan bu davranış, zamanla otomatik hale gelebiliyor ve kişinin günlük yaşamında tekrarlayabiliyor.</p><h3><strong>HANGİ NEDENLERLE ORTAYA ÇIKAR?</strong></h3><p>Tırnak yemenin altında farklı nedenler bulunabiliyor. Stres ve kaygının yanı sıra can sıkıntısı, yalnızlık ve ellerin boşta kaldığı anlar da davranışı tetikleyebiliyor. Bazı kişilerde ise çocukluk döneminde çevreden öğrenilen bir davranış zaman içinde alışkanlığa dönüşebiliyor. Mükemmeliyetçilik ve gerginlikle başa çıkma biçimleri de tırnak yeme davranışıyla ilişkilendirilebiliyor. Bazı kaynaklarda ise vitamin ve mineral eksikliklerinin bu davranışla bağlantılı olabileceği belirtiliyor. Ancak tırnak yemenin tek başına belirli bir vitamin eksikliğinin göstergesi olduğu söylenemiyor.</p><p><img src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/tirnaklarimizi-neden-yeriz-meger-nedeni-sadece-stres-degilmis-iste-tirnak-yeme-aliskanligini-onlemenin-yollari-2.jpg" alt="Tırnaklarımızı Neden Yeriz Meğer Nedeni Sadece Stres Değilmiş! İşte Tırnak Yeme Alışkanlığını Önlemenin Yolları (2)" width="1280" height="720"></p><h3><strong>YEME ALIŞKANLIĞINI AZALTMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER</strong></h3><p>Tırnak yeme davranışını azaltmak için öncelikle alışkanlığın hangi durumlarda ortaya çıktığının fark edilmesi önem taşıyor. Stresin yoğunlaştığı anları belirlemek, davranışın yerine başka bir aktivite koymayı kolaylaştırabiliyor. Ellerin ve ağzın meşgul tutulması da alışkanlığın azaltılmasına yardımcı olabiliyor. Sakız çiğnemek, stres topu kullanmak, el işiyle uğraşmak veya farklı bir aktiviteye yönelmek tırnakların ağza götürülmesini engelleyebiliyor.</p><h3><strong>ACI OJE İŞE YARAR MI?</strong></h3><p>Tırnak yeme alışkanlığını azaltmak amacıyla eczanelerde bulunan acı tat veren özel ojeler kullanılabiliyor. Tırnağa sürülen ürünün oluşturduğu acı tat, kişinin parmağını ağzına götürdüğü anda davranışının farkına varmasını sağlayan bir hatırlatıcı görevi görebiliyor. Tırnakların kısa ve düzenli tutulması da ısırılabilecek alanı azaltabiliyor. Düzenli manikür uygulaması da bazı kişilerde alışkanlığın fark edilmesine ve kontrol edilmesine yardımcı olabiliyor.</p><h3><strong>STRESİ AZALTMANIN ETKİSİ</strong></h3><p>Kaygı ve gerginlik tırnak yemeyi tetikleyebildiği için stres yönetimi alışkanlığın kontrolünde önem taşıyor. Derin nefes egzersizleri, gevşeme çalışmaları ve kişinin kendisini sakinleştirebildiği rutinler bu süreçte kullanılabiliyor. Tırnak yeme davranışı kişinin kontrol etmekte zorlandığı, yoğun veya sürekli tekrarlanan bir alışkanlık haline geldiyse psikiyatri ya da psikoloji alanında bir uzmandan destek alınması değerlendirilebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h3><strong>ÇOCUKLARDA NASIL BİR YOL İZLENİR?</strong></h3><p>Çocuklarda tırnak yeme davranışına karşı azarlama, cezalandırma veya sürekli uyarma yerine sakin ve destekleyici bir yaklaşım öneriliyor. Çocuğu korkutmak ya da ellerine müdahale etmek, kaygıyı artırarak davranışın devam etmesine neden olabiliyor. Çocuğun ellerini oyun hamuru, stres topu veya kalem gibi nesnelerle meşgul etmek alternatif bir davranış oluşturabiliyor. Tırnakların kısa tutulması da ısırılabilecek bölgenin azaltılmasına yardımcı olabiliyor.</p><p><img src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/tirnaklarimizi-neden-yeriz-meger-nedeni-sadece-stres-degilmis-iste-tirnak-yeme-aliskanligini-onlemenin-yollari-1.jpg" alt="Tırnaklarımızı Neden Yeriz Meğer Nedeni Sadece Stres Değilmiş! İşte Tırnak Yeme Alışkanlığını Önlemenin Yolları (1)" width="1280" height="720"></p><h3><strong>STRESİN NEDENİNİ GÖZLEMLEYİN</strong></h3><p>Çocuklarda tırnak yeme alışkanlığı görülüyorsa davranışın hangi durumlarda ortaya çıktığı gözlemlenebiliyor. Kaygı, korku, okul kaynaklı sorunlar veya aile içindeki gerginlikler gibi etkenlerin bulunup bulunmadığı değerlendirilebiliyor. Çocuğu sürekli “elini ağzından çek” şeklinde uyarmak yerine dikkatini başka bir aktiviteye yönlendirmek daha yapıcı bir yaklaşım olabiliyor. Davranış uzun süre devam ediyor veya çocuğun günlük yaşamını etkiliyorsa uzman desteği alınması gerekebiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>BİRSU KOÇ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/tirnaklarimizi-neden-yeriz-meger-nedeni-sadece-stres-degilmis-iste-tirnak-yeme-aliskanligini-onlemenin-yollari</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 16:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/tirnaklarimizi-neden-yeriz-meger-nedeni-sadece-stres-degilmis-iste-tirnak-yeme-aliskanligini-onlemenin-yollari-3.jpg" type="image/jpeg" length="84406"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastanelerde alarm veren tehlike! Antibiyotik direnci tedavileri değiştiriyor]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/hastanelerde-alarm-veren-tehlike-antibiyotik-direnci-tedavileri-degistiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/hastanelerde-alarm-veren-tehlike-antibiyotik-direnci-tedavileri-degistiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antibiyotik direnci, gelecekte ortaya çıkabilecek bir tehdit olmaktan çıkarak hastanelerde tedavi kararlarını doğrudan etkileyen bir sorun haline geldi. Uzmanlar, özellikle yoğun bakım ünitelerinde doğru tedaviye hızlı ulaşmanın önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Küresel boyuta ulaşan antibiyotik direnci, hastanelerdeki tedavi kararlarını ve klinik uygulamaları doğrudan etkileyen önemli bir sorun haline geldi. Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, "Antibiyotik direnci artık geleceğin değil, bugünün meselesidir. En büyük risk, yalnızca yeni ilaç bulamamak değil, doğru tedaviyi hastaya yeterince hızlı ulaştıramamaktır" dedi.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/a-w781328-01.jpg" width="1080" /></p>

<p>Gelişen tıbbi teknolojilere rağmen antibiyotik direncinin gelecekte karşılaşılabilecek olası bir risk olmadığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, direncin doğrudan hastane pratiğinde tedavi kararlarını belirleyen bir konu olduğunu söyledi.</p>

<p>Özellikle yoğun bakım ünitelerindeki tabloya dikkat çeken Erdoğan, dirençli mikroorganizmaların yalnızca enfeksiyon tedavilerini değil, cerrahi müdahaleleri, organ nakillerini ve kemoterapi süreçlerini de yakından ilgilendirdiğini ifade etti.</p>

<p>Mevcut antibiyotik direncindeki artış hızının yeni antibiyotik geliştirme süreçlerinin önüne geçtiğini belirten Erdoğan, sürecin hassasiyetle yönetilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h3><strong>KLİNİK SÜREÇLERDE ZAMAN ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Hastane enfeksiyonlarında doğru tedaviye ulaşma süresinin belirleyici olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, "Dirençli bakteriler karşısında en önemli faktör doğru zamanda müdahale edebilmektir. Yoğun bakım şartlarında ampirik başlayan tedavilerin etkisiz kalması durumunda klinik tablo hızla ilerleyebilmektedir. Diğer taraftan, direnç endişesiyle gereğinden geniş spektrumlu ilaçların tercih edilmesi de mikrobiyom dengesine ve dirençli suşların seçilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu noktada klasik kültür yöntemlerinin sunduğu veriler ile PCR tabanlı hızlı moleküler tanı sistemlerinin entegre edilmesi klinisyenlere değerli zaman kazandırmaktadır" dedi.</p>

<h3><strong>ALTERNATİF TEDAVİ YAKLAŞIMLARI ARAŞTIRILIYOR</strong></h3>

<p>Son çare antibiyotik kavramının tek bir ilacı ifade etmediğini belirten Erdoğan, tedavinin patojenin türüne ve enfeksiyonun odağına göre şekillendiğini söyledi.</p>

<p>Erdoğan: "Çoklu ilaç direnci gösteren vakalarda öncelikli adım, drenaj veya debridman gibi yöntemlerle enfeksiyon odağının kontrol altına alınmasıdır. Son dönemde gündeme gelen bakteriyofaj tedavileri ve yapay zekâ destekli moleküler keşif çalışmaları umut verici adımlardır. Ancak bu teknolojiler henüz klinik kullanımda standart tedavilerin yerini alacak düzeyde değildir. Biyofajların konakçı özgüllüğü, direnç gelişimi ve dozaj standartları gibi araştırılan yönleri bulunmaktadır. Yapay zeka ise ilaç keşif zincirini hızlandırsa da klinik Faz süreçlerinin tamamlanması zorunludur." ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>HASTANE ENFEKSİYONLARINA KARŞI KONTROL ÖNLEMLERİ</strong></h3>

<p>Direnç gelişimini sınırlandırmanın en etkili yollarından birinin enfeksiyon oluşumunu önlemek olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, hastane içindeki bulaş riskinin azaltılması için standart enfeksiyon kontrol uygulamalarının aksatılmaması gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Erdoğan: "Hastane içi bulaş riskini önlemede en güçlü unsur standart enfeksiyon kontrol önlemleridir. El hijyeni, izolasyon protokolleri, çevresel dezenfeksiyon ve genomik sürveyans çalışmaları aksatılmadan yürütülmelidir. Akıllı hastane sistemleri ve dijital uyarı mekanizmaları karar destek süreçlerini kolaylaştırsa da temel enfeksiyon kontrol kurallarının yerini alamaz. Antibiyotik direnciyle mücadelede doğru ilaç kullanımı, tanı imkanlarının güçlendirilmesi, ekonomik teşvik modelleri ve insan, hayvan ile çevre sağlığını kapsayan Tek Sağlık yaklaşımı bir bütün olarak uygulanmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/hastanelerde-alarm-veren-tehlike-antibiyotik-direnci-tedavileri-degistiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 06:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/hastanelerde-alarm-veren-tehlike-antibiyotik-direnci-tedavileri-degistiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="28122"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öksürük ve hırıltıya dikkat! Nefes darlığını sadece alerji sanmayın: Uzman isim uyardı]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/oksuruk-ve-hiriltiya-dikkat-nefes-darligini-sadece-alerji-sanmayin-uzman-isim-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/oksuruk-ve-hiriltiya-dikkat-nefes-darligini-sadece-alerji-sanmayin-uzman-isim-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum çoğu zaman alerji veya astımla ilişkilendirilse de bu şikâyetlerin altında farklı sağlık sorunları da bulunabiliyor. Uzman Dr. Funda Karaduman Yalçın, tekrarlayan nefes darlığının nedeninin araştırılması gerektiğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Funda Karaduman Yalçın, nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunumun çoğu zaman alerji veya astımla ilişkilendirildiğini belirtti. Yalçın, "Bu belirtilerin altında farklı sağlık sorunları da yatabiliyor" dedi.</p>

<p>Özellikle bahar aylarında polenlerin artmasıyla birlikte nefes alırken güçlük, göğüste sıkışma ve tekrarlayan öksürük gibi şikâyetler alerji ve astımla ilişkilendiriliyor. Ancak benzer belirtilerin çeşitli solunum ve kalp-damar hastalıklarının yanı sıra kansızlık, fiziksel kondisyon düşüklüğü ve yoğun stres nedeniyle de ortaya çıkabileceği bildirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/a-w781514-01.jpg" width="591" /></p>

<h3><strong>NEDENİ ARAŞTIRILMALI</strong></h3>

<p>Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Funda Karaduman Yalçın, tekrarlayan nefes darlığının nedeninin doğru belirlenmesinin, altta yatan sağlık sorunlarının erken fark edilmesi açısından önemli olduğunu söyledi.</p>

<h3><strong>ALERJİDE HANGİ BELİRTİLER GÖRÜLÜYOR?</strong></h3>

<p>Yalçın, alerjinin hassas kişilerde bağışıklık sisteminin polen, ev tozu akarları, küf ve hayvan kaynaklı alerjenlere aşırı tepki vermesiyle ortaya çıkabildiğini belirtti.</p>

<p>Hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, kaşıntı ve gözlerde sulanmanın alerjinin en sık görülen belirtileri arasında yer aldığını ifade eden Yalçın, bazı kişilerde alerjenlerin solunum yollarını da etkileyebildiğini kaydetti.</p>

<p>Bu durumda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığının da görülebileceğini dile getirdi.</p>

<h3><strong>ASTIM BELİRTİLERİ NE ZAMAN ARTIYOR?</strong></h3>

<p>Astımın, hava yollarında iltihaplanma ve daralmaya yol açan kronik bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirten Yalçın, "Nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma ve tekrarlayan öksürük astımın en sık görülen belirtileri arasında bulunuyor. Bu şikâyetler özellikle gece ve sabaha karşı, egzersiz sırasında veya belirli tetikleyicilerle karşılaşıldığında belirginleşebiliyor" diye konuştu.</p>

<h3><strong>ALERJİ VE ASTIM ARASINDAKİ İLİŞKİ</strong></h3>

<p>Alerji ile astım arasında yakın ilişki bulunduğuna dikkat çeken Yalçın, polen, ev tozu ve küf gibi alerjenlerin bazı kişilerde astım belirtilerini başlatabileceğini veya mevcut şikâyetleri artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Yalçın, "Her alerjisi olan kişinin astım hastası olmadığı, her astım hastasında da alerji bulunmadığı unutulmamalı" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>NEFES DARLIĞININ BAŞKA NEDENLERİ DE VAR</strong></h3>

<p>Nefes darlığının yalnızca alerjiye bağlanmasının yanıltıcı olabileceğini vurgulayan Yalçın, KOAH, kalp-damar hastalıkları, kansızlık, bazı enfeksiyonlar, fiziksel kondisyon düşüklüğü ve yoğun stresin de bu şikâyete neden olabileceğini belirtti.</p>

<p>Daha önce yaşanmayan nefes darlığının ortaya çıkması veya mevcut şikâyetin zaman içerisinde artması halinde nedeninin araştırılması gerektiğini kaydeden Yalçın, tekrarlayan nefes darlığı yaşayan kişilerin kendi kendine tanı koymak yerine hekim değerlendirmesinden geçmesini önerdi.</p>

<h3><strong>ASTIM ŞÜPHESİNDE HANGİ TESTLER YAPILIYOR?</strong></h3>

<p>Astım şüphesinde başta solunum fonksiyon testleri olmak üzere, gerekli görülmesi halinde alerji testleri ve farklı tetkiklerin uygulanabildiğini ifade eden Yalçın, bu değerlendirmeler sayesinde şikâyetin kaynağının alerji, astım veya başka bir sağlık problemi olup olmadığının daha net ortaya konulabildiğini söyledi.</p>

<h3><strong>NEFES DARLIĞINDA ACİL BELİRTİLERE DİKKAT</strong></h3>

<p>Yalçın, "Özellikle ani başlayan ve şiddetli nefes darlığı, konuşmakta güçlük, dudaklarda morarma, bilinç bulanıklığı veya ciddi bir alerjik reaksiyon gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden acil tıbbi yardım alınması gerekiyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/oksuruk-ve-hiriltiya-dikkat-nefes-darligini-sadece-alerji-sanmayin-uzman-isim-uyardi</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 00:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/oksuruk-ve-hiriltiya-dikkat-nefes-darligini-sadece-alerji-sanmayin-uzman-isim-uyardi.png" type="image/jpeg" length="78979"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tiroit nodülünüz varsa dikkat! Her nodül ameliyat gerektirmiyor]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/tiroit-nodulunuz-varsa-dikkat-her-nodul-ameliyat-gerektirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/tiroit-nodulunuz-varsa-dikkat-her-nodul-ameliyat-gerektirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eylül Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında uzmanlardan önemli uyarılar geldi. Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, her tiroit nodülünün ameliyat gerektirmediğini belirtirken, erken tanı ve doğru tedavi seçiminin önemine dikkat çekti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tiroit Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında uzmanlar, tiroit nodüllerinin doğru değerlendirilmesi ve tiroit kanserinde erken tanının önemine dikkat çekiyor. Liv Hospital Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, her tiroit nodülünün ameliyat gerektirmediğini belirterek, günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde cerrahi işlemlerin daha güvenli ve hasta odaklı uygulanabildiğini söyledi.</p>

<h3><strong>HER NODÜL AMELİYAT GEREKTİRMİYOR</strong></h3>

<p>Prof. Dr. Ahmet Cem Dural, tiroit nodüllerinin özellikle iyot eksikliğinin görüldüğü bölgelerde oldukça yaygın olduğunu belirtti. Nodüllerin boyut, şekil ve içeriklerine göre değerlendirildiğini aktaran Dural, büyük bölümünün iyi huylu olduğunu ve düzenli fizik muayene ile ultrasonografi takibinin yeterli olabildiğini ifade etti. Kanser şüphesi taşıyan, boyunda basıya bağlı nefes darlığı veya yutma güçlüğüne yol açan, fiziksel açıdan belirgin büyüklüğe ulaşan ya da aşırı hormon üretimine neden olan nodüllerin ise cerrahi veya farklı tedavi seçenekleri açısından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p><img alt="Tiroit Kanser" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/tiroit-kanser.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>SES KISIKLIĞI RİSKİ TEKNOLOJİYLE AZALIYOR</strong></h3>

<p>Tiroit ameliyatlarında ses tellerinin çalışmasını sağlayan rekürren sinirlerin zarar görmesinin ses kısıklığına yol açabileceğini belirten Dural, günümüzde anatomik bilgi, cerrahi deneyim ve teknolojik cihazların gelişmesiyle kalıcı ses kısıklığı riskinin oldukça düşük seviyelere indiğini söyledi.</p>

<p>Sinir monitörizasyonu kullanılan ameliyatlarda kalıcı ses kısıklığının yüzde 0,1'in altında görüldüğünü aktaran Dural, geçici ses kısıklığı, seste ton değişikliği, çatallanma veya ses yorulması gibi sorunların ise yaklaşık yüzde 1 oranında ortaya çıkabildiğini belirtti. Tiroit cerrahisinde önemli komplikasyonlardan birinin de hipokalsemi ve hipoparatiroidi olduğunu belirten Dural, bunun tiroit bezine komşu paratiroit bezlerinin ameliyat sırasında zarar görmesiyle ortaya çıkabileceğini söyledi. Son yıllarda kullanılan kızılötesi kameraların paratiroit bezlerinin ameliyat sırasında daha kolay görülmesini ve damarsal beslenmelerinin takip edilmesini sağladığını belirten Dural, sağlıklı paratiroit bezlerinin kızılötesi ışık altında gösterdiği otofloresans özelliğinin cerrahi sırasında bu yapıların korunmasına katkı sağladığını ifade etti.</p>

<h3><strong>TİROİT BEZİNİN TAMAMININ ALINMASI HER ZAMAN GEREKLİ DEĞİL</strong></h3>

<p>Ameliyat kararı verilen her hastada tiroit bezinin tamamının çıkarılmasının gerekmediğini vurgulayan Dural, birden fazla nodülün veya tüm bezin aşırı hormon ürettiği bazı durumlarda total tiroidektomi uygulanabildiğini belirtti. Tek bir toksik nodülün bulunduğu hastalarda ise yalnızca nodülün bulunduğu lobun çıkarılmasının yeterli olabileceğini söyleyen Dural, böylece geride kalan tiroit dokusu sayesinde hastanın hormon ilacı kullanmasına gerek kalmayabileceğini aktardı. Yaklaşık 1 ila 1,5 santimetreye kadar olan bazı tiroit kanserlerinde de kanserin bulunduğu lobun çıkarılmasının yeterli olabileceğini belirten Dural, daha büyük, bez dışına yayılmış, agresif özellik taşıyan veya lenf bezlerine sıçramış kanserlerde ise tiroit bezinin tamamının çıkarılmasının gerekebileceğini kaydetti.</p>

<h3><strong>İZSİZ VE ROBOTİK CERRAHİ SEÇENEKLERİ GELİŞİYOR</strong></h3>

<p>Tiroit ameliyatlarında özellikle genç ve kadın hastalarda iz kaygısının öne çıktığını belirten Dural, cerrahi kesinin boyun çizgilerine paralel şekilde yapılmasının ve uygun dikiş tekniklerinin kullanılmasıyla izin azaltılabildiğini söyledi. Endoskopik ve robotik cerrahinin yaygınlaşmasıyla boyun bölgesinde görünür bir iz bırakmayan farklı yöntemlerin de geliştirildiğini belirten Dural, koltuk altı, ağız içi, meme başı, kulak arkası gibi bölgelerden gerçekleştirilen transaksiller, transoral, bilateral aksiller ve meme yaklaşımlı, retroauriküler ve tek port robotik tiroit cerrahilerinin bu yöntemler arasında yer aldığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>ABLASYON SEÇİLMİŞ HASTALARDA ALTERNATİF OLABİLİR</strong></h3>

<p>Radyofrekans veya mikrodalga enerjisiyle yüksek ısı kullanılarak gerçekleştirilen ablasyon tedavisinin son dönemde bazı iyi huylu tiroit nodülleri ile 1 santimetreden küçük bazı tiroit kanserlerinde uygulanmaya başlandığını belirten Dural, yöntemin henüz uzun dönem onkolojik sonuçlarının yeterli olmadığını söyledi. İlk 3-5 yıllık sonuçların seçilmiş hastalarda ablasyonun cerrahiye alternatif olabileceğine işaret ettiğini aktaran Dural, nodülün yapısı, yerleşimi ve çevre organlarla ilişkisi gibi faktörlerin tedavi kararında önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Ablasyon sırasında da ses kısıklığı veya hipoparatiroidi gibi komplikasyonların görülebileceğini ifade eden Dural, yöntemin hangi hastalarda uygulanacağına multidisipliner bir ekibin karar vermesi gerektiğini vurguladı. Dural, mevcut durumda tiroit kanserinde altın standart tedavinin kanserli dokunun cerrahi olarak çıkarılması olduğunu belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Kader Ergin</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/tiroit-nodulunuz-varsa-dikkat-her-nodul-ameliyat-gerektirmiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 09:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/tiroit-kanseriii.jpg" type="image/jpeg" length="37802"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuz gözlerini kısarak bakıyorsa dikkat! Uzman isim uyardı]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-dikkat-uzman-isim-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-dikkat-uzman-isim-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, okul çağındaki çocuklarda görme sorunlarının erken fark edilmemesinin eğitim hayatından sosyal gelişime kadar birçok alanı etkileyebileceğini belirtti. Medicana Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Faruk Tabar, ailelerin çocuklardaki görme bozukluğu belirtilerine karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okul çağındaki çocuklarda görme sağlığının akademik başarı ve genel gelişim açısından önemli olduğunu belirten uzmanlar, göz problemlerinin erken yaşlarda tespit edilmemesi halinde öğrenme yeteneği, sosyal beceriler ve özgüven üzerinde olumsuz etkiler oluşabileceğini söyledi.</p>

<p>Medicana Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ömer Faruk Tabar, çocuklarda uzak ve yakın görme sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tabar, düzenli göz taramalarının çocukların hem eğitim hayatı hem de kişisel gelişimleri açısından önemli olduğunu belirtti.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/a-w780498-01.jpg" width="1081" /></p>

<p>Çocuğun görme bozukluğunun aile tarafından fark edilmemesi durumunda derslerdeki düşük başarının öğrenme kabiliyetiyle ilişkilendirilebildiğini belirten Tabar, asıl nedenin yeterince iyi görememek olabileceğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tabar: "Çocuğunun görme bozukluğunun farkında olmayan aileler, çocuklarının derslerdeki düşük başarı seviyelerini, öğrenme yeteneklerinin düşüklüğüne bağlıyor. Oysa çocuğun öğrenme kabiliyetinde bir eksiklik yok, iyi göremediği için derslerinden geri kalabiliyor. Göz bozukluğunda önlem alınmadığında, gözde tembellik başlıyor ve bu durum ilerleyen yıllarda çocuğun görme kalitesini ciddi oranda etkiliyor" dedi.</p>

<h3><strong>GÖZLERİNİ KISARAK BAKIYORSA DİKKAT</strong></h3>

<p>Çocuklarda göz bozukluğunun bazı davranış ve belirtiler üzerinden fark edilebileceğini belirten Op. Dr. Ömer Faruk Tabar: "Göz kayması, çapaklanma, şişlik, bir gözü kapayarak bakma, gözlerini kısarak bakma, çok yakından okuma, okuduğu satırı atlama, TV'yi yakından izleme, düşük performans, baş ağrısı, dalgınlık, başı bir yana eğerek bakma, sık sık gözleri kaşıma ve bebek 3 aylık olmasına rağmen bakışları odaklayamamadır" dedi.</p>

<h3><strong>ERKEN TEŞHİS TEDAVİ SÜRECİNİ KOLAYLAŞTIRIYOR</strong></h3>

<p>Görme problemlerinin erken teşhis edilmesinin tedavi başarısını artırabileceğini ifade eden Tabar, çocuklarda göz bozukluğuna işaret edebilecek belirtileri de açıkladı.</p>

<p>Tabar: "Çocuğun tahtayı yeterince iyi görememesi, okurken satır atlaması, cümleleri eliyle takip etmesi, bir gözünü daha öne alarak kitaba bakması, televizyonu yakından seyretmesi, gözlerde sulanma ve dolayısıyla ödevlerini yaparken zorlanması gibi durumlar göz bozukluğunun işaretidir. Çocuklarında bu tür şikâyetler gözlemleyen ebeveynlerin en kısa sürede bir hekime başvurmalarında yarar var. Erken konulan teşhis tedavi süreci kolayca atlatılabilir." dedi.</p>

<h3><strong>OKUL ÖNCESİ GÖZ MUAYENESİ ÖNEM TAŞIYOR</strong></h3>

<p>Çocuklarda en sık görülen göz hastalıkları arasında göz tembelliği, şaşılık, miyop, hipermetrop ve astigmat yer alıyor.</p>

<p>Op. Dr. Ömer Faruk Tabar, okul öncesinde yapılacak basit bir göz muayenesiyle mevcut görme azlığının, buna neden olan hastalıkların ve şaşılığın erken dönemde tespit edilebileceğini belirtti.</p>

<p>Tüm detaylar aktarıldı: Görme sorunlarının akademik başarı, öğrenme, sosyal beceriler ve özgüven üzerindeki etkileri; göz bozukluğunun belirtileri; göz tembelliği, şaşılık, miyop, hipermetrop ve astigmat; erken teşhisin önemi; ebeveynlerin dikkat etmesi gereken işaretler ve okul öncesi göz muayenesinin sağlayabileceği erken tespit imkânı metne eksiksiz şekilde dahil edildi. Tırnak içindeki açıklamalara dokunulmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-dikkat-uzman-isim-uyardi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 06:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-dikkat-uzman-isim-uyardi.jpg" type="image/jpeg" length="65415"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından alzheimera karşı önemli tavsiye: Alzheimer riskini azaltmak için sofranıza bunları ekleyin]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/uzmanindan-alzheimera-karsi-onemli-tavsiye-alzheimer-riskini-azaltmak-icin-sofraniza-bunlari-ekleyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/uzmanindan-alzheimera-karsi-onemli-tavsiye-alzheimer-riskini-azaltmak-icin-sofraniza-bunlari-ekleyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin sağlığını korumada yaşam tarzı ve beslenmenin önemine dikkat çeken uzmanlar, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve sosyal ilişkilerin yanı sıra B12, folat ve D vitamini gibi vitaminlerin yeterli düzeyde alınmasının önem taşıdığını belirtti. Uzmanlar, Alzheimer riskini azaltmak için Akdeniz tipi beslenmenin yaşamın erken dönemlerinden itibaren benimsenmesini önerdi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin sağlığının korunmasında beslenme ve günlük yaşam alışkanlıklarının önemli rol oynadığı belirtildi. Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, B12, folat ve D vitamini başta olmak üzere bazı vitamin ve minerallerin yeterli düzeyde alınmasının beyin sağlığı açısından önem taşıdığını söyledi.</p>

<h3><strong>ALZHEIMER RİSKİNİ AZALTMAK MÜMKÜN</strong></h3>

<p>Prof. Dr. M. Zülküf Önal, Alzheimer hastalığının tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmadığını belirterek, yaşam tarzında yapılacak doğru tercihlerle riskin azaltılabileceğini ifade etti. Beyni aktif tutmanın önemine dikkat çeken Önal, haftada en az 150 dakika egzersiz yapılmasını, yeni bir dil öğrenilmesini, kitap okunmasını ve yeni beceriler edinilmesini önerdi. Sosyal ilişkilerin sürdürülmesi, tansiyon, kolesterol ve kan şekeri ile kilonun kontrol altında tutulmasının da bilişsel sağlığın korunmasına katkı sağlayabileceğini belirtti. Kalp-damar sağlığı ile beyin sağlığının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Önal, düzenli ve kaliteli uykunun yanı sıra sigaradan uzak durulması ve alkol tüketiminin sınırlandırılmasının da önemli olduğunu kaydetti. İşitme ve görme kayıplarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Önal, beslenmede ise sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar, balık, zeytinyağı ve kuruyemişleri içeren Akdeniz tipi beslenmenin tercih edilmesini önerdi.</p>

<p><img alt="Medicana-3" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/medicana-3.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>B12, FOLAT VE D VİTAMİNİNE DİKKAT</strong></h3>

<p>Beyin sağlığında yeterli ve dengeli beslenmenin yanı sıra ihtiyaç halinde vitamin ve mineral desteğinin de değerlendirilebileceğini belirten Önal, özellikle B12, folat, D vitamini ve B1'in yeterli düzeylerde bulunmasının önemine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eksiklik veya yetersizlik tespit edilmesi durumunda uygun vitamin desteğiyle bu değerlerin yerine konulabileceğini ifade eden Önal, Omega-3'ün ise özellikle yeterince balık tüketmeyen kişilerde beslenme desteği olarak değerlendirilebileceğini söyledi.</p>

<p>Vitamin ve mineral desteğinin herkes için aynı şekilde uygulanmaması gerektiğini vurgulayan Önal, takviyelerin kişinin yaşı, beslenme düzeni ve ihtiyaçlarına göre planlanmasının en doğru yaklaşım olduğunu belirtti.</p>

<h3><strong>BEYİN SAĞLIĞI İÇİN BESLENME ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülşah Erhan da beyin sağlığına yönelik beslenme alışkanlıklarının yalnızca ileri yaşlarda veya unutkanlık ortaya çıktığında gündeme alınmaması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Erhan, Alzheimer riskinin tek bir besin ya da takviyeyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirterek, kan şekeri kontrolünü destekleyen, damar sağlığını koruyan ve oksidatif stresin azaltılmasına katkı sunan Akdeniz tipi beslenmenin yaşam biçimine dönüştürülmesini önerdi.</p>

<p>Bu beslenme modelinde sebze, meyve, kuru baklagil, tam tahıl, zeytinyağı ve kuruyemişlerin ağırlıklı olarak tüketilmesi, doymuş ve trans yağ içeren ultra işlenmiş ürünlerin ise sınırlandırılması gerektiğini belirten Erhan; somon, sardalya, uskumru ve hamsi gibi yağlı balıkların EPA ve DHA açısından öne çıktığını kaydetti.</p>

<h3><strong>VİTAMİNLER BESİNLERİN YERİNİ TUTMUYOR</strong></h3>

<p>B12 ihtiyacının balık, et, yumurta ve süt ürünlerinden; folat ihtiyacının ise koyu yeşil yapraklı sebzeler ve baklagillerden karşılanabileceğini belirten Erhan, lif ve polifenol açısından zengin besinlerin bağırsak mikrobiyotasını destekleyebileceğini söyledi.</p>

<p>B12, folat ve D vitamini gibi öğelerin eksiklik tespit edildiğinde kişiye özel değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Erhan, takviyelerin dengeli beslenmenin yerine geçmediğini ifade etti. Beyin sağlığı açısından sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarının genç yaşlardan itibaren oluşturulmasının önemine dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/uzmanindan-alzheimera-karsi-onemli-tavsiye-alzheimer-riskini-azaltmak-icin-sofraniza-bunlari-ekleyin</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 03:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2025/09/dunya-alzheimer-ayinda-uyari-erken-tani-hayat-kurtariyor.webp" type="image/jpeg" length="80442"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda geniz eti alarmı! Uzman isim yüz ve diş gelişimine dikkat çekti]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/cocuklarda-geniz-eti-alarmi-uzman-isim-yuz-ve-dis-gelisimine-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/cocuklarda-geniz-eti-alarmi-uzman-isim-yuz-ve-dis-gelisimine-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eskişehir Özel Ümit Hastanesi KBB Uzmanı Op. Dr. Bekir Oksay, çocuklarda geniz eti büyümesinin yalnızca horlama ve nefes alma sorunlarına neden olmadığını belirtti. Oksay, uzun süre devam eden geniz eti problemlerinin yüz, diş ve fiziksel gelişimi etkileyebileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özel Ümit Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Bekir Oksay, çocuklarda sık görülen geniz eti büyümesinin yalnızca nefes alma ve horlama sorunuyla sınırlı olmadığını belirtti. Oksay, uzun süre devam eden problemin çocuklarda yüz ve diş yapısından fiziksel gelişime kadar farklı alanlarda olumsuzluklara yol açabileceğini söyledi.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/a-w780549-01.jpg" width="520" /></p>

<p>Geniz eti büyümesinin çocuklarda yol açabileceği iki önemli sorundan birinin yüz ve diş gelişimi olduğunu ifade eden Oksay, özellikle ilerleyen yaşlarda diş yapısı ve dişlerin kapanışında bozukluklar görülebileceğini belirtti.</p>

<p>Bu sorunların özellikle 7-10 yaş döneminde daha belirgin hale gelebildiğini kaydeden Oksay, bazı çocukların ilerleyen süreçte ortodonti tedavisine ihtiyaç duyabildiğini ifade etti.</p>

<h3><strong>AĞIZDAN NEFES ALMAK DİŞ SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR</strong></h3>

<p>Burun tıkanıklığı nedeniyle sürekli ağızdan nefes alınmasının ağız sağlığı üzerinde de etkili olabileceğini belirten Oksay, ağızdan nefes alındığında tükürüğün kuruduğunu söyledi.</p>

<p>Tükürüğün bakterilere karşı koruyucu etkisinin azalmasıyla ağızdaki bazı bakterilerin çoğalabileceğine dikkat çeken Oksay, bu durumun diş sağlığı açısından olumsuz sonuçlara neden olabileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>KALİTELİ UYKU EKSİKLİĞİ BÜYÜMEYİ ETKİLEYEBİLİR</strong></h3>

<p>Geniz eti büyümesinin çocukların fiziksel gelişimi üzerinde de etkili olabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Bekir Oksay, gece boyunca rahat nefes alamayan çocukların derin ve kaliteli uykuya geçmekte zorlanabileceğini belirtti.</p>

<p>Derin uyuyamayan çocuklarda büyüme hormonunun yeterince salgılanamayabileceğini ifade eden Oksay, bunun boy ve vücut gelişimi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.</p>

<h3><strong>GENİZ ETİ NASIL TESPİT EDİLİYOR?</strong></h3>

<p>Geniz etinin büyüklüğünün belirlenmesinde iki temel yöntemin kullanıldığını belirten Oksay, bunlardan ilkinin yan kafa grafisi olduğunu aktardı.</p>

<p>Yan kafa grafisiyle yapılan görüntülemede geniz bölgesinde çocuğun nefes almasına yetecek kadar hava yolu bulunup bulunmadığının değerlendirildiğini söyledi.</p>

<p>İkinci yöntemin ise endoskopik muayene olduğunu belirten Oksay, ince endoskoplarla burundan girilerek geniz etinin hava yolunu ne ölçüde kapattığının doğrudan görülebildiğini ifade etti.</p>

<h3><strong>AMELİYAT KARARI MUAYENE SONRASINDA VERİLİYOR</strong></h3>

<p>Geniz etinin ileri derecede büyüdüğü ve hava yolunu ciddi şekilde kapattığının belirlenmesi halinde çocuklar için ameliyat sürecinin değerlendirilebildiğini belirten Oksay, tedavi kararının muayene ve yapılan değerlendirmelerin ardından verildiğini söyledi.</p>

<p>Tüm detaylar aktarıldı: Geniz eti büyümesinin nefes alma ve horlama dışında yüz ve diş gelişimine etkileri, 7-10 yaş dönemine ilişkin bilgi, ağızdan nefes almanın tükürük ve diş sağlığı üzerindeki etkisi, kaliteli uyku ve büyüme hormonu ilişkisi, yan kafa grafisi ve endoskopik muayene yöntemleri ile ameliyat kararının hangi değerlendirmeler sonucunda verildiği metne eksiksiz şekilde dahil edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/cocuklarda-geniz-eti-alarmi-uzman-isim-yuz-ve-dis-gelisimine-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 00:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/cocuklarda-geniz-eti-alarmi-uzman-isim-yuz-ve-dis-gelisimine-dikkat-cekti.jpg" type="image/jpeg" length="45527"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Halk Sağlığı Haftası’nda dikkat çeken çağrı! Sağlığınızı korumak için nelere dikkat etmelisiniz?]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/halk-sagligi-haftasinda-dikkat-ceken-cagri-sagliginizi-korumak-icin-nelere-dikkat-etmelisiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/halk-sagligi-haftasinda-dikkat-ceken-cagri-sagliginizi-korumak-icin-nelere-dikkat-etmelisiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında vatandaşlara sağlıklarını korumaları için çağrıda bulundu. Öztürk, düzenli kontrollerden dengeli beslenmeye, fiziksel aktiviteden kanser taramalarına kadar birçok başlığa dikkat çekti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi ve vatandaşların sağlık konusunda farkındalığının artırılmasına dikkat çeken Öztürk, "Sağlığınızı korumak için hastalanmayı beklemeyin" dedi.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/a-w780553-01.jpg" width="1026" /></p>

<h3><strong>BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNİN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİ</strong></h3>

<p>Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sağlık sisteminde bireyin ilk temas noktası olduğunu belirten Öztürk, bu kapsamda yürütülen koruyucu ve önleyici hizmetlerin toplum sağlığının güçlendirilmesinde önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.</p>

<p>Öztürk, halk sağlığının korunması için alınması gereken önlemleri de sıralayarak, "Halk sağlığının korunmasında düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması, dengeli ve yeterli beslenme, fiziksel aktivitenin artırılması, tütün ve tütün ürünlerinden uzak durulması, aşırı tuz ve şeker tüketiminin azaltılması, kişisel ve çevresel hijyene dikkat edilmesi, Bakanlığımızın aşılama programına tam riayet edilmesi ve kanser taramalarının zamanında yaptırılması büyük önem taşımaktadır" dedi.</p>

<h3><strong>DENİZLİ’DE 137 AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ HİZMET VERİYOR</strong></h3>

<p>Denizli’de vatandaşların hastalanmadan önce sağlığını koruyan ve yaşam kalitesini artıran bütüncül bir anlayışla çalışmaların sürdürüldüğünü belirten Öztürk, kentteki birinci basamak sağlık hizmetlerinin yapısına ilişkin bilgi verdi.</p>

<p>Öztürk, "Denizli’de birinci basamak sağlık hizmetlerimizin en önemli yapı taşlarından Aile Sağlığı Merkezlerimiz vatandaşlarımızın sağlık sistemindeki ilk başvuru noktasıdır. İl genelinde 137 Aile Sağlığı Merkezimizde 383 Aile Hekimliği Birimimiz ile vatandaşlarımıza koruyucu sağlık hizmetlerinden çocuk ve gebe izlemlerine, kronik hastalıklarının takibinden bağışıklama hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede sağlık hizmeti sunuyoruz.2026 yılında 10 yeni Aile Hekimliği Birimini hizmet ağımıza dahil ederek Aile Hekimliği Birimi başına düşen nüfusu da 2730 kadar indirmiş durumdayız. Aile Sağlığı Merkezlerimizin yanında 7 İlçe Sağlık Müdürlüğümüz, 12 Toplum Sağlığı Merkezimizde de sağlık hizmetlerini yürütüyoruz. Yine kanserle mücadelede en önemli adımlardan biri de hastalığın erken dönemde tespit edilmesidir. Bu kapsamda da ilimizde bulunan Merkezefendi, Pamukkale, Sümer, Acıpayam ve Tavas Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ve Mobil Kanser Tarama Tırımız ile ilimizin en ücra köşelerine kadar kanser taramalarımızı gerçekleştiriyoruz. Acıpayam, Tavas, Merkezefendi ve Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezlerimizle de vatandaşlarımızın sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirilmesi ve sağlık risklerinin azaltılması amacıyla hizmet verilmektedir. Merkezlerde beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite danışmanlığı, psikososyal destek, çocuk ve ergen sağlığı, kadın ve üreme sağlığı, sigara bırakma danışmanlığı ve kronik hastalıklarla mücadele gibi birçok alanda ücretsiz sağlık hizmetlerini sunuyoruz" dedi.</p>

<h3><strong>KANSER TARAMALARI İLÇELERE VE UZAK NOKTALARA ULAŞIYOR</strong></h3>

<p>Denizli’de kanserle mücadelede erken teşhisin önemine dikkat çekilirken, bu kapsamda farklı merkezlerde tarama hizmetleri yürütülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merkezefendi, Pamukkale, Sümer, Acıpayam ve Tavas Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) ile Mobil Kanser Tarama Tırı aracılığıyla kentin farklı noktalarında kanser taramalarının gerçekleştirildiği belirtildi.</p>

<h3><strong>SAĞLIKLI HAYAT MERKEZLERİNDE ÜCRETSİZ HİZMETLER</strong></h3>

<p>Acıpayam, Tavas, Merkezefendi ve Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezlerinde vatandaşların sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirilmesi ve sağlık risklerinin azaltılması amacıyla çeşitli hizmetler sunuluyor.</p>

<p>Bu merkezlerde beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite danışmanlığı, psikososyal destek, çocuk ve ergen sağlığı, kadın ve üreme sağlığı, sigara bırakma danışmanlığı ve kronik hastalıklarla mücadele gibi alanlarda ücretsiz sağlık hizmetleri veriliyor.</p>

<h3><strong>HALK SAĞLIĞI HAFTASI İÇİN ÇAĞRI</strong></h3>

<p>3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası’nın toplumdaki sağlık bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlamasını temenni eden Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, vatandaşlara yönelik çağrısını yineledi.</p>

<p>Öztürk: "Tüm vatandaşlarımızı sağlıklarını korumaya, düzenli kontrollerini yaptırmaya, birinci basamak sağlık hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanmaya ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını günlük hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirmeye davet ediyorum" dedi.</p>

<p>Tüm detaylar aktarıldı: Halk Sağlığı Haftası tarihleri, Öztürk’ün mesajları, birinci basamak sağlık hizmetlerinin önemi, 137 Aile Sağlığı Merkezi, 383 Aile Hekimliği Birimi, 2026’da eklenen 10 yeni birim, birim başına yaklaşık 2.730 nüfus, 7 İlçe Sağlık Müdürlüğü, 12 Toplum Sağlığı Merkezi, KETEM ve mobil kanser tarama hizmetleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri ile sunulan ücretsiz hizmetler ve vatandaşlara yapılan çağrı metne eksiksiz şekilde dahil edildi. Tırnak içindeki açıklamalara dokunulmadı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/halk-sagligi-haftasinda-dikkat-ceken-cagri-sagliginizi-korumak-icin-nelere-dikkat-etmelisiniz</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/halk-sagligi-haftasinda-dikkat-ceken-cagri-sagliginizi-korumak-icin-nelere-dikkat-etmelisiniz.jpg" type="image/jpeg" length="22766"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebola nedir, nasıl bulaşır? Belirtileri neler? İşte ebola virüsü hakkında bilinenler]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/ebola-nedir-nasil-bulasir-belirtileri-neler-iste-ebola-virusu-hakkinda-bilinenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/ebola-nedir-nasil-bulasir-belirtileri-neler-iste-ebola-virusu-hakkinda-bilinenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki Ebola salgınının kayıtlara geçen en büyük ikinci ve şimdiye kadar görülen en hızlı yayılan salgın olduğunu açıkladı. Salgında vaka sayısının 6 bini, can kaybının ise 3 bini geçtiği bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ebola virüsü, insanlarda ve memeli hayvanlarda ağır ve çoğu zaman ölümcül seyreden kanamalı ateşe neden olan, Filoviridae familyasına bağlı bir RNA virüsüdür.</p>

<p>Virüs ilk kez 1976 yılında Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki Ebola Nehri yakınlarında tanımlandı. Hastalık adını da ilk görüldüğü bölgedeki Ebola Nehri'nden aldı.</p>

<h3><strong>EBOLA VİRÜSÜNÜN BELİRTİLERİ</strong></h3>

<p>Ebola virüsünde kuluçka süresi 2 ila 21 gün arasında değişebiliyor. Belirtiler genellikle ani şekilde ortaya çıkıyor.</p>

<p>Hastalığın başlıca belirtileri arasında yüksek ateş, şiddetli halsizlik, kas, eklem ve boğaz ağrısı bulunuyor. Kusma ve ishal de görülen belirtiler arasında yer alıyor.</p>

<p>Hastalığın ilerleyen aşamalarında böbrek ve karaciğer yetmezliği ile iç ve dış kanamalar ortaya çıkabiliyor. Diş eti, dışkı veya cilt altında kanama görülebiliyor.</p>

<h3><strong>"VAKA SAYISI 6 BİNİ GEÇTİ"</strong></h3>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki salgının boyutuna ilişkin açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Ghebreyesus, "KDC'deki Ebola salgını, kayıtlara geçen en büyük ikinci ve şimdiye kadar gördüğümüz en hızlı yayılan salgın" ifadesini kullandı.</p>

<p>Vaka sayısının 6 bini geçtiğini, can kaybının ise 3 bine ulaştığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>AŞI ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR</strong></h3>

<p>Ghebreyesus, Bundibugyo virüsüne karşı geliştirilen iki yeni aşının İngiltere ve Kanada'da güvenlik denemelerinin sürdüğünü açıkladı.</p>

<p>Ghebreyesus, "Önceki Ebola salgınlarının çoğundan sorumlu olan Zaire ebolavirüsüne karşı onaylanmış bir aşı da var ancak bunun Bundibugyo virüsüne karşı etkili olup olmadığını bilmiyoruz. DSÖ, ekim veya kasımda başlayacak olan KDC'deki etkinlik denemelerine her üç aşıyı da ilerletmek için ortaklarla birlikte çalışıyor." dedi.</p>

<p>Bir tür kanamalı ateşe yol açan Ebola virüsü, ilk kez 1976 yılında Sudan'ın Nzara ve KDC'nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı olarak ortaya çıkan salgınlarla tespit edilmişti.</p>

<p>Ebola virüsünün adı ise KDC'de Ebola Nehri yakınındaki bir köyde başlayan salgının ardından bu nehirden geldi.</p>

<h3><strong>EBOLA SALGINI DAHA ÖNCE NERELERDE GÖRÜLDÜ?</strong></h3>

<p>Ebola virüsü, Aralık 2013'te Batı Afrika'da yayıldı. Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 2014-2017 yılları arasında yaşanan salgında yaklaşık 30 bin kişiye virüs bulaştı, 11 binden fazla kişi hayatını kaybetti.</p>

<p>Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin doğusundaki Ituri eyaletinde 246 şüpheli vaka ve 65 ölüm açıklanmasının ardından ülkede 15 Mayıs'ta salgın ilan edildi.</p>

<p>Yetkililer, mayıs ayında ortaya çıkan Bundibugyo Ebola varyantına karşı onaylanmış bir tedavi veya aşının bulunmadığını bildirdi.</p>

<h3><strong>EBOLA BULAŞICI MI, NASIL BULAŞIR?</strong></h3>

<p>Ebola virüsü hem hayvanlardan insanlara hem de insandan insana bulaşabiliyor.</p>

<h3><strong>HAYVANDAN İNSANA BULAŞMA</strong></h3>

<p>Virüsün doğal taşıyıcılarının meyve yarasaları olduğu belirtiliyor. Virüs, yarasaların yanı sıra virüsü taşıyan bazı orman hayvanlarıyla temas sonucunda da insanlara geçebiliyor. Maymun, şempanze ve antilop gibi hayvanlar bunlar arasında yer alıyor.</p>

<h3><strong>İNSANDAN İNSANA BULAŞMA</strong></h3>

<p>Ebola virüsü hava yoluyla, yani damlacık veya solunum yoluyla bulaşmıyor.</p>

<p>Virüs, hasta kişinin kan, tükürük, ter, kusmuk veya idrar gibi vücut sıvılarıyla doğrudan temas edilmesiyle bulaşabiliyor. Bu sıvılarla kirlenmiş iğne ve kıyafet gibi eşyalarla temas da bulaşmaya neden olabiliyor.</p>

<h3><strong>EBOLA TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?</strong></h3>

<p>Ebola virüsünün ortalama ölüm oranının yüzde 50 civarında olduğu belirtiliyor. Ancak ölüm oranı salgının özelliklerine göre yüzde 25 ile yüzde 90 arasında değişebiliyor.</p>

<p>Günümüzde Ebola virüsünün en yaygın türü olan Zaire ebolavirus için geliştirilmiş etkili aşılar bulunuyor. Ervebo gibi aşıların yanı sıra antikor bazlı ilaç tedavileri de kullanılıyor.</p>

<p>Erken teşhis ve sıvı-elektrolit desteği gibi yoğun bakım uygulamalarının hastaların hayatta kalma şansını artırdığı belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/ebola-nedir-nasil-bulasir-belirtileri-neler-iste-ebola-virusu-hakkinda-bilinenler</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/ebola-nedir-nasil-bulasir-belirtileri-neler-iste-ebola-virusu-hakkinda-bilinenler.gif" type="image/jpeg" length="85029"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Klimayı açıp uyuyanlar dikkat! Uzmanından ciddi hastalık uyarısı: Komaya bile neden olabiliyor]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/klimayi-acip-uyuyanlar-dikkat-uzmanindan-ciddi-hastalik-uyarisi-komaya-bile-neden-olabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/klimayi-acip-uyuyanlar-dikkat-uzmanindan-ciddi-hastalik-uyarisi-komaya-bile-neden-olabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sıcak havalarda yoğun kullanılan klimalar, bakımı ve kullanımı doğru yapılmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzman Dr. Özkan Akyol, klima hastalığı olarak bilinen lejyoner hastalığının belirtilerine dikkat çekerek, bazı vakalarda hastalığın komaya kadar ilerleyebileceği uyarısında bulundu]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havalarda serinlemek ve çalışma ortamlarını daha konforlu hale getirmek için yoğun kullanılan klimalar, doğru temizlenip kullanılmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Akyol, klima hastalığı olarak bilinen lejyoner hastalığına karşı uyarırken, bazı belirtilerin gribal enfeksiyonla karıştırılabileceğine dikkat çekti.</p>

<h3><strong>KLİMA FİLTRELERİNDE ÇOĞALABİLİYOR</strong></h3>

<p>Liv Hospital Samsun Dâhiliye Kliniği'nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Akyol, sıcak havalarda klima kullanımına daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Lejyoner hastalığının, “Legionelle pneumophilia” adlı bakterinin neden olduğu bir tür zatürre olduğunu ifade eden Akyol, bakterinin klimaların filtre sistemlerinde uygun nem ve sıcaklık koşullarında çoğalarak ortam havasına yayılabildiğini söyledi. Akyol, “Klima yoluyla bulaşan en tehlikeli hastalıkların başında klima hastalığı olarak da adlandırılan ‘lejyoner hastalığı' geliyor. Legionelle pneumophilia adlı bakteri, klimaların filtre sistemlerinde uygun nem ve ısıda çoğalıp ortam havasına dağılmaktadır” dedi.</p>

<p>Uzm. Dr. Akyol, hastalığın ilk olarak 1976 yılında ABD'nin Pensilvanya eyaletinde düzenlenen bir toplantıya katılan kişilerde görüldüğünü aktardı. Yapılan incelemelerde hastalığın toplantının gerçekleştirildiği salondaki havalandırma sisteminden kaynaklandığının tespit edildiğini belirten Akyol, hastalığın bu nedenle klima hastalığı olarak da anıldığını ifade etti.</p>

<p><img alt="Klimasız Serinlemek 16" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/07/klimasiz-serinlemek-16.jpg" width="1280" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>“KOMAYA BİLE NEDEN OLABİLİYOR”</strong></h3>

<p>Lejyoner hastalığının salgınlarının sıklıkla otel ve hastanelerde görüldüğünü, ancak tek tek vakaların da bildirildiğini belirten Akyol, hastalığın insandan insana bulaştığının görülmediğini söyledi. Bakterinin akciğerlere ulaşmasında solunum cihazları, havalandırma sistemleri ve hastanelerde solunum yollarına uygulanan bazı işlemlerin önemli yollar olduğunu ifade eden Akyol, büyük otel ve işyerlerinde çalışanlar ile sağlık personelinin riskli gruplar arasında bulunduğunu kaydetti.</p>

<h3><strong>KAS VE EKLEM AĞRILARIYLA BAŞLAYABİLİYOR</strong></h3>

<p>Hastalığın belirtilerine de dikkat çeken Akyol, vücut direncinin hastalığın ortaya çıkmasında önemli rol oynadığını belirtti. Şeker hastaları, alkol bağımlıları, kemoterapi hastaları ile kronik böbrek ve akciğer hastalığı bulunan kişilerin hastalığa daha kolay yakalanabildiğini ifade eden Akyol, en önemli kolaylaştırıcı faktörlerden birinin ise sigara kullanımı olduğunu söyledi. Akyol, hastalığın tipik zatürreden farklı olarak başlangıçta akciğer şikâyetlerinin ön planda olmayabileceğini belirterek şu bilgileri verdi: “Şeker hastaları, alkol bağımlıları, kemoterapi hastaları, kronik böbrek ve akciğer hastalığı olan kişiler hastalığa daha kolay yakalanır. En yaygın kolaylaştırıcı faktör ise sigara içilmesidir. Bu hastalarda tipik zatürreden farklı olarak akciğere ait şikâyetler ön planda değildir. Yaygın kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk ve ateş ön plandadır. Bunun yanı sıra, başlangıçta kuru öksürük hastaların önemli kısmında görülür. Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi bulguları da yaygındır. Bunlara ek olarak ajitasyon, konsantrasyon bozukluğu ve hatta koma bile görülebilir.”</p>

<h3><strong>GRİBAL ENFEKSİYONLA KARIŞTIRILABİLİYOR</strong></h3>

<p>Hastalığın teşhisinde bazı serolojik laboratuvar bulgularının yardımcı olabildiğini belirten Akyol, tedavinin uygun doz ve sürede uygulanacak antibiyotiklerle gerçekleştirildiğini söyledi. Klimaların yoğun kullanıldığı sıcak günlerde belirtilerin basit bir gribal enfeksiyon olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Akyol, klima kaynaklı zatürre ihtimalinin göz önünde bulundurulması ve gerekli tetkikler için uzman doktora başvurulması gerektiğini ifade etti.</p>

<h3><strong>TEMİZLENMEYEN KLİMALARDA KÜF RİSKİ</strong></h3>

<p>Akyol, lejyoner hastalığının yanı sıra bakımı ve temizliği yeterince yapılmayan klimalarda küf mantarlarının da üreyebileceğine dikkat çekti. Bu mantarların alerjik rinit ve alerjik astıma neden olabileceğini belirten Akyol, klima bakımının sağlık açısından önem taşıdığını kaydetti. Araç klimalarının yanlış kullanımının da çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Akyol, sinüzit, kulak iltihapları ve yüz felci gibi sorunların ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. Akyol, araçlarda klima kullanılırken havanın doğrudan yüz ve göğse değil, ön cama doğru yönlendirilmesinin bu sorunların oluşmasını engellemeye yardımcı olacağını söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/klimayi-acip-uyuyanlar-dikkat-uzmanindan-ciddi-hastalik-uyarisi-komaya-bile-neden-olabiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 09:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/06/uzmandan-klima-hastaligi-uyarisi-belirtileri-griple-karistirilabiliyor.webp" type="image/jpeg" length="94571"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ailenizde birden fazla kanser vakası varsa dikkat! Genetik yatkınlık işareti olabilir]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/ailenizde-birden-fazla-kanser-vakasi-varsa-dikkat-genetik-yatkinlik-isareti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/ailenizde-birden-fazla-kanser-vakasi-varsa-dikkat-genetik-yatkinlik-isareti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ailede birden fazla kişide kanser görülmesi, kanserin genç yaşta ortaya çıkması veya aynı kişinin yaşamı boyunca farklı kanser türlerine yakalanması genetik yatkınlık ihtimalini gündeme getirebiliyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<style type="text/css"><!--/* Font Definitions */ @font-face {font-family:&quot;Cambria Math&quot;; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:&quot;&quot;; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:1.0pt; mso-ligatures:standardcontextual; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;}--><!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Cambria Math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:1.0pt; mso-ligatures:standardcontextual; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;} --></div>
</style>
<p>Kanserlerin büyük bölümü, kişinin yaşamı boyunca hücrelerinde biriken genetik değişiklikler sonucunda ortaya çıkıyor. Ancak bazı bireylerde anne veya babadan aktarılan genetik değişiklikler, belirli kanser türlerine karşı yatkınlığın artmasına neden olabiliyor. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Nigar Şirinova, ailede birden fazla kişide kanser görülmesi, kişinin yaşamı boyunca birden fazla farklı kanser tanısı alması veya kanserin genç yaşta ortaya çıkmasının genetik yatkınlığı düşündürebileceğini söyledi. Şirinova, "Genç yaşta kanser tanısı alan veya ailesinde birden fazla kanser vakası bulunan bireylerin tıbbi genetik polikliniğinde değerlendirilmesi önemli" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>HANGİ DURUMLARDA ŞÜPHELENİLİYOR?</strong></h3>

<p>Genetik kanser açısından bazı özelliklerin özellikle dikkate alınması gerektiğini belirten Şirinova, aile öyküsünün yanı sıra kanserin ortaya çıkış yaşı ve türünün de değerlendirmede önemli olduğunu ifade etti. Şirinova, şu bilgileri paylaştı: "Ailede birden fazla kişide kanser görülmesi, aynı kişinin yaşamı boyunca birden fazla farklı kanser tanısı alması veya kanserin genç yaşta ortaya çıkması genetik yatkınlığı düşündürebilir. Ayrıca her iki memede meme kanseri görülmesi veya bir erkekte meme kanseri gelişmesi de dikkat ettiğimiz durumlardan bazılarıdır. Bu özellikleri taşıyan kişilerin tıbbi genetik açısından değerlendirilmesi önemlidir."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>GENLER RİSKİ ARTIRABİLİYOR</strong></h3>

<p>İnsan vücudunda çok sayıda gen bulunduğunu belirten Şirinova, bu genlerin bazılarında meydana gelen genetik değişikliklerin belirli kanserlerin gelişme riskini artırabileceğini söyledi. BRCA1 ve BRCA2 genlerini bu duruma bilinen örnekler arasında gösteren Şirinova, genetik testlerin kişinin bazı kanser türleri açısından taşıdığı riskin belirlenmesine yardımcı olabileceğini ifade etti. Genetik yatkınlık tespit edildiğinde kişinin hangi kanserler açısından takip edilmesi gerektiği, taramalara hangi yaşta başlanacağı ve kontrollerin ne sıklıkta yapılacağına ilişkin planlama yapılabildiğini aktaran Şirinova, bu sayede risk taşıyan kişilerin uygun biçimde izlenebildiğini ve olası kanserlerin daha erken dönemde tespit edilmesine katkı sağlandığını belirtti.</p>

<h3><strong>NASIL UYGULANIYOR?</strong></h3>

<p>Genetik kanser açısından değerlendirme yapılırken yalnızca genetik test sonucuna odaklanılmadığını vurgulayan Şirinova, kişinin kendi kanser öyküsü ile ailede görülen kanserlerin birlikte ele alındığını söyledi. Şirinova, "Önemli olan yalnızca testin yapılması değil; elde edilen sonucun kişinin klinik özellikleri ve aile öyküsüyle birlikte değerlendirilmesi. Çünkü tespit edilen her genetik değişiklik hastalık anlamına gelmeyebilir" diye konuştu.</p>

<h3><strong>AİLE BİREYLERİ İÇİN DE YOL GÖSTERİYOR</strong></h3>

<p>Genetik testlerin yalnızca kişinin kanser yatkınlığını belirlemek amacıyla kullanılmadığını belirten Şirinova, elde edilen sonuçların bazı kanser hastalarında tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesine de yardımcı olabildiğini ifade etti. Günümüzde bazı genetik değişikliklere yönelik özel tedavi seçeneklerinin bulunduğunu aktaran Şirinova, genetik değerlendirmelerin hastanın aile bireyleri açısından da önemli sonuçlar ortaya koyabildiğine dikkat çekti. Bir kişide kansere yatkınlık oluşturan genetik değişiklik tespit edilmesi halinde, risk altındaki aile bireylerine de aynı değişiklik açısından genetik test önerilebildiğini belirten Şirinova, böylece henüz kanser tanısı almamış sağlıklı bireylerde de söz konusu yatkınlığın bulunup bulunmadığının öğrenilebildiğini söyledi.</p>

<h3><strong>KORUYUCU HEKİMLİKTE GENETİK TESTLERİN ROLÜ</strong></h3>

<p>Genetik yatkınlığı olduğu belirlenen sağlıklı bireyler için uygun takip ve tarama programlarının oluşturulabildiğini ifade eden Şirinova, gerekli durumlarda kanser riskini azaltmaya yönelik önlemlerin de alınabildiğini belirtti. Şirinova, bu sürecin koruyucu hekimliğin önemli bir parçası olduğuna dikkat çekerek genetik bilginin yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, hastalık gelişmeden önce de kullanılabileceğini vurguladı.</p>

<h3><strong>FARKLI UZMANLIKLAR BİRLİKTE ÇALIŞIYOR</strong></h3>

<p>Genetik kanserlerin yönetiminde farklı tıbbi branşların iş birliği içinde çalışmasının önemine değinen Şirinova, hastaların tıbbi genetik ve tıbbi onkolojinin yanı sıra genel cerrahi ve gerektiğinde diğer ilgili branşlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Şirinova, sözlerini şöyle tamamladı: "Biz genetik bilgiyi yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, mümkün olduğunda hastalık gelişmeden önce de kişinin sağlığını koruyabilmek için kullanmak istiyoruz. Çünkü genetik bilginin gerçek değeri, onu doğru zamanda ve doğru kişi için kullanabildiğimizde ortaya çıkıyor."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/ailenizde-birden-fazla-kanser-vakasi-varsa-dikkat-genetik-yatkinlik-isareti-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 07:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/kanser-5.jpg" type="image/jpeg" length="97298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Normal doğuma ilgi arttı! Doğum şekli anneliğin başarısını belirliyor mu?]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/normal-doguma-ilgi-artti-dogum-sekli-anneligin-basarisini-belirliyor-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/normal-doguma-ilgi-artti-dogum-sekli-anneligin-basarisini-belirliyor-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurtköy Özel Ersoy Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Gürbüz, doğum sürecinde temel önceliğin anne ve bebeğin sağlığı olduğunu belirtti. Gürbüz, doğum şeklinin anneliğin başarısını belirleyen bir ölçüt olmadığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurtköy Özel Ersoy Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Gürbüz, doğum sürecinde en önemli noktanın anne ve bebek sağlığı olduğunu belirtti. Gürbüz, vajinal ya da sezaryen doğumun anneliğin başarısını belirleyen bir kriter olmadığını ifade etti.</p>

<p>Doğum şeklinin tek başına başarı ölçütü olmadığını vurgulayan Gürbüz, "İster vajinal ister sezaryen olsun, doğum şekli anneliğin başarısını belirlemez. Bizim için önemli olan bir bebeğin sağlıklı olarak annesinin kucağına gelmesi" dedi.</p>

<p>Son yıllarda anne adaylarının normal doğuma olan ilgisinin artmasının sevindirici olduğunu belirten Doç. Dr. Tuğba Gürbüz, gebelik ve doğum sürecinin sağlıklı şekilde yönetilmesi için bilinçli gebelik ile uzman hekim tarafından doğru yönlendirmenin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Gürbüz, önceliklerinin bebeğin sağlıklı bir şekilde annenin kucağına alınması ve annenin doğum sırasında kendisini güvende hissetmesi olduğunu ifade etti.</p>

<h3><strong>VÜCUT GEBELİĞİN İLK DÖNEMLERİNDEN İTİBAREN HAZIRLANIYOR</strong></h3>

<p>Kadın vücudunun gebeliğin ilk dönemlerinden itibaren normal doğuma hazırlandığını aktaran Doç. Dr. Tuğba Gürbüz, anne adaylarının doğum korkusunun doğru bilinçlendirme ve profesyonel destekle giderilebileceğini belirtti.</p>

<p><img height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/a-w779857-01.jpg" width="1280" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürbüz: "Son zamanlarda anne adaylarımızın normal doğuma olan ilgilerinin artması bizler için de son derece kıymetli. Anne adaylarımız artık doğum süreçlerini daha iyi yönetebiliyor. Daha güzel sorular sorabiliyor, daha bilinçli olarak bu doğumu karşılayabiliyorlar. Aslında kadın vücudu mucizevi bir vücut ve mucizevi bir yaradılışa sahip. Daha gebeliğin ilk zamanlarından itibaren normal doğuma doğal olarak hazırlanıyor ve süreci o şekilde tamamlamak istiyor. Aslında burada korkulan şey doğum korkusu. Özellikle ilk gebeliklerde 'Doğum sırasında nelerle karşılaşacağım' korkusu. Bu aşamada biz hekimler devreye giriyoruz. Anne adaylarımızın bilinçlendirilmesi, profesyonel ebe desteklerinin verilmesi ve onlara gebelik boyunca gebe okullarımızda eğitimlerin verilmesiyle bu süreçleri güvenle başarıyoruz. Önemli olan anne adaylarımıza 'Ben bunu yapabilirim' duygusunu aşılamak."</p>

<h3><strong>DOĞUM ŞEKLİ ANNELİĞİN BAŞARI ÖLÇÜTÜ DEĞİL</strong></h3>

<p>Doğum yönteminin anneliğin başarısıyla ilişkilendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Gürbüz, gebelik ve doğum süreçlerinin her anne ve bebek için farklı ilerleyebileceğini belirtti.</p>

<p>Gürbüz: "Doğum şekli ne olursa olsun ister vajinal ister sezaryen doğum, bu anneliğinizin başarısının bir ölçütü değil. Çünkü bazen her şey vajinal doğum için uygun olsa da bazı şeyler ters gidebilir ve süreç anne ve bebeğin sağlığı açısından sezaryenle sonuçlanabilir. O yüzden her annelik farklı, her gebelik farklı, her bebek farklı diyoruz. Bizim için önemli olan bir bebeğin sağlıklı olarak annesinin kucağına gelmesi ve annenin doğum sırasında kendini güvende hissetmesi" şeklinde konuştu.</p>

<h3><strong>ÖNCELİK ANNE VE BEBEĞİN SAĞLIĞI</strong></h3>

<p>Doç. Dr. Tuğba Gürbüz'ün açıklamalarında doğum şeklinin değil, anne ve bebeğin sağlık durumunun öncelikli olduğu vurgulandı. Doğum sürecinde anne adaylarının bilinçlendirilmesi, profesyonel destek alması ve kendilerini güvende hissetmelerinin önemine dikkat çekildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/normal-doguma-ilgi-artti-dogum-sekli-anneligin-basarisini-belirliyor-mu</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 06:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/normal-doguma-ilgi-artti-dogum-sekli-anneligin-basarisini-belirliyor-mu.webp" type="image/jpeg" length="24573"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Jinekolojik kanserlerde erken tanı hayat kurtarıyor!  Uzmanı uyardı: Bu belirtileri sakın hafife almayın!]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/jinekolojik-kanserlerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-uzmani-uyardi-bu-belirtileri-sakin-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/jinekolojik-kanserlerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-uzmani-uyardi-bu-belirtileri-sakin-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Jinekolojik kanserlerde erken tanının tedavi başarısında önemli rol oynadığına dikkat çeken uzmanlar, HPV aşısı ve düzenli taramaların önemini vurguluyor. Prof. Dr. Mustafa Alper Karalök, özellikle normal dışı kanamalar, uzun süren karın ağrısı ve şişkinlik gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Jinekolojik kanserlerde erken tanının yanı sıra koruyucu sağlık uygulamaları da büyük önem taşıyor. Liv Hospital Ulus Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Alper Karalök, özellikle HPV enfeksiyonu ve HPV aşısı konusunda farkındalığın artırılması gerektiğini belirterek, düzenli taramaların ihmal edilmemesi çağrısında bulundu.</p>

<p>Kadın sağlığını tehdit eden rahim ağzı, rahim, yumurtalık, vulva ve vajina kanserlerinde hastalık erken dönemde fark edildiğinde tedavi başarısının önemli ölçüde artırılabildiğine dikkat çekiliyor. Eylül ayı ise jinekolojik kanserler konusunda farkındalık oluşturmak, belirtiler, korunma yöntemleri ve erken tanı konusunda kadınları bilinçlendirmek açısından önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>“HER BELİRTİ KANSER DEĞİLDİR”</strong></h3>

<p>Jinekolojik kanserlerin bazı türlerinin erken dönemde herhangi bir belirti vermeyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Alper Karalök, özellikle normal dışı vajinal kanamaların dikkate alınması gerektiğini söyledi. Karalök, şu uyarılarda bulundu: “Adet dönemleri arasında görülen kanamalar, cinsel ilişki sonrası kanama veya özellikle menopoz sonrasında ortaya çıkan vajinal kanama mutlaka değerlendirilmelidir. Bunun yanında uzun süren kasık veya karın ağrısı, karında şişkinlik, dolgunluk hissi, açıklanamayan kilo değişiklikleri ve idrar ya da bağırsak alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikler de dikkate alınmalıdır. Bu belirtilerin her biri kanser anlamına gelmez; ancak kalıcı veya tekrarlayan şikâyetlerde hekime başvurmak erken tanı açısından büyük önem taşır.”</p>

<p><img alt="Uzman Doktor" class="detail-photo img-fluid" height="720" src="https://egetelgrafcom.teimg.com/egetelgraf-com/uploads/2026/09/uzman-doktor.jpg" width="1280" /></p>

<h3><strong>RAHİM AĞZI KANSERİNE KARŞI HPV AŞISI ÖNEMLİ</strong></h3>

<p>Rahim ağzı kanserinin büyük bölümünün HPV enfeksiyonu ile ilişkili olduğunu belirten Karalök, HPV'ye karşı geliştirilen aşıların rahim ağzı kanserinden korunmada önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı. Karalök, “HPV, yalnızca rahim ağzı kanseriyle değil, kadın ve erkeklerde görülebilen bazı diğer kanserlerle de ilişkili bir virüstür. HPV aşısı, kansere yol açabilen HPV tiplerine karşı koruma sağlayarak rahim ağzı kanseri riskinin azaltılmasında önemli bir araçtır” dedi. Aşının mümkün olan en uygun yaş döneminde uygulanmasının önemine dikkat çeken Karalök, HPV aşısının yalnızca kadınlara yönelik olmadığını da ifade etti. “HPV hem kadınları hem erkekleri etkileyebilen bir virüstür. Bu nedenle HPV aşısı yalnızca rahim ağzı kanserinden korunma açısından değil, HPV ile ilişkili diğer hastalıkların önlenmesi açısından da önem taşır. Aşının hangi yaşta ve kaç doz uygulanacağı kişinin yaşına ve sağlık durumuna göre hekim tarafından değerlendirilmelidir” ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>“AŞI OLDUM, ARTIK TARAMAYA GEREK YOK” DÜŞÜNCESİ DOĞRU DEĞİL</strong></h3>

<p>HPV aşısının önemli bir koruyucu yöntem olduğunu ancak mevcut tüm HPV tiplerine karşı yüzde 100 koruma sağlamadığını belirten Karalök, aşılanmanın rahim ağzı kanseri taramalarının yerini tutmadığının altını çizdi. Karalök, “HPV aşısı olmak, düzenli rahim ağzı kanseri taramalarının bırakılması anlamına gelmez. Aşı ve tarama birbirini tamamlayan iki önemli koruyucu sağlık yaklaşımıdır. Kadınların yaşlarına ve kişisel risklerine uygun tarama programlarını hekimlerinin önerileri doğrultusunda sürdürmeleri gerekir” dedi.</p>

<h3><strong>YUMURTALIK KANSERİNDE SİNSİ BELİRTİLERE DİKKAT</strong></h3>

<p>Jinekolojik kanserler arasında erken tanısı daha zor olabilen yumurtalık kanserine de dikkat çeken Karalök, hastalığın başlangıç dönemindeki şikâyetlerin günlük yaşamda sık karşılaşılan sindirim sistemi sorunlarıyla karıştırılabildiğini belirtti. Karalök, “Uzun süre devam eden karında şişkinlik, erken doyma, iştah değişiklikleri, pelvik veya karın bölgesinde ağrı ve yeni başlayan idrar ya da bağırsak alışkanlığı değişiklikleri göz ardı edilmemeli. Özellikle bu şikâyetler yeni başladıysa, tekrarlıyorsa veya giderek artıyorsa mutlaka hekim tarafından değerlendirilmelidir” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>iHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/jinekolojik-kanserlerde-erken-tani-hayat-kurtariyor-uzmani-uyardi-bu-belirtileri-sakin-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 03:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/kanser-5.jpg" type="image/jpeg" length="58949"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyniniz kaç yaşında? Biyolojik yaşı belirleyen faktörler ortaya çıktı]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/beyniniz-kac-yasinda-biyolojik-yasi-belirleyen-faktorler-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/beyniniz-kac-yasinda-biyolojik-yasi-belirleyen-faktorler-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzayan yaşam süresiyle birlikte yaşa bağlı kronik ve bilişsel hastalıkların görülme sıklığı da artıyor. Uzmanlar, artık yalnızca daha uzun yaşamanın değil, yaş ilerledikçe bedensel ve zihinsel yeterliliğin korunmasının da önem taşıdığına dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<style type="text/css"><!--/* Font Definitions */ @font-face {font-family:&quot;Cambria Math&quot;; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:&quot;&quot;; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:1.0pt; mso-ligatures:standardcontextual; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:&quot;Times New Roman&quot;; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;}--><!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:"Cambria Math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-536869121 1107305727 33554432 0 415 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-469750017 -1073732485 9 0 511 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:8.0pt; margin-left:0cm; line-height:107%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-font-kerning:1.0pt; mso-ligatures:standardcontextual; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:11.0pt; mso-ansi-font-size:11.0pt; mso-bidi-font-size:11.0pt; font-family:"Calibri",sans-serif; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-fareast-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi; mso-fareast-language:EN-US;} .MsoPapDefault {mso-style-type:export-only; margin-bottom:8.0pt; line-height:107%;} @page WordSection1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.WordSection1 {page:WordSection1;} --></div>
</style>
<p>Ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte yaşa bağlı kronik ve bilişsel hastalıkların görülme sıklığı da yükseliyor. Tıp dünyasında ise artık yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, kişinin bedensel ve zihinsel yeterliliğini koruyarak sağlıklı yaş almasını sağlamak ön plana çıkıyor. Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, beynin biyolojik yaşı ile takvim yaşının her zaman aynı olmadığını belirtti. Biyolojik yaşın, beynin ve vücudun ne ölçüde sağlıklı yaş aldığını gösteren önemli bir ölçüt olduğunu ifade eden Karaarslan, aynı yaş grubundaki insanların biyolojik yaşlarının yaşam biçimlerine bağlı olarak birbirinden oldukça farklı olabileceğine dikkat çekti. Karaarslan, ileri yaşta olmasına rağmen merak eden, sürekli yeni bilgiler öğrenen ve aktif olarak çalışmaya devam eden kişiler ile evinden fazla çıkmayan, sosyal iletişimi azalan, kronik hastalıklarıyla mücadele eden, günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan ve başkalarının yardımına ihtiyaç duyan kişilerin biyolojik yaşlarının aynı olmayabileceğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>DEĞERLENDİRİLİRKEN NELERE BAKILIYOR?</strong></h3>

<p>Beynin biyolojik yaşını belirlerken yalnızca tek bir yöntemin yeterli olmadığını belirten Uzm. Dr. Şule Karaarslan, fonksiyonel ve yapısal parametrelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Alzaymır ve bilişsel gerilemeye karşı erken tanı yöntemleri hakkında bilgi veren Karaarslan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bilişsel değerlendirmede ilk adım; aile öyküsünü, bugüne kadarki sağlık sürecini ve rutin yaşam alışkanlıklarını sorgulamakla başlar. Ayrıntılı bir nörolojik muayene ile beraber hafıza testleri de yapılır. Hafıza testleri; dikkat, planlama, hafıza, görsel yapılandırma, hesaplama, soyut düşünce, karar verme, dil becerileri gibi yetileri değerlendirir. Bazen bu testlere depresyon değerlendirme testlerinin eklenmesi gerekir. Bu nöropsikolojik testler beynin farklı bölgelerini değerlendirmemize imkan sağlar ve nasıl çalıştığı hakkında bilgiler verir. Beyin MR görüntüleme ile beynin yapısal değişiklikleri, inme gibi hastalıklar ile ilgili damarsal yükler, hafıza merkezinin mevcut durumu ve yaşa uygunluğu, beyin volümü değerlendirilir. Kan tahlilleri; rutin kan testleri (Tam kan sayımı, kan şekeri, B grubu vitaminler (B12-folat vd), homosistein, vitamin D, tiroit fonksiyon testleri, demir, ferritin düzeyi gibi ) beynin ve vücudun sağlık durumu hakkında önemli bilgiler verir. Örneğin düşük troid hormon seviyelerinin ya da vitamin düzeylerinin düzeltilmesi ile bunlara bağlı bazı hafıza problemleri düzeltilebilir. Erken teşhiste kan testleri; daha önce alzaymır ile ilgili bel omurilik sıvısından yapılan özel biyolojik zarfların bir kısmı yakın zamanda kan tahlili ile de bakılabilmeye ve takip edilmeye başlandı. Bu önemli gelişmeler ve devam eden araştırmalar sayesinde hastalığı henüz çok erken safhalarda yakalama ve tedavi edebilme şansına sahibiz. Kan biyobelirteçlerin başında A42/40 oranı ve pTau217 gelmekte olup, tıp merkezimizde uygun hastalarda bu laboratuar testlerini başarıyla uygulayabilmekteyiz."</p>

<h3><strong>İLERİ GÖRÜNTÜLEME VE GENETİK ANALİZLER</strong></h3>

<p>Karaarslan, bilişsel hastalıkların değerlendirilmesinde ileri görüntüleme yöntemleri ile genetik analizlerin de tanı algoritmalarındaki yerini giderek güçlendirdiğini ifade etti. Biyolojik yaşlanmanın yaşam tarzında yapılacak düzenlemelerle yavaşlatılabileceğini belirten Karaarslan, zihinsel ve bedensel sağlığın korunması için özellikle uyku, hareket, sosyal yaşam ve beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<h3><strong>UYKUDA BEYİN YENİLENİYOR</strong></h3>

<p>Kaliteli uykunun beyin sağlığı açısından önemine dikkat çeken Karaarslan, melatonin hormonunun düzenli uyku açısından önemli olduğunu belirterek şu önerileri paylaştı: "Kaliteli uyku ve melatonin: Derin uyku sırasında beynimiz adeta yenilenme sürecine girer ve gün boyu oluşan atıklar beynimizden temizlenir. Uykumuzu düzenleyen melatonin hormonunun en yoğun salgılandığı 23.00 -03.00 saatleri arasında uykuda olmak gereklidir. Yatmadan 1-2 saat önce mavi ışık maruziyetinden (cep telefonu, bilgisayar, televizyon vb.'den) kaçınmak önemlidir. Düzenli egzersiz: Hareketsiz yaşam, kilo alımı, kas ve damar rahatsızlıklarının yanı sıra bilişsel gerilemeyi de tetikler. Düzenli egzersiz ve aktif olmak hem beden hem beyin sağlığını korumak için elzemdir. Sosyal bağlar ve sürekli öğrenme: Sosyal olmak yani çevremizle iletişim içinde olmak, arkadaşlar ile vakit geçirmek, yeni hobiler edinmek, üretmek, yeni şeyler öğrenmek zihin ve ruh sağlımız için çok önemlidir. Merak duygusunu kaybetmeyen, öğrenmeye hayatları boyunca devam insanların bilişsel fonksiyonları çok daha iyi korunur. Beslenme alışkanlıklarımız: Akdeniz diyeti gibi diyetler beden ve zihin sağlığını olumlu etkiler. Taze sebze, yeşillikler, tam tahıllar, antioksidan yükü fazla olan meyveler (nar, yaban mersini, pancar gibi), baklagiller ve sızma zeytinyağını, balık ağırlıklı beyaz eti önceleyen, sınırlı kırmızı et tüketimini temel alan bir yaşam tarzı uygulanmalıdır."</p>

<h3><strong>HAREKETLİ VE SOSYAL YAŞAM</strong></h3>

<p>Uzun yaşam süresine sahip toplumlar incelendiğinde ortak özelliklerin dikkat çektiğini belirten Uzm. Dr. Şule Karaarslan, bu toplumların sosyal ilişkileri güçlü, yardımlaşmayı ve iyilik yapmayı seven, üretken ve hareketli bireylerden oluştuğunu söyledi. Beslenmeye dikkat edilmesinin de bu ortak özellikler arasında yer aldığını kaydetti.</p>

<h3><strong>BÜTÜNCÜL SAĞLIK TAKİBİ ÖNEM TAŞIYOR</strong></h3>

<p>Karaarslan, sağlıklı yaşlanma sürecinde yalnızca bilişsel fonksiyonların değil, genel sağlık durumunun da düzenli takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Vitamin ve hormon eksikliklerinin giderilmesi, görme ve işitme yetilerinin kontrol edilmesi, bağırsak sağlığının korunması ve kabızlıktan kaçınılması gerektiğini belirten Karaarslan; sigaradan uzak durulmasının, depresyon gibi ruhsal bozukluklarda ve travma durumlarında profesyonel destek alınmasının zihinsel ve bedensel zindeliğin önemli parçaları olduğunu ifade etti.</p>

<h3><strong>HEDEF BAĞIMSIZ VE ÜRETKEN BİR BEYİN</strong></h3>

<p>Sağlıklı yaşlanmadaki temel hedefin kişinin mümkün olduğunca kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen, bağımsız ve üretken bir beyin yapısını koruması olduğunu belirten Dr. Şule Karaarslan, hafıza şikayetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Karaarslan, hafıza problemi yaşayan bireylerin şikayetlerini geçiştirmek yerine erken tanı ve tedavi imkanlarından yararlanabilmek için uzman bir nöroloğa başvurması gerektiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/beyniniz-kac-yasinda-biyolojik-yasi-belirleyen-faktorler-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/07/asiri-sicaklar-beyin-kanamasini-tetikleyebilir-mi-1100-1600-saatleri-icin-kritik-uyari.jpg" type="image/jpeg" length="87252"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gece yatağa girince neden her şey daha büyük görünüyor? Zihni meşgul eden düşüncelerin nedeni belli oldu]]></title>
      <link>https://www.egetelgraf.com/gece-yataga-girince-neden-her-sey-daha-buyuk-gorunuyor-zihni-mesgul-eden-dusuncelerin-nedeni-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.egetelgraf.com/gece-yataga-girince-neden-her-sey-daha-buyuk-gorunuyor-zihni-mesgul-eden-dusuncelerin-nedeni-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gün içinde kolayca ertelenen ya da fark edilmeyen düşünceler, gece sessizlik çöktüğünde zihni uzun süre meşgul edebiliyor. Uzman Psikolog Beste Çokaygil, geceleri sorunların daha büyük ve çözümsüz görünmesinin nedeninin düşüncelerin artması değil, dikkat dağıtan uyaranların ortadan kalkması olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde kolaylıkla geçiştirilen birçok düşünce, gece yatağa girildiğinde zihni saatlerce meşgul edebiliyor. Gün boyunca çözülebilir görünen konuların gece daha büyük ve daha karmaşık algılanmasının nedeninin düşüncelerin artması olmadığı belirtildi.</p>

<p>Acıbadem Eskişehir Hastanesi'nden Uzman Psikolog Beste Çokaygil, gün içinde dikkati dış dünyaya yönelten uyaranların gece azalmasıyla zihnin iç dünyaya daha fazla yöneldiğini ifade etti.</p>

<p>Çokaygil: "Gece ortaya çıkan düşünceler yeni değildir. Sadece gündüz onları duyacak kadar sessiz kalmamışızdır. Problem değişmemiştir; ona bakan zihnin şartları değişmiştir" dedi.</p>

<h3><strong>GECE SESSİZLİĞİNDE ZİHİN İÇE YÖNELİYOR</strong></h3>

<p>Gece saatlerinde zihnin daha fazla çalışıyormuş gibi hissedilmesinin doğal olduğunu belirten Çokaygil, gün içerisinde iş, telefon, sosyal medya ve günlük sorumlulukların dikkati sürekli dış dünyada tuttuğunu söyledi.</p>

<p>Çokaygil: "Gün içinde iş, telefon, sosyal medya ve günlük sorumluluklar dikkatimizi sürekli dış dünyada tutuyor. Gece ise bu uyaranlar azalınca zihnimiz içeriye yöneliyor. O nedenle gece ortaya çıkan düşünceler çoğu zaman yeni değildir; gündüz fark etmediğimiz düşünceleri sessizlik içinde daha belirgin şekilde hissederiz" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>GECE VERİLEN KARARLAR</strong></h3>

<p>Günün sonunda yalnızca bedenin değil, zihnin de yorulduğunu ifade eden Çokaygil, yorgunluğun olaylara yaklaşımı etkileyebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Çokaygil: "Yorgun bir zihin duyguları düzenlemekte ve olaylara mesafe koymakta daha fazla zorlanır. Gündüz çözülebilir görünen bir konu gece çok daha karmaşık ve umutsuz hissedilebilir. Bu nedenle özellikle geceleri önemli kararlar vermemek ve sabah yeniden değerlendirmek daha sağlıklı olabilir" diye konuştu.</p>

<h3><strong>AYNI DÜŞÜNCE ETRAFINDA DÖNÜP DURULABİLİYOR</strong></h3>

<p>Gece zihni meşgul eden düşüncelerin önemli bir bölümünün geçmişten ziyade geleceğe yönelik kaygılardan oluştuğunu belirten Çokaygil, belirsizlik karşısında zihnin çözüm üretmeye çalıştığını söyledi.</p>

<p>Çokaygil: "Belirsizlik karşısında zihin çözüm üretmeye çalışır. Ancak gece yatağın içinde çoğu sorunu çözme imkânı olmadığı için düşünmek bir süre sonra aynı düşüncelerin tekrarına dönüşebilir. Psikolojide buna 'ruminasyon', yani zihinsel geviş getirme adı verilir. Kişi çözüme yaklaştığını düşünse de çoğu zaman aynı kaygının etrafında dönmeye devam eder" ifadelerini kullandı.</p>

<h3><strong>UZMANINDAN GECE DÜŞÜNCELERİ İÇİN ÖNERİLER</strong></h3>

<p>Gece artan düşüncelerle başa çıkabilmek için bazı basit alışkanlıkların fayda sağlayabileceğini belirten Çokaygil, düşüncelerin kısa notlar halinde yazılmasını önerdi.</p>

<p>Çokaygil: "Aklınıza gelen konuları kısa notlar almak, 'Bunu yarın düşüneceğim' diyerek zihne sınır koymak, yatmadan önce ekran kullanımını azaltmak ve düzenli bir uyku rutini oluşturmak zihnin sakinleşmesine yardımcı olabilir. Ancak uzun süredir geceleri yoğun kaygı, düşünceleri durduramama veya uyku sorunları yaşanıyorsa mutlaka profesyonel destek alınmalıdır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.egetelgraf.com/gece-yataga-girince-neden-her-sey-daha-buyuk-gorunuyor-zihni-mesgul-eden-dusuncelerin-nedeni-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 00:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://egetelgrafcom.teimg.com/crop/1280x720/egetelgraf-com/uploads/2026/09/gece-yataga-girince-neden-her-sey-daha-buyuk-gorunuyor-zihni-mesgul-eden-dusuncelerin-nedeni-bell.webp" type="image/jpeg" length="97765"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
