in ,

Rüya gibi seyahat-2

Karadağ‘ın hem en turistik, hem de başkent Podgorica’dan bile popüler kentleri Budva ve Kotor deniz, güneş ve kumsal tatilini sevenler için ilaç gibi bir destinasyon

Merhaba sevgili gezgin dostlar. Geçen hafta sezonu açtık biliyorsunuz. İzmir’den direkt uçarak Karadağ’ın başkenti olan Podgorica’ya gittiğimizi biliyorsunuz. Vizesiz olması da pek hoşumuza gitti. Çünkü pek çok kişinin pandemi sürecinde biten Shengen vizeleri daha alınmamıştı. Artık gezmenin zamanı geldi…
Budva, Karadağ ve Kotor gezimiz herkese iyi geldi. Podgorica’ya vardığımızda küçük bir havalimanı bizi karşıladı. Bizden başka inen uçak da yoktu. Podgorica Karadağ’ın başkenti. Bizim yani İzmir’in en küçük ilçesi bile buradan daha çok insan barındırıyor. Sanki terk edilmişti.

KASABA TADINDA ÜLKELER
Zaten küçük küçük yerler… 700-800 bin civarında nüfusları var. Budva ve Kotor da öyle. 40 ila 50 dakika mesafeler. O nedenle eğer Adriyatik Denizi’nde yüzmeli, güneşlenmeli bir tatil değilse beklenti, üç gece dört gün çok yeterli.

MAVİ – YEŞİL VE HUZUR
Aslında hepimiz o doğaya, yeşile, maviye korunmuş tarihine, surlarına, minik kafelerine hayran kaldık. Öylesine sakin yeşil ve mavinin sunduğu en güzel huzur ile dolduk.
1 Mayıs günü orada üç gün olarak kutlanırmış. Çalışmayı pek sevmeyen halkı ise bu nedenle dükkanlarını, işyerlerini açmazmış. Su bile alamayacağımızı düşündük bir an. Neyse ki, bir market bulundu da sularımızı aldık.

YAZIN TIKLIM TIKLIM
Son yılların gözde turizm merkezlerinden olan bölgeyi bu kadar boş bulmak aslında bizim için çok iyi oldu. Rahatlıkla tüm gezilerimizi yaptık.
Tabii ki, bir nazarımız olacaktı. O da yağmurumuzdu. Zaten bu kadar yeşil olabilmesi için o yağmurlar yaz ayları dışında hep vardı. Baharlar da yağışlı olmalıydı, bu tablo gibi manzaraları oluşturmak, kurak bir iklimden olacak değildi ya.

KOTOR VE ADRİYATİK…
Birbirinden güzel yerler. Hele Kotor’un Adriyatik Körfezi kenarındaki tarihi selamlayışı, muhteşem. Körfez’de bulunan iki adanın biri insan eliyle yapılmış, diğeri ise doğal. İstanbul’daki Kız Kulesi’ni anımsattı bizlere. Küçük tekneler ile bu adalara gidiliyor. Büyük gemilerde mutlaka buraya geliyorlar.

KOTOR VE KALE
Kotor Kulesi’ne gidemedik. Hem yağış vardı, hem de bayağı bir yürümeyi, tırmanmayı gerektiriyordu. . Müthiş bir manzara ile karşı karşıya kalacağımızı biliyorduk ama.. Her ülkedeki “Old Town” yani eski yapılarla, daracık sokakları olan tarihi yerleri çok sevdik. Pandemide bu üç ülkede de pek çok inşaat yapılmış. Ve kendine özgü dokudan tamamen uzaklaşarak modern mimarileri dikkati çeker olmuş.
Bir kilometrelik bir tünel ile Kotor’a giriş ve çıkış yaptık. Buradan Tivat’a geçtik. Buraya genellikle Rus turistler geliyormuş.
Karadağ ve Sveti Stefan Adası… Surlar içerisinde tarihi dokusu hiç bozulmayan defalarca saldırıya uğrayan ve her defasında yeniden inşa edilen bir ada. Halka açık değil. Geçen hafta da belirttiğim gibi içinde çok lüks bir otel ve resturantları barındırıyor. Ve bir odası 800 Euro’dan başlıyor. Tabii ki, dünya jet sosyetesi ve Hollwood yıldızlarının kullandığı bir ada.
Biz grubumuzla burada durup hem manzaranın seyrine daldık hem de grup fotomuzu burada çektirdik.
Bu arada Bar şehri de görülmeye değer. Kalesi, surları ve kaleden çıkışta sizi karşılayan Selimiye Camii.
Hepimize iyi geldi bu gezi… Kaleye çıkmak, yürümek biraz zor oldu. Çünkü yolların Arnavut kaldırımları yapılıyordu. Bazılarımız gitti . Bazılarımız da o merdivenleri çıkamayıp birbirinden güzel lezzetler ile tanıştılar.
Hem ağzımızın tadı, hem bozulmamış doğası, yeşili, sakinliği huzuru, uzun zaman sonra bir yurt dışı turumuz bize moral verdi… Güç verdi. Ruhumuzu tozlarından arındırdık. Sevgi ve sağlıkla kalın…

Bircan Tağıl

2 çocuğunu öldürüp eşini yaralayan Ukraynalı, ülkesinde üniversitede ders veriyormuş

‘Gıda krizi artık kapımızı çaldı’