Sadece hedefi değil, hayatı da tutturur!

Abone Ol

Eskiden filmlerde görürdük; elinde yay, gözünü kısmış, hedefe kilitlenmiş bir kahraman… Şimdi o sahneleri mahalle aralarında değil ama spor salonlarında görüyoruz. Üstelik kahramanlarımız çocuklar! Son yıllarda çocuklar arasında okçuluk ciddi şekilde yaygınlaştı. Hele ki 2016 Rio Olimpiyatları’nda kazanılan başarılar sonrası ilgi daha da arttı. Mete Gazoz gibi genç sporcular çocuklara “Ben de yapabilirim” duygusunu aşıladı. Bir çocuğa ilham vermek bazen bir madalyadan daha kıymetlidir. Okçuluk aceleye gelmez. Hedefe odaklanmak, nefesi ayarlamak, doğru anı beklemek gerekir. Bu da sabrı artırır. Ekran çağında büyüyen çocuklar için konsantrasyon büyük mesele. Ok atarken göz, zihin ve beden aynı anda çalışır. Bu da derslere bile olumlu yansıyabilir. Ok hedefe saplandığında çocuk şunu hisseder: “Başardım.” İşte o duygu paha biçilemez. Yay çekerken omuzlar, sırt ve kol kasları çalışır. Özellikle masa başında çok vakit geçiren çocuklar için güzel bir denge sağlar. Her spor gibi kuralları vardır. Sıranı beklersin, ekipmanına saygı duyarsın, güvenliği ön planda tutarsın. Doğru eğitmen ve uygun ekipmanla oldukça güvenlidir. Zaten kulüplerde özel antrenörler eşliğinde yapılır. Bu spor “elime yayı aldım, bahçeye çıktım” işi değildir. Kontrollü ortam şart. Genelde 7–8 yaş itibarıyla başlanabiliyor ama çocuğun fiziksel gelişimi ve isteği önemli. Her çocuk sporcu olacak diye bir kural yok; önemli olan keyif alması. Şunu unutmayalım: Okçuluk sadece hedefi vurmak değildir. Çocuk hedefe bakarken aslında kendini tanımayı öğrenir. Nefesini kontrol ederken öfkesini de kontrol etmeyi öğrenir. Beklemeyi öğrenir. Kaybetmeyi de… Belki her çocuk olimpiyat şampiyonu olmayacak ama sabırlı, odaklı ve özgüvenli bir birey olacak. Ve inanın, bu hayatta en büyük altın madalya tam da budur:)