Sağlıkta sözleşmeli yöneticilik

Abone Ol

11.10.2011 tarih ve 663 sayılı Kanun hükmünde kararname ile yürürlüğe giren, Kanun Hükmünde Kararname’nin amacının Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat, görev, yetki ve sorumluluklarının düzenlemesi olarak belirtilmişti. İlgili KHK ile Sağlık Bakanlığı İl Sağlık Müdürlükleri, Halk Sağlığı Müdürlüğü ve Kamu Hastaneleri olarak üçe ayrılmıştı. Sonradan bu uygulamadan vazgeçildi. 663 Sayılı KHK’den kalan sözleşmeli yöneticilik ile Sağlık Bakanlığındaki yönetici atamalarında liyakat ayaklar altına alınmıştır. Peki sözleşmeli yöneticilikten neden vazgeçilmiyor dersiniz? Çünkü her iki yılda bir yapılan sözleşmeli yöneticilik ile Sağlık Bakanlığı’nda İl Sağlık Müdürü’nden yardımcılarına, başhekimlerden yardımcılarına, müdürler ve başhemşirelerden yardımcılarına kadar hepsi sözleşmeli yönetici.

SAKINCASI

Peki sözleşmeli yöneticiliğin sakıncası ne derseniz? Kamuya bağlı bir sağlık kuruluşunda yönetici olabilmeniz için tek referans iktidar partisi. Eğer siyasetten referansınız yok ise bir sağlık kuruluşunda başhekim, müdür, başhemşire olmanız neredeyse imkânsız. Peki sonuç; referansı siyaset olup, kamuya hizmet edecek olan yöneticilerin önceliği maalesef daha çok siyasilerin taleplerini yerine getirmekle meşguller. Sözleşmeli yöneticilik ile sağlık kurumlarında sağlık çalışanlarının morali motivasyonu, işleyişi ve hastaların iyilik halleri büyük oranda etkilenmektedir. Siyasetin ve sarı sendikaların kurumlar üzerindeki baskısıyla birlikte yöneticilerin çalışanlar üzerindeki mobbingi Sağlık Çalışanları arasındaki iletişim eksikliğini, huzursuz çalışma ortamlarının oluşmasını, gereksiz tehditler ve bunlara eklenen yoğun iş yükü çalışanları mesleğinden soğutmaktadır. Çalışanların başarısını ve gelişimine de engel olmaktadır.

GÜVEN ORTAMI

Çalışma ortamındaki güven ortamının kaybolmasında sözleşmeli yöneticilik önemli rol oynamaktadır. Liyakatsiz ve başarısız olan yöneticiler ekip içerisin de kendine yakın bir grup oluşturup ayrıcalıklı davranması geride kalan diğer çalışanları problemli bir grup olarak ötekileştirip ayrıştırmaktadır. Siyasetin kurumlara müdahalesiyle memurun amirinin adaletine olan güvenin sarsıldığı, iletişimsizliğin en üst sınıra ulaştığı, gergin çalışma ortamları ekip ruhunu bitirmektedir. İdareci, çalışanı doğru analiz ederek empati kurabilmelidir. Yöneticinin çalışanla olan diyalogu iyi olursa güven duygusu kazanılır.
Liyakatsiz yönetici; çalışanın ulaşamadığı, kibirli,  her olumsuzlukta tutanak tutma tehdidi savuran idarecidir. Sonuç olarak yöneticilerimizin siyasilerin etkisinden kurtulması için bir an önce sözleşmeli yöneticilikten kurtulması gerek. Kamu görevini yürütenlerin siyasilerin kontrolünde olması kamu otoritesini zarar vermekte ve kamunun itibarını zedelemektedir. Sözleşmeli yöneticilerin de, koltuk korkusuyla konuşulması gerekenleri konuşmamaları maalesef siyasilerin müdahalesine zemin hazırlamaktadır. Haksızlık karşısında susmak ve susturana boyun eğmek ahlaki bir problemdir. Yöneticiler güçlü olanın değil, haklı olanın yanında yer almalıdır. Çünkü güçlü olan değil haklı olan güçlüdür.