Seçil Erzan örneği ve kurumsal psikopatlar…

Abone Ol

Bir süredir TV ekranlarından aşina olduğumuz polis adliye haberleri arasında, yüzlerce milyon TL’yi dolandıran melek yüzlü dolandırıcılar var… 
En müstesna örneklerden biri de Seçil Erzan.
Bir diğeri, geçen hafta eşi ile birlikte tutuklanan Kıvanç Talu.
Aklı başında (gibi görünen) koca koca insanların, milyonlarca dolar parayı pastane köşelerinde,  kayıtsız kuyutsuz şekilde bu kişilere nasıl teslim ettiğine şaşırıyorsunuz değil mi? 
Şaşırmayın. 
Son dönemde sayıları korkutucu hızla artan bu tiplere, psikoloji biliminde “kurumsal psikopat” deniliyor. Bu tanımlamayı duyanların aklına nasıl bir eşkal geldiğini görür gibiyim. 
Hayır, bu psikopatlar ellerinde kesici delici aletle sağa sola zarar verenlerden değil.

TAKKE DÜŞÜNCE KEL GÖRÜNÜYOR

Çevrelerinde yarattıkları güven duygusuyla “Ponzi” adı verilen sistemle para toplayan bu tiplerin foyası, saadet zincirinin kopması, takkenin düşüp kelin görünmesiyle ortaya çıkıyor. 
Seçil Erzan’ı örnek verelim. 
Türkiye’nin en büyük özel bankalarından birinin İstanbul-Florya Şubesi’nde 11 yıldır müdürlük yapan, mesleki tecrübesi 20 yılın üzerindeki Seçil hanım, başta Fatih Terim olmak üzere çok sayıda futbolcunun paralarını “yüksek kâr” vaadi ile toplayabiliyor. 
Peçeteden bozma kağıtlara uyduruk imzalar atılarak toplanan bu paralarla kurulan saadet zinciri koptuğu anda…
Ağlaşmalar başlıyor. 
Finans dünyasında ve sosyal medyada bu türden kişilerle çok kez karşılaşılıyor. 

GERÇEK PSİKOPATLA BENZERLİK

Kurumsal psikopatların, gerçek psikopatlara benzeyen yönleri ise korkusuz, dürtüsel ve asi olmalarında yatıyor. Bunun yanında kaygıdan ya da başkalarına karşı oluşan hislerden rahatsız olmamak, saldırgan olmak ve suçu kendisi dışında herkese atmaya hazır olmak, masum insanları manipüle edip etkileyebilmek de önemli meziyetleri arasında yer alıyor. 
Seçil Erzan vak’asını izleyen okurların tebessüm ettiklerini görür gibiyim. Bu psikopatların, yakın zamanda duruşma tutanaklarında suçsuz olduklarını kanıtlamak için insan üstü çaba harcayacaklarını göreceğiz. 
Aslına bakarsanız Türkiye bu psikopatlar ile ilk kez tanışmıyor. 
80’li yıllarda “Banker Kastelli” namıyla maruf Cevher Özden, 90’lı yıllarda İzmir Hilton Oteli’nde gösterişli doğum günü partileri veren Kenan Şeranoğlu, yerli otomobil imal ediyorum ayaklarıyla binlerce insanı dolandıran Jet Fadıl (Fadıl Akgündüz) kurumsal psikopatların ülkemizdeki babaları idi. 
Bugün gibi hatırlarım. 
Rahmetli babamın işyeri, İstanbul Sirkeci’de Muhsirbaşı Sokak’ta idi. 
“Banker Kastelli” lakaplı Cevher Özden, bu dar sokakta tam karşımıza bir iş hanı dikmişti. Dönemin en ünlü bankeriydi. O yılların tek kanallı TRT’sinde toplumun yakından tanıdığı sanatçılar, şarkılar türküler eşliğinde Banker Kastelli’ye para yatırma çağrısında bulunuyorlardı. 
Tam 40 yıl önce bu yıllarda 550 bin kişiden 100 milyar TL’nin üzerinde para toplamıştı. 

POLİS KAPIDA BEKLİYORDU!

Hangi psikoloji ile hareket ettikleri bilinmeyen vatandaşlarımız, sabah karanlığında bu iş hanı önünde sıraya girer, sıkı sıkı sarıldıkları çantalarında bulunan gazete kağıtlarına sarılı paraları bu dolandırıcıya elleriyle teslim ederlerdi. Polis de vatandaşlar çarpılmasın diye yakınlarda bulunurdu.
Kastelli öyle herkesin parasını da almazdı…
ABD Doları ve Almanya’nın o yıllardaki para birimi Mark öncelikliydi. Ben de çocuk aklımla sıraya girenlere bakar, duruma anlam veremezdim. 
Müdebbir bir tüccar olan rahmetli babam, “Bu insanları iyi seyret. Şimdi paralarını vermek için sıraya giriyorlar. Bir süre sonra kurtarmak için sıraya girecekler ama iş işten geçmiş olacak” derdi. 
Nitekim tam da öyle oldu. 
Pek çok dolandırıcı banker ya iflas etti ya da yurt dışına kaçtı. 

SONUNDA İNTİHARI SEÇTİ

Bizim meşhur Kastelli ise hayatında ilk kez doğru bir iş yaptı, kafasına dayadığı silahın tetiğini çekerek intihar etti.  Ama iş işten geçmiş, çok sayıda vatandaşın canı yanmıştı. Aralarında Kastelli’nin akıbetine uğrayanlar da olmuştu. 
Kendileri ile birlikte binlerce insanın hayatını karartan psikopatlar… 
Azalmış empati duyguları, arzularını hemen tatmin etme istekleri, kendi çıkarları için başkalarını sömürmeyi doğal görme gibi özellikleri ile hayatlarımızda varlar ve maalesef olmaya devam edecekler. 
Bu kişilik bozuklu üzerine dünyada en ciddi araştırmalardan birini, Anglia Ruskin Üniversitesi'nden Dr. Clive Boddy yapmış.
Boddy’ye göre bu kişiler; şirketlerin, sektörlerin ve potansiyel olarak tüm ekonomilerin istikrarına yönelik büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu kişilere inanmanın arkasında ise bu insanlardaki yüzeysel çekicilik ve pırıltılı bir zekâ ön planda. Kurumsal psikopatların hedeflerine giderken başarılı olmalarında ise saf rasyonel davranışlar, aldatıcı kişilik yapısı, pişmanlık duymama, sorumsuzluk ve duygusal açıdan sığ olmak önemli etkenler. 
Demem o ki… 
Siz siz olun, elinizde avucunuzda bulunan birikimi, böyle psikopatların insafına terk etmeyin. 

+++++

ALİ NAİL KUBALI’DAN HAFİZE HANIM’A “ETLİ KEMİKLİ” UYARI

Dr. Ali Nail Kubalı, yazı ve yorumlarını dikkatle okuduğum ve çok öğrendiğim ekonomistlerin başında geliyor. Son derece parlak bir kariyere sahip olan ve geçmişte Türkiye’nin en büyük şirketlerinde tepe yöneticilikler yapan  83 yaşındaki Kubalı, yazı ve yorumları ile düşünce dünyamıza ışık tutmayı sürdürüyor. 
Ali Nail Kubalı’nin Gözlem Gazetesi’nin 8 Aralık 2023 tarihli “Etli kemikli, gerçek ekonomi yönetimi gerekiyor” başlıklı yazısı, Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’a önemli uyarılar içeriyor. Erkan’ın 1994, 1998, 2000 ve 2001 yıllarındaki ekonomik krizleri yaşamadığı için, krizlerden habersiz politika izlediğine dikkat çekiyor Kubalı. 

FAİZ ARTIŞI İŞE YARAR MI? 

TCMB yönetimin günü kurtarabilmek için faizleri yüzde 40’a yükselterek sıcak parayı davet etmeye çalıştığını, buna karşılık resmi kurumların dahi enflasyonun yüzde 60’ın üzerinde olduğunu ilan ettikleri bir piyasaya derde deva olacak boyutlarda sıcak paranın girmesinin mümkün olmadığını vurguluyor. 
Ve şu önemli tespitlerde bulunuyor: 
“O sıcak para girse bile, eski krizlerde olduğu gibi panikleyip çıktığında yeni ve daha hacimli bir ekonomik krize neden olacağı çok açıktır. Türkiye’nin dertlerini borsa faizleri, sıcak paralar ile çözmenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Onlar ekonominin içi boş köpükleridir. Çözülmesi gereken ihracat ve üretim ve istihdam yetersizliğidir. Türk sanayinde, tarımında ve hizmet sektörlerinde kapasite fazlalığı -yani atıl kapasite- vardır. İşgücü sektöründe de işçi fazlalığı -yani yüksek işsizlik- vardır!  Diğer taraftan Türkiye ihraç ettiğinden çok daha fazla ithal etmekte. Bu açığın adı da dış ticaret açığıdır. Bu açık devam ettikçe dış borç yükünü azaltmak olası değildir.

KUBALI’NIN TEREDDÜTÜ… 

Ekonomiyi yöneten dostlarımızın sıcak para çekmek için faizleri yükseltmek borsa endekslerini dengede tutmaya çalışmak gibi boş işlerle uğraşacaklarına, ihracat, üretim, tam kapasite, tam istihdam gibi gerçek, etli kemikli ekonomi ile uğraşmaları daha doğru olmaz mı değerli dostlarım? Ancak dünya finans sektörlerinden transfer ettiğimiz bu iki yöneticinin etli kemikli gerçek ekonomiyi yönetecek bilgileri ne seviyededir? O soruyla ilgili ise tereddütlerim var.”
Sayın Kubalı’ya, 60 yıllık iktisat tecrübesinin süzgecinden geçmiş bu tespitleri ve uyarıları için teşekkürü esirgemeyelim.

BASIN DANIŞMANLARI VEZİR DE EDER REZİL DE… 

Modern iletişim biliminde “basın danışmanı” kavramı terk edileli çok oldu. 
Ancak kamu kurumlarında hâlâ kullanıldığına tanık oluyoruz. 
Merkez Bankası’nın Basın Danışmanı olan meslektaşımız görevine devam ediyor mu bilmiyorum ama yaptığı fahiş hatanın etkisi sürmeye devam ediyor. 
TCMB Başkanı Gaye Erkan'ın Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan ile yaptığı söyleşi sadece kendisini değil, iktidarı da zor durumda bırakmış görünüyor. 
İktidar cephesinde sert eleştirilere yol açan söyleşi için “Sohbetti ve yayınlanacağını bilmiyordum” gibi akıl almaz bir yorum yapan Erkan’ın bir diğer bombası, oturduğu apartmanda görevli olan Sadık efendinin ekonominin gidişatından memnuniyetsiz olması. 
Fahiş kira seviyelerini “Annemin evine sığındım” cümlesi ile ikrar eden, uyguladığı ekonomi politikası için Sadık dayıyı bile ikna edemeyen, “Gözünün önünde ses kaydını aldım, ne demek bilmiyordum” diyen gazeteciye “Ama yayınlanacağını bilmiyordum” diyebilen bir Merkez Bankası Başkanımız var. 
Çalıştığı kadrolarla, “Basın danışmanları insanı vezir de eder rezil de” cümlesini bihakkın doğrulayan bir başkan… 

+++++

HAFTANIN SÖZÜ 

“Ticaret diğer tüm işlerden daha fazla gelecekle ilgilidir; bitmeyen bir hesaplama süreci ve ileri görüşlülüğün pratiğidir.” 
Henry Luce