Sembol

Abone Ol

Gezegenimiz varoldu olalı insanlar önemli saydıkları şeyleri semboller üzerinden tarif etmeyi seçmişler. Bu anlamda sembol ya da simge nedir diye sorduğunuzda karşınıza çıkan ilk tanım “soyut bir fikri, nesneyi, inancı veya durumu temsil eden, genellikle görsel, işitsel veya yazılı işaret veya imgedir” oluyor. Aslında sözcüklere gerek kalmadan anlam aktarımı sağlayan bu araçlar öylesine çeşitli ki, trafik işaretinden haritaya, markadan kültürel yaşama kadar hayatın her alanındaki binlerce şeyi yahut kimlikleri betimlemek için kullanılmakta. Yine hepsinin temel özelliği bir nesnenin, kimliğin, duygunun veya kavramın yerini tutmasında belirginleşiyor. Öte yandan sembol veya simgenin insanların karmaşık fikirleri hızlı ve etkili bir şekilde birbirine aktarmasını sağlayan evrensel bir iletişim dili oluşturması yönüyle de yaşamımıza ayrılmaz parçalar olarak katıldıkları yadsınamaz bir gerçek. Bir beyaz güvercinin barışı simgelemesi, bir kalp işaretinin dimağımızda “aşk” sözcüğünü canlandırması da hep bundan. İşin ezoterik kısmına girmek istemiyorum zira orası apayrı bir dünya ve bir kez o yola girdikten sonra geri dönüş yolunu bulamama riski büyük. O yüzden biz bakalım kısa yoldan sembol futbol ilişkisini dillendirmeye. İtalya’da “Totti” dendiği vakit herhangi bir futbolcudan bahsedildiği düşünülmez. O öylesine büyük bir sadakat sembolüdür ki yaşamı boyunca yalnız bir takımının oyucusu olarak futbol oynamış ve gelen birçok transfer teklifini elinin tersiyle iterek yetiştiği takımına büyük vefa göstermiştir. Kaptanı olduğu Roma’da 1992- 2017 yılları arasında tam 25 yıl aralıksız futbol oynayan bu yeri doldurulmaz isim, sadece İtalya‘da değil tüm dünyada taraflı tarafsız herkesten saygı görmüş, defalarca yılın sporcusu seçilmiş, attığı sayısız golle altın ayakkabı ile ödüllendirilmiş bir sporcu olarak futbol tarihine geçmiştir. İnsanlar böylesine sembolleşmiş isimleri başlarına taç, göğüslerine övünç madalyası olarak takarken bizim cenahta durum hiç birimizin yadırgamayacağı üzere bambaşka. Eh, meyve veren ağaç taşlanır atasözü İtalyan atasözü olmasa gerek değil mi efendim. Kaldı ki ezelden beri bu ülkede kim ki belli bir alanda biraz olsun sivrile, sinsi planlara konu edilerek alaşağı edile. Hele bu insanın niyeti yaşadığı topluma bir şeyler katmak, kimsenin duymadığı büyük bedelli fedakarlıklarla onun ilerlemesine çabalamaksa aman ha!

VEFA DUYGUSU

Herkesin mutlu olmasını sağlamak olmasa bile en azından yüzleri güldürmeye çalışan insanların bile kıymetinin bilinmediği bir yerde kalkıp bir de “vefa” duygusundan bahsedeceksiniz saflık teknesinde akıntıya kürek çekiyorsunuz demektir. Biraz abartıyor muyum? Peki madem öyle, size benim penceremden gördüklerimle örnekleyeyim. Necip ismini duymuş muydunuz? Duyan da vardır duymayan da elbet. Peki futbolla ilgilenip de Beşiktaşlı Necip ismini bilmeyeniniz var mı? Bunun da yanıtı rakip takımların fanatikleri dahil “yok” olsa gerek. İsminin anlamı asil, şerefli, üstün nitelikli olan Necip bu anlamı yaşatmak için doğmuş olmalı. TFF Dış İlişkiler Kurulu üyesi olarak pek çok kez yaş grupları Genç Milli takımlarımıza kafile başkanlığı yaptığım için U-15 yaş milli takım takımından itibaren her kademede ve yine Beşiktaş’ın Avrupa Kupaları serüvenlerinde bir araya geldiğim bu kardeşimiz her zaman “Beşiktaşlı doğdum Beşiktaşlı öleceğim ağabey” diyen, Beşiktaş değerlerinin temsilcisi, mükemmel bir karakterdir. Mevkisi olmasa da sağ bekten orta sahaya, stoperden liberoya “ ihtiyaç var oyna” denince sakat olsa bile çıkıp tüm gücüyle oynayan, hoca tercihiyle oynamak zorunda kaldığı mevkilerde canını dişine takarak mücadele ederken azıcık hata yapsa günah keçisi ilan edilen, takım kaptanlığı verilip sonra elinden alınan ama ağzından tek kötü söz çıkmayan, adı sanı duyulmamış beşinci sınıf futbolcular -artık hangi saikle bilinmez- kendisine tercih edilmesine ve kadro dışı bırakılmasına rağmen başka takıma gitmeyen, çocukluktan itibaren 22 yılını bu kulübe adamış, yüksek spor ahlaklı değerli bir futbolcudur. Şurası muhakkak ki, İtalyan yıldız Totti’den zerre kadar farkı olmayan bu isme, övünç kaynağı olarak onurlandırılacağına sezon başladıktan 4 ay sonra “kendine kulüp bul” cümlesiyle reva görülen vefasızlığı anlamak mümkün değil. Bu sebeple futbol sezonu sonunda “sembol” den söz ederken onun hikayesine değinmeden geçemedim. Beşiktaş’ın son dönemde sembol anlamında tek örneği olan bu gençle ilgili spor kamuoyunun duyarsızlığına, hele hele gerçek Beşiktaşlıların tepkisizliğine bilmem ki ne demeli. Neye kıymet verip neye vermeyeceğini bilmeyen ve öğrenmeye de gayret sarf etmeyen, hatta bazen sağlanan anlık menfaatler dairesinde nereye çekilirse oraya gitmeyi matah zanneden bir toplum olarak geldiğimiz noktada bir sporcu örneğinden yola çıkarak söylemeye çalıştıklarımı üzerinize alıp almamak size kalmış. Yalnız tavsiyem o ki, olur da yarın öbür gün sizi de benzer şekilde yaşamın herhangi bir köşesinden sildiklerinde sakın ola ki kapı kapı dolaşarak hicaz makamından hüzünlü şarkılar söylemeye yeltenmeyin. Bu hengamede kimsenin sizi dinleyeceğini sanmam çünkü bırakın ağustos böceğini, epeydir karıncayı bile karnı kaldırmayan bir yer oldu buralar.