Modern ilişkilerin en büyük çıkmazlarından biri, insanların ne söyledikleri ile ne yaptıkları arasındaki uçurumdur. Birçok kişi sevgi istediğini söyler. Bir ilişki aradığını dile getirir. Gelecekten, sadakatten, bağlılıktan bahseder. Fakat konu gerçek bir ilişki kurmaya geldiğinde aynı kararlılığı göstermekte zorlanır. İşte tam da bu noktada birçok insanın kalbi kırılmaya başlar. Çünkü karşımızdaki kişi ilgileniyor gibi görünür. Bize değer veriyormuş gibi davranır. Yakınlaşır, paylaşır, özler, arar ve bazen de umut verir. Fakat iş sorumluluk almaya, emek vermeye, tutarlılık göstermeye geldiğinde geri çekilir. Aslında burada çok önemli bir ayrım vardır: Aşkın hissini istemek ile bir ilişki kurmayı istemek aynı şey değildir. Günümüzde bazı insanlar sevginin sıcaklığını isterken, sevginin sorumluluğunu üstlenmek istemiyor. Yanlarında biri olsun istiyorlar ama o kişinin ihtiyaçlarını, beklentilerini ve duygularını karşılamak konusunda aynı istekliliği göstermiyorlar. Yalnız kaldıklarında arayabilecekleri, kendilerini kötü hissettiklerinde sığınabilecekleri, ihtiyaç duyduklarında ulaşabilecekleri bir insan olsun istiyorlar. Ancak aynı kişi karşılık beklediğinde, netlik istediğinde veya ilişkiye isim koymak istediğinde birdenbire “bunalmış” olduklarını söylüyorlar.
DENGESİZ İLİŞKİ
Bu durum özellikle duygusal olarak yatırım yapan tarafı yıpratıyor.
Çünkü sevdiğini düşünen kişi sürekli kendisini sorgulamaya başlıyor.
“Daha sabırlı olsam mı?”
“Daha anlayışlı davransam mı?”
“Daha az beklenti içinde olsam mı?”
“Kendimi biraz daha geri çeksem mi?”
Oysa çoğu zaman sorun kişinin beklentilerinde değil, ilişkinin dengesizliğindedir.
Bir ilişkinin sağlıklı olabilmesi için iki tarafın da emek vermesi gerekir. Bir taraf sürekli verirken diğer taraf sadece alıyorsa, orada sevgi değil, alışkanlık oluşur. Bir taraf sürekli beklerken diğer taraf sürekli erteliyorsa, orada bağlılık değil, belirsizlik vardır. Ne yazık ki birçok insan sevgiyi kaybetmekten korkarken, farkında olmadan kendisini kaybetmeye başlıyor. Karşısındaki kişinin sevgisini kazanabilmek uğruna kendi ihtiyaçlarından vazgeçiyor. Rahatsız olduğu konuları dile getirmiyor. Üzüldüğünü söylemiyor. Kırıldığını gizliyor. Daha az isteyen, daha az konuşan, daha az hisseden biri olmaya çalışıyor. Ancak insan kendisini küçülterek sevgi kazanamaz.
GERÇEK SEVGİ
Çünkü gerçek sevgi, bir insanın kendisi olmasına izin veren duygudur. Sürekli fedakârlık yapmayı, kendinden vazgeçmeyi veya susmayı gerektirmez. Bugün birçok ilişkinin temel sorunu da tam olarak budur. İnsanlar birbirlerini hayatlarına almak istiyor ama hayatlarında yer açmak istemiyor. Sevilmek istiyor ama aynı ölçüde sevmeyi göze alamıyor. Yakınlık istiyor ama yakınlığın getirdiği sorumluluklardan kaçıyor. Oysa gerçek ilişki; sadece güzel günlerde yan yana durmak değil, zor zamanlarda da emek vermeyi seçmektir. Gerçek sevgi; sadece ihtiyaç duyduğunda aramak değil, ihtiyaç duyulduğunda da orada olmaktır. Bu nedenle bazen kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
Karşımdaki kişi gerçekten benimle bir hayat mı kurmak istiyor, yoksa sadece hayatının boşluklarını benimle dolduruyor? Bu sorunun cevabı çoğu zaman sözlerde değil, davranışlarda saklıdır. Çünkü sevgi, vaatlerle değil; tutarlılıkla ölçülür. İnsanlar söyledikleriyle değil, gösterdikleriyle sevilir. Ve unutulmamalıdır ki hiçbir ilişki, insanın kendinden vazgeçmesini gerektirecek kadar değerli değildir.
Gerçek sevgi sizi küçültmez.
Gerçek sevgi sizi bekleme odasında bırakmaz.
Gerçek sevgi sizi seçer.
Hem de tereddütsüz bir şekilde…