Ekonomi

Seyyar kaçmak değil, sisteme girmek istiyor

Bir zamanlar, çalışan, dükkân işleten, vergi verebilenler şimdi sokakta ekmek mücadelesi veriyor. Ekonomik krizin büyüttüğü seyyarların talebi: Dışlanmak değil, sisteme dahil olmak.

Abone Ol

Nihat AK/EGE TELGRAF- İzmir Seyyar Satıcılar Derneği Başkanı Evren Laçin, Ege Telgraf’a yaptığı değerlendirmede ekonomik krizin yalnızca piyasayı değil, toplumsal dengeleri de sarstığını söyledi. Laçin, kapanan işletmeler ve artan işsizlikle birlikte seyyar satıcılığın binlerce insan için hayata tutunma yolu haline geldiğini belirtirken, seyyar satıcıları sistemin dışında bırakmak yerine düşük maliyetli ve sade bir modelle kayıt altına almanın hem sosyal güvence hem de kent ekonomisi açısından önemli faydalar sağlayacağını ifade etti.

TİCARETİN RUHU ZAYIFLADI

Pandemiyle birlikte başlayan ekonomik dalgalanmaların aradan geçen zamana rağmen dinmek bir yana daha da derinleştiğine dikkati çeken İzmir Seyyar Satıcılar Derneği’nin kurucu ve mevcut Başkanı Evren Laçin, “İş dünyasının omuzlarındaki yük her geçen gün biraz daha ağırlaştı. Ekonomideki belirsizlik ortamı büyürken; enflasyon, döviz, altın, borsa ve gayrimenkul piyasaları vatandaşın gözünde güven veren yatırım araçları olmaktan çıkıp adeta öngörülemez birer risk alanına dönüştü. Özellikle faiz oranlarının aşırı yükselmesi, sermayeyi üretimden uzaklaştırıp banka mevduatlarına yönlendirdi. İnsanlar artık yatırım yapmayı, üretmeyi, istihdam oluşturmayı değil; mevcut birikimini korumayı düşünür hale geldi. Bu durum piyasadaki ticaret hacmini ciddi anlamda daralttı. Diğer taraftan işletmelerin üzerindeki maliyet baskısı da her geçen gün arttı. Dükkan kiraları katlanırken; elektrik, su, doğalgaz ve vergi giderleri esnafın belini büktü. Bugün birçok işletme ürün satmaktan çok ayakta kalma mücadelesi veriyor. Ticaretin ruhunu oluşturan güven atmosferi zayıfladı. Vatandaşın alım gücünün düşmesiyle birlikte alışveriş hacmi de ciddi şekilde geriledi” dedi.

YARIM HİKAYENİN DEVAMI

Artan maliyetler, yükselen kiralar, düşen alım gücü ve daralan ticaret hacmi nedeniyle küçüğünden büyüğüne çok sayıda işletmenin faaliyetlerine son vermek zorunda kaldığına vurgu yapan Başkan Laçin, “İşletmeler kapandı ancak hayat durmadı. İnsanların yemesi, içmesi, barınması; çocuklarını okutması, ailesine ekmek götürmesi gerekiyordu. Bu nedenle binlerce insan ayakta kalabilmek için yeni bir geçim yolu aramaya başladı. Sadece işletme sahipleri değil, o işletmelerde çalışan emekçiler de bir anda işsiz kaldı. Resmi rakamların ötesinde sahada hissedilen işsizlik çok daha görünür hale geldi. İşini kaybeden vatandaş, masa başında çözüm beklemek yerine sokağa çıktı, kendi imkânıyla hayata tutunmaya çalıştı. Bu noktada seyyar satıcılık birçok insan için adeta bir can simidine dönüştü. Kimi eline bir çanta çorap alıp sokak sokak dolaşmaya başladı. Kimi pazar yerlerinin kenarında küçük sergiler açtı. Kimi mahalle aralarında sebze, meyve, oyuncak ya da bir şeyler satarak geçimini sağlamaya çalıştı. Çünkü ekonomik şartlar ağırlaştığında insanlar kayıtlı ticaretten çok hayatta kalmaya odaklanıyor. Bugün sokakta gördüğümüz birçok seyyar satıcı aslında kapanan bir dükkânın, kaybedilen bir işin, yarım kalan bir ticaret hikâyesinin devamıdır. Bir zamanlar vergi veren, kira ödeyen, yanında personel çalıştıran insanlar şimdi kaldırım kenarında günlük kazançla yaşam mücadelesi veriyor. Ekonomik daralma yalnızca işletmeleri kapatmadı; insanların çalışma biçimini, şehirlerin ticaret kültürünü ve hayatın ritmini de değiştirdi” diye konuştu.

DAR GELİRLİNİN CAN DAMARI

Seyyar satıcıların dar gelirli mahallelerinde vatandaşı hayata tutundurduğunu savunan Laçin, “Her geçen gün etkisini artıran enflasyon karşısında vatandaşımızın alım gücü erirken, özellikle dar gelirli kesimler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Büyük kentlerin çeperlerinde, varoş olarak adlandırılan mahallelerde yaşayan yurttaşlarımız için seyyar satıcılar yalnızca bir ticaret unsuru değil, aynı zamanda hayatın akışını kolaylaştıran önemli bir dayanaktır. Dikkat edilirse seyyar satıcılar kent merkezlerinde daha az görülür. Çünkü onların asıl varlık nedeni, ekonomik imkanların sınırlı olduğu, dar gelirli ailelerin yoğun yaşadığı mahallelerdir. Seyyar satıcı; uygun fiyatı, mahalleye kadar ulaşan hizmeti ve sıcak insan ilişkileriyle o sokakların nabzını tutar. Ekonomik açıdan bakıldığında seyyar satıcılar, düşük maliyetli dağıtım ağıyla hem tüketiciye nefes aldırmakta hem de küçük ölçekli girişimciliğin yaşamasına katkı sunmaktadır. Bir başka ifadeyle, seyyar satıcıların sesi mahallelerin sesi, tekerleklerinin izi ise dar gelirli vatandaşın yaşam mücadelesinin izidir. Bu nedenle seyyar satıcıları yalnızca bir satış modeli olarak değil, kent yoksulluğuna karşı oluşmuş toplumsal bir dayanışma mekanizması olarak da değerlendirmek gerekir” dedi.

SEYYARLAR SİSTEME KATILSIN

Türkiye’de vergi sisteminin hem oranları hem de teknik yapısıyla küçük ölçekli üretici ve seyyar satıcı için oldukça ağır bir yük oluşturduğuna dikkati çeken Başkan Laçin, “Bir tepsi simit, boyoz, gözleme ya da macun satarak yalnızca geçimini sağlamaya çalışan insanların mevcut sistem içinde kayıtlı kalabilmesi kolay görünmüyor. Çünkü bugün vergi sistemi artık sadece kazanç değil, ciddi bir muhasebe bilgisi ve profesyonel destek de gerektiriyor. Ancak seyyar satıcıların sistem dışında kalması yerine, daha sade ve düşük maliyetli bir modelle sisteme dahil edilmesi toplumsal açıdan önemli faydalar sağlayacaktır. Böylece hem vatandaşın alışveriş yaptığı alanlar daha şeffaf hale gelir hem de seyyar satıcı zabıtadan ya da vergi denetiminden kaçmak zorunda kalmaz. En önemlisi de yıllarca sokakta emek veren insanlar sosyal güvenceye kavuşur, emeklilik hakkı elde eder ve yaşlandığında kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebilir. Dijital teknolojilerin bu kadar geliştiği bir dönemde, küçük esnafı ve seyyar satıcıyı sistemin dışında bırakmak yerine, onları sürdürülebilir ve ulaşılabilir şartlarla kayıt altına almak artık bir tercih değil, ekonomik ve sosyal bir ihtiyaçtır” sözleriyle görüşünü paylaştı.