Sezon şaştı…

Abone Ol

Küresel iklim değişikliği geleceğimizi olduğu kadar günümüzü de etkiliyor. Tüm bilimsel açıklamalar ve hızlı bir şekilde önlem alınması çağrılarına rağmen yanı başımızda duran bu felaket karşısında çok da farkındaymışız hissini taşımıyoruz.

Dünyanın dört bir yanında yaşanan doğal afetler, yaza benzeyen kışlar, aşırı yağışlı bahalar derken son yüz yılda el birliği ile mahvettik güzel dünyamızı.

Dünya genelinde hava sıcaklıklarının hiç beklenmedik seviyelere ulaşmasıyla birlikte gündelik hayatımızdaki birçok pratiğimizin ve alışkanlığımızın da değişmesi gerekecek. Bunlardan biri de tatil sezonları oldu kuşkusuz.

Kuzey Yarımküre’de en yüksek tatil sezonu olarak bilinen, birçok kişinin tatil planlarını hayata geçirdiği haziran, temmuz ve ağustos ayları çok yakın bir gelecekte bu popülerliğini kaybedebilir.

Hava sıcaklıklarının anormal seviyelere yükseldiği temmuz ve ağustos dönemi aşırı sıcak havaların yarattığı stres ve olumsuzluklardan dolayı birçok tatilcinin gözünde ‘tatil planı yapılacak’ bir dönem olmaktan uzaklaşıyor.

Yüksek hava sıcaklığının yaratabileceği olumsuzluklardan uzaklaşmak isteyenler alternatif olarak eylül ve ekim dönemine yoğunlaşıyor.

Türkiye’nin güney kıyılarında sarı yaz ya da sarıca yazı isimleriyle anılan bu dönemde bir yaz gidip diğer yaz geliyor. Deniz suyu sıcaklığının hava sıcaklığından daha yüksek ve elverişli olduğu bu dönemler birçok farklı açıdan da avantajlara sahip.

Herkesin benzer dönemde yoğun olarak tercih ettiği tatil merkezlerindeki kalabalıklardan uzaklaşmak, ilginin düşmesinden dolayı daha ekonomik fiyatlarla tatil yapabilmek mümkün.

YETMEYEN ALTYAPI

Yine tıklım tıkış mekanlar yerine daha sakin, huzurlu ve doğayla baş başa bir tatil yapmak da mümkün.

Başta Datça olmak üzere vahşi turizmin çok da tüketmediği destinasyonlarda birçok konaklama tesisinin kış boyunca da tesislerini açık tutacak olmasının tatilcilerin tatil algılarındaki değişikliklere bağlı olması çok da şaşırtıcı değil.

Birçok tatil merkezinde 15 Haziran-30 Ağustos tarihlerine sıkışıp kalan tatil sektörü bazı destinasyonlarda 30-45 güne düşen tatil sezonlarıyla çok da sürdürülür olmayan bir deneyim yaşıyordu.

Sürenin uzaması, tatil sezonunun yıl içerisine yayılmasıyla beraber lokalde kalkınma ve daha sürdürülebilir bir turizm süreci için de olumlu gelişmeler olacak.

Zira başta Faralya ve Kabak gibi ilçe merkezinden uzak, doğayla baş başa tatil merkezlerinde yoğun tatil dönemlerinde yaşanan elektrik ve su kesintileri, oluşan çöp dağları ve yoğun trafik tatilden çok eziyet algısının yerleşmesine neden oluyor.

Altyapının yoğun kalabalıkları taşıyacak kapasitesi olmayan tatil merkezlerini yılda 30 güne sıkıştıracak bir planlamaya mahkum etmemek büyük başarı. Turizmdeki anlayış değişimi tüketicinin yönlendirmesiyle mümkün olacak gibi görünüyor.