Ekonomi

‘Siyaset başka, sofra başka şey konuşuyor’

Mutlak butlan tartışılırken, mutfaktaki butlan büyüyor. Vatandaşın cebindeki rakamlar etiketlerle aynı dili konuşmuyor. Sofralar küçülüyor, alım gücü eriyor, vatandaşın gündemi geçim.

Abone Ol

Nihat AK/EGE TELGRAF- Türkiye günlerdir siyasetin “mutlak butlan” tartışmalarına kilitlenmiş durumda. Ancak uzmanlara göre asıl konuşulması gereken, mutfaklarda yaşanan butlan. Sofralardan eksilen gıda, derinleşen yoksulluk ve sağlıksız beslenmenin yol açtığı ağır sonuçlar büyürken, Ege Telgraf’a konuşan kanaat önderleri ülkenin gerçek gündeminin geçim krizi ve gıda güvencesi olması gerektiği uyarısında bulundu.

‘RAKAMLAR ALARM VERİYOR’

Çalışanların ve emeklilerin geçim mücadelesinin her geçen gün daha da ağırlaştığına vurgu yapan TÜRK-İŞ Ege Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak, “Dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı 35 bin 175 liraya yükseldi. Aynı ailenin gıda, barınma, ulaşım, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için haneye girmesi gereken gelir ise 114 bin 576 liraya ulaştı. Bekar birinin aylık yaşam maliyeti 45 bin 488 liraya yükseldi. Bu tablo, ücretlerin ve emekli aylıklarının hayat pahalılığı karşısında her geçen gün biraz daha geride kaldığını göstermektedir” dedi.

‘SOFRALARI TÜKETİYOR’

Yılın ilk beş ayında aile bütçelerine yansıyan ilave yükün 3 bin 950 lirayı bulduğuna dikkati çeken Başkan Çakmak, “Mayıs ayında mutfak enflasyonu aylık yüzde 1,70, son 12 aylık dönemde ise yüzde 40,18 olarak gerçekleşmiştir. Yıllık ortalama artış yüzde 40,58 seviyesine ulaşırken; süt, peynir, yoğurt, kıyma ve kuşbaşı et başta olmak üzere birçok temel gıda ürününde fiyatlar yükselmiştir. Çay, şeker, reçel, salça, patates ve soğandaki artışlar da devam etmiştir. Ortalama meyve fiyatı kilogram başına 135,65 liraya, ortalama sebze fiyatı ise 88 liraya çıkmıştır. Bu rakamlar; ay sonunu getirmeye çalışan emekliyi, çocuğunun beslenme çantasını doldurmaya çalışan anneyi, alın terinin karşılığını korumaya çalışan işçiyi anlatıyor. Sofradaki ekmek küçülürken, hayatın yükü büyüyor. Toplumun geniş kesimlerinin insanca yaşayabileceği bir gelir düzeyine kavuşması artık ekonomik olduğu kadar sosyal bir zorunluluk haline gelmiştir” diye konuştu.

‘FİYATLAR MAKUL’

Sebze meyve fiyatlarının şu günlerde en makul düzeyde olduğunu savunan İzmir Pazarcılar Odası Başkanı Hamdin Erişen, “Antalya meyve ve sebze halinde çeri domatesin kilosu 100-170 lira arasında değişirken, pembe domates 15 liraya bulunabiliyor. Kapya biber 140 lira, dolmalık biber 40 lira, üç burun biber ise 15 lira. Yerli muz 40 lira iken ithal muzun kilosu 150 liraya kadar çıkabiliyor. Hal fiyatlarına nakliye, vergi, işçilik ve diğer giderler eklendikten sonra ürünler pazara ulaşıyor. Ayrıca esnaf, gün sonunda elinde kalan ve bozulma riski taşıyan ürünleri bazen kâr etmeden ya da zararına satabiliyor. Bu nedenle semt pazarlarındaki fiyatlar mevsim şartları dikkate alındığında makul kabul edilebilir” dedi.

ASIL MESELE

Asıl sorun tezgah fiyatından çok vatandaşın alım gücü olduğunun altını çizen Başkan Erişen, “En düşük emekli maaşıyla geçinmeye çalışanlar, asgari ücretle hayatını sürdürmeye çalışanlar için her rakam ağır gelmektedir. Bunun sorumluluğunu semt pazarı esnafına yüklemek vicdanlı bir yaklaşım değildir.
Dokuz günlük bayram tatilinde sahiller dolup taşarken, otellerde yer bulunamazken, dönüp de bütün yükü semt pazarının sırtına yüklemek adil değildir. Bir domates fidesini toprakla buluşturmamış, bir biberin nasıl yetiştiğini bilmeyenlerin ahkâm kesmesi yerine, üreticinin de esnafın da emeğine saygı duyması gerekir. Biz her zaman dar gelirlinin yanında olmaya devam edeceğiz. Ancak doğruları söylemekten de geri durmayacağız. Bugün konuşmamız gereken şey tezgâhtaki fiyat değil, vatandaşın o tezgâhtan daha fazla alışveriş yapabilecek gelir seviyesine nasıl ulaşacağıdır” ifadelerini kullandı.

STRATEJİK SEKTÖR

CHP Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız, üretimde artış beklentisine rağmen hem çiftçinin maliyet yükünün büyüdüğünü hem de vatandaşın pahalı gıdaya mahkûm edildiğini belirterek, “AKP’nin tarım politikaları ne üreticiyi koruyabiliyor ne de tüketiciyi. Çiftçi üretiyor, aracılar kazanıyor, vatandaş pahalıya tüketiyor” değerlendirmesinde bulundu. AKP iktidarının geçen yıl gıda fiyatlarındaki yükselişi don, kuraklık ve üretim kayıplarıyla açıklamaya çalıştığını hatırlatan Yıldız, bu yıl ise üretimde önemli artış beklentileri olmasına rağmen fiyatların gerilemediğine dikkat çekti.

Tarımın stratejik bir sektör olduğuna işaret eden Yıldız, “Geçen yıl üretim azdı dediler, fiyatlar arttı. Bu yıl üretim yüksek olacak deniyor, yine fiyatlar artıyor. Demek ki sorun ne don ne kuraklık ne de üretim miktarıdır. Sorun, AKP’nin yıllardır çözemediği tarım yönetimidir. Çiftçi kazanamıyor, tüketici ucuz gıdaya ulaşamıyor. Kazanan yalnızca yanlış politikaların yarattığı düzen oluyor. Mazotu, gübreyi, elektriği, yemi ve ilacı sürekli zamlanan bir ülkede gıda enflasyonunun düşmesini beklemek gerçekçi değildir. Çiftçiyi desteklemeyen, üretim maliyetlerini düşürmeyen bir iktidarın enflasyonla mücadele etmesi mümkün değildir. Türkiye’nin tarımda planlamaya, üreticiyi koruyan desteklere ve öngörülebilir politikalara ihtiyacı vardır” görüşünü paylaştı.

‘MUTFAĞA ODAKLANIN’

Mutlak butlandan daha fazla mutfak butlanının konuşulması gerektiğine dikkati çeken TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Başkanı İ. Uğur Toprak, “Bugün Türkiye'nin gündeminde erken seçim ihtimalleri, siyasi tartışmalar ve CHP ile ilgili mutlak butlan kararları var. Elbette bunlar konuşulacaktır. Ancak bu ülkede siyasetçilerin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, valilerin, kaymakamların ve eğitim yöneticilerinin asıl odaklanması gereken konu mutfak butlanıdır. Vatandaş artık bütçesinden değil, sofrasından tasarruf ediyor. Çünkü kira artıyor, ulaşım artıyor, enerji giderleri artıyor. Geriye kısmak için tek bir alan kalıyor; o da gıda. İşte tehlike tam burada başlıyor. Mutfaktan eksilen her lokma, çocukların gelişiminden eksiliyor. Beslenme çantasına konulamayan her ürün, eğitimde fırsat eşitliğinden eksiliyor. Bugün konuştuğumuz çocuk işçiliğinin, okul terklerinin, MESEM tartışmalarının ve erken yaşta evliliklerin arkasında yalnızca sosyal sorunlar değil, derinleşen yoksulluk da bulunuyor. 1 Haziran Dünya Süt Günü. Ama milyonlarca çocuk hâlâ güvenli ve düzenli süte erişemiyor. Bu nedenle okul sütü uygulamasının ve en az bir öğün ücretsiz okul yemeği programının yeniden hayata geçirilmesi artık bir tercih değil, sosyal devletin sorumluluğudur. Çocuklarımızın temiz suya, sağlıklı gıdaya ve yeterli beslenmeye erişimi güvence altına alınmalıdır. Çünkü açlık siyasi görüş tanımaz. Yoksulluk parti rozeti taşımaz. Boş tencerenin sesi, seçim meydanlarındaki sloganlardan daha güçlüdür. Bu nedenle bugün mutlak butlanı değil, mutlak açlığı konuşmalıyız. Mutlak yoksulluğu konuşmalıyız. Ve en önemlisi, her geçen gün biraz daha sessizleşen mutfakların çığlığını duymalıyız” şeklinde konuştu.