Son zamanlarda hepimiz kahve sever olduk

Abone Ol

Fark ettiniz mi bilmiyorum ama son zamanlarda hepimizin elinde bir kahve var. Sabah uyanır uyanmaz, öğle arasında, “iki lafın belini kıralım” derken, hatta akşam “bir kahve içip dağılalım” bahanesiyle… Çay memleketiydik biz, ne olduysa oldu, kalbimizi kahveye kaptırdık. Eskiden kahve lükstü. Misafir gelince pişerdi, fincanlar özeldi. Şimdi ise “kahvesiz ayılamıyorum” cümlesi neredeyse kimlik kartımıza yazılacak. Peki bu sevda bize ne kazandırdı, ne götürdü? Önce artılarından başlayalım. Kahve gerçekten de insanı kendine getiriyor. Uykusuz bir sabahın kurtarıcısı, dalgın bir öğleden sonranın toparlayıcısı. Konsantrasyonu artırıyor, biraz daha enerjik hissettiriyor. “Bugün hiç modum yok” dediğimiz anlarda, sanki hayata küçük bir reset atıyor. Bir de sosyal tarafı var tabii… Kahve artık bir içecekten çok bahane. Dostluklar, sohbetler, dertleşmeler hep bir fincanın etrafında dönüyor. Ama her güzel şeyin bir de gölge tarafı var. Fazlası çarpıntı yapıyor, mideyi yakıyor, uykuyu kaçırıyor. Akşam içilen masum bir latte, gece üçte tavana bakma sebebi olabiliyor. Bir de farkında olmadan bağımlı hale geliyoruz. İçmeyince baş ağrısı, sinirlilik, “bugün ben ben değilim” halleri… Üstelik şekerli, şuruplu kahveler masum sanılıyor ama kalorisi bir tatlıyı sollayabiliyor. Asıl mesele şu galiba: Kahveye mi ihtiyaç duyuyoruz, yoksa durmaya mı? Belki de yorgunluğumuzun sebebi uykusuzluk, stres, koşturmaca. Biz çözümü fincanda arıyoruz. Oysa bazen bir bardak su, kısa bir yürüyüş ya da erkenden yatmak daha etkili olabilir. Sonuç olarak kahve düşman değil, ama dost da her gün eve taşınmaz. Ölçüsünde güzel. Sabah bir fincan, belki öğleden sonra bir tane… Gerisi keyif. Yoksa kahve bizi uyandırayım derken, hayatın ritminden biraz daha uzaklaştırabiliyor. Ama kabul edelim… Kokusu güzel. Bahane olması güzel. Ve bazen sadece “iyi ki varsın” dedirten küçük bir mola:)