Sorularınız hayatınızı yazıyor

Abone Ol

"Yine beceremedim. Niye ben böyleyim?"

Bir sabah, aynanın karşısında ya da trafiğin ortasında...Belki bir toplantı sonunda, belki de bir sohbetin tam ortasında...Birden bu cümleler dudaklarınızdan değil içinizden çıkar. Sessizce.

Tanıdık mı?

Yalnız değilsiniz. Bu sesi siz duyuyorsunuz ama tek duyan da siz değilsiniz. Eşiniz arabada söylenir, çocuğunuz odasında kendine sorar, yıllardır tanıdığınız bir arkadaşınız aynı cümleyi başka kelimelerle tekrar eder. "Ben hep böyle oluyorum. Niye yine ben?" Peki bu sorular bize iyi mi geliyor? Açıkçası hayır. Cevap çoğu zaman utancı büyütür,çıkışı kapatır. Peki nasıl?

SUÇLULUK MU, UTANÇ MI?

Araştırmacı Brené Brown utanç ve suçluluk üzerine yaptığı uzun çalışmalarda temel bir ayrım ortaya koyar: Suçluluk"bunu yanlış yaptım”, utanç"ben yanlış biriyim" demektir. Birincisi davranışı yargılar, ikincisi benliği.

"Yine beceremedim" suçluluk dilindebir davranıştan söz eder, düzeltilebilir bir durumu işaret eder. "Niye ben böyleyim?" ise utanç dilinde, kişiliği yargılar, kapıyı kapatır. Brown'a göre utanç dilini ne kadar kullanırsak, değişme kapasitemiz o kadar küçülür. Çünkü "ben hep böyleyim" cümlesinin içinde değişimin yeri yoktur.

İÇİMİZDEKİ İKİ ZİHİN

Buradan çıkış var mı?Elbette var.Klinik psikolog Marilee Adams'ın elli yıllık çalışması şunu söylüyor: Hepimizin içinde iki zihin var: Yargılayan Zihin ve Merak Eden Zihin.

Yargılayan Zihin suçlu arar, hüküm verir, seçenekleri daraltır: "Neyim yanlış? Onun nesi yanlış? Kim suçlu? Niye değişmiyor?"

Merak Eden Zihin olasılık arar, anlamaya çalışır, kapı açar:"Bundan ne öğrenebilirim? Hangi seçeneklerim var? Karşımdaki ne hissediyor olabilir? Bu benim için niye bu kadar önemli?"

İki zihinde hep içimizdedir. Birinden ötekine geçmek bazen saniyeler içinde olur. Aynı olay karşısında farklı yollara sapabiliriz. Adams bunu Seçim Haritası ile anlatır.

GERİ DÖNÜŞ MÜMKÜN

Bir kavşaktayız; önümüzde iki yol var. Biri yargılayanların bölgesine gider: sıkışıktır, dardır. Diğeri merak edenlerin bölgesine gider: açıktır, ferahtır. Çoğu zaman hangisini seçtiğimizi fark bile etmeyiz.Ama farkına vardığımız anda geri dönmek mümkündür. Adams'ın pratik bir önerisi var. Yargılayan moda saptığınızı fark ettiğinizde kendinize üç soru sorun:

"Şu an yargılayan modda mıyım?""Buyol beniistediğim yere götürüyor mu?" "Nerede olmayı tercih ederdim?"

Bu üç soru sihirli değil. Sadece otomatik bir refleksi, yavaş bir karara dönüştürüyor. Beyninizin daha geniş düşünen bölgesi devreye giriyor; yargılayan sesin sertliğini yumuşatıyor. Bir başka pratik öneri daha: Kendinize sorduğunuz bir cümleyi çocuğunuza, en sevdiğiniz arkadaşınıza, annenize söyler miydiniz? "Niye sen hep böylesin?" der miydiniz? Demezdiniz. O zaman kendinize neden diyorsunuz?

Ne dersiniz, bu hafta küçük bir deneme yapmaya? Aklınızdan sert, suçlayıcı bir soru geçtiğinde bir an durun ve sorun: "Bu soruyu merak ederek mi soruyorum, yoksa kendimi yargılıyor muyum?"

Sorularımız hayatımızı yazıyor. Bazen tek bir soru birgünü; bazen de bir hayatı değiştirebilir.