Spor sadece futbol değil

Abone Ol

Türkiye’de spor denildiğinde akla ilk gelen hâlâ futbol. Ekonomisiyle, medyasıyla, sponsorluklarıyla ve tartışmalarıyla gündemi belirleyen ana alan o. Dünya Kupası, Avrupa Futbol Şampiyonası, Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi derken gündemde her an bir uluslararası futbol gündemi bir de herkesin malumu bitmek bilmeyen bir Süper Lig gündemimiz var. Amatör branşlar ise bu büyük futbol resminin dışında kalan, çoğu zaman görünmeyen ama her geçen gün büyüyen başka bir spor dünyasını oluşturuyor. Basketbol, voleybol gibi görece görünür alanların ötesinde; masa tenisi, atletizm, yüzme, badminton, jimnastik gibi onlarca branşta binlerce sporcu aktif olarak yarışıyor. Üstelik bu sporcularla sınırlı bir hareketlilik değil. Her turnuva; antrenörleri, aileleri, hakemleri ve izleyicileriyle birlikte aslında ciddi bir hareketlilik yaratıyor.

Bir hafta sonu düzenlenen bölgesel bir turnuvayı düşünelim. Farklı şehirlerden gelen yüzlerce sporcu ve beraberindeki aileler, o kentin otellerinde konaklıyor, restoranlarında yemek yiyor, ulaşım hizmetlerinden faydalanıyor. Salonlar dolup taşıyor. Kısacası küçük gibi görünen organizasyonlar, yerel ölçekte ciddi bir ekonomik canlılık yaratıyor. Ancak bu etki çoğu zaman ölçülmüyor, raporlanmıyor ve dolayısıyla yeterince önemsenmiyor. Amatör spor branşlarının yarattığı ekonomik katkı, aslında turizmle doğrudan ilişkili. Bir turnuva, küçük ölçekli bir 'mikro turizm hareketi' yaratıyor. Oteller doluyor, kafeler hareketleniyor, şehir içi ulaşım artıyor. Yerel esnaf için bu organizasyonlar, özellikle sezon dışı dönemlerde önemli bir gelir kapısı haline gelebiliyor.

Bugün birçok şehir, büyük konserler ya da festivaller için ciddi bütçeler ayırırken; yıl boyunca düzenlenebilecek spor organizasyonlarının ekonomik potansiyeli yeterince değerlendirmiyor. Oysa sürdürülebilir olan, tek seferlik büyük etkinlikler değil; yıl geneline yayılan bu tür düzenli hareketlilikler.

GÖRÜNMEYEN EKONOMİ

Ekonomik katkının ötesinde, amatör sporun bir de sosyal boyutu var. Belki de en az ekonomi kadar önemli olan kısmı bu. Çünkü bu branşlar; gençleri sokaktan uzak tutan, disiplin kazandıran ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları oluşturan alanlar.

Her sporcu, sadece kendi hayatını değil, çevresini de dönüştürüyor. Her kulüp, bulunduğu mahallenin sosyal yapısına doğrudan etki ediyor. Bugün bir atletizm kulübü, bir masa tenisi salonu ya da bir yüzme havuzu; aslında birer sosyal merkez. Bu yüzden amatör spor, yalnızca spor politikası değil; aynı zamanda sosyal politika meselesi olarak görülmeli, anlaşılmalı. Bu noktada en kritik aktörlerden biri yerel yönetimler. Çünkü amatör branşların gelişmesi için en temel ihtiyaç tesis. Yeterli salon, antrenman alanı yoksa sporcu yetiştirmek mümkün değil. Var olan tesislerin erişilebilir olmaması da ayrı bir sorun.

Türkiye'de birçok şehirde spor salonları ya yetersiz kapasitede ya da farklı amaçlarla kullanılıyor. Oysa planlı bir şekilde yapılan tesisleşme, o şehri doğrudan bir 'spor merkezi' haline getirebilir. Bunun örneklerini görüyoruz. Bazı şehirler belirli branşlarda öne çıkıyor, sporcu yetiştiriyor, turnuvalara ev sahipliği yapıyor. Bu da o şehirlerin marka değerini artırıyor. Türkiye’de spor ekonomisinin büyük kısmı hâlâ futbol etrafında dönüyor. Ancak bu durum, diğer branşların potansiyelini gölgede bırakıyor. Oysa daha dengeli bir dağılım hem ekonomik hem sosyal açıdan çok daha sağlıklı bir yapı oluşturabilir. Amatör branşlar; daha yaygın katılım, daha geniş taban ve daha sürdürülebilir bir gelişim modeli sunuyor.