Son yıllarda her sağlık sorunun başına aynı kelime eklenir oldu. O da stres. Baş ağrısının, mide sorunlarının, uykusuzluğun, yorgunluğun nedeni stres. Hayat çoğu zaman zor geçebiliyor, tempo yüksek olabiliyor bunu inkar etmek çok mümkün değil. Ama buradaki asıl soru şu; Gerçekten stresten mi hastalanıyoruz yoksa stres dediğimiz kavram zaten bir yaşam biçiminin sonucu mu?
Stresi genelde dış etkenlere bağlıyoruz. İş yoğunluğu, ekonomik kaygılar ya da sorumluluklar ve belirsizlikler. Bunlar ne kadar gerçek olsa da aynı koşullarda yaşayan herkes bu durumlardan aynı şekilde etkilenmiyor. Kimi insan bu tempoyu daha az hasarla atlatırken kimi insan ise kısa sürede bedensel ve zihinsel sorunlarla yaşamaya başlıyor. Burada fark yaratan nokta ise çoğu zaman stresin kendisi değil stresle ortaya çıkan bir yaşam biçimi. Günlük rutinimize baktığımızda, strese zemin hazırlayan birçok alışkanlık göze çarpar. Dengesiz uyku, gelişigüzel beslenme, hareketsiz yaşam, ekrana aşırı maruziyet ve dinlenmeye zaman tanımama... Tüm bunlar beden üzerinde kademeli bir baskı oluşturur. Bu koşullar altında stres, tek başına bir sebep değil, mevcut yükün üzerine eklenen son damla haline gelir.
ÇARESİZLİK HİSSİ
Çoğu kişi "stresliyim" dediğinde, aslında yorgunluktan tükenmişliğe, zaman yoksunluğundan çaresizlik hissine uzanan bir durumu ifade eder. Ancak bunu genel bir "stres" kelimesiyle özetleriz, çünkü yaşam tarzımızı kökten sorgulamak daha zorlu bir iştir. Az uyuduğumuzu, kendimize alan açmadığımızı, sürekli tetikte yaşadığımızı kabul etmek, "stresliyim" demekten çok daha ağırdır.
Bir de stresle başa çıkma yöntemlerimiz var: dinlenmek yerine oyalanmayı, sessizlik yerine ekranı, yavaşlama yerine daha fazla aktiviteyi seçeriz. Bunlar anlık bir kaçış hissi verse de uzun vadede bedenin yükünü daha da artırır. Ortaya çıkan yorgunluk, uykusuzluk veya sindirim sorunlarını ise yine strese bağlayarak asıl nedenden uzaklaşırız.
KRONİK YORGUNLUK
Belki de mesele stresi hayatımızdan tamamen çıkarmak değildir – ki bu zaten mümkün değildir. Asıl mesele, stresle nasıl bir ilişki kurduğumuzdur: Kendimize nasıl davrandığımız, bedenimizin sinyallerini ne ölçüde dinlediğimiz, sınırlarımızı koruyup koruyamadığımız. Çünkü stres insanlık tarihi boyunca hep vardı; ancak bu kadar yaygın kronik yorgunluk, anksiyete ve ilişkili rahatsızlıklar her dönem görülmedi.
Bu nedenle soruyu yeniden sormak gerekir: Bizi hasta eden stresin kendisi mi, yoksa onu kronik ve yıkıcı bir hale getiren yaşam biçimimiz mi? Cevap çoğu zaman düşündüğümüzden daha net, ancak kabullenmesi ve değiştirmesi daha zorlu bir gerçeğe işaret eder.