Takım kaptanı

Abone Ol

Futbolu biliyorum diyenler için güzel bir sorumuz var bugün. Kolunda bir bant, taraftarın çılgın tezahüratı eşliğinde takımın önünde sahaya doğru yürüyen, hakemlerle tokalaşıp top kale seçimi sırasında beyanda bulunan, maç içinde takımı aleyhine verilen bir karar sonrası mutlaka hakemin yanına gelip elleri belinde fütursuzca konuşmayı marifet zanneden, nihayet takım içinde ali kıran baş kesen üstenci tavırlarla kendisini hükümran ilan etmiş kişiye ne ad verilir? Takım kaptanı mı? Yanlış biliyorsunuz efendim. Söz konusu arkadaş hakemin oyun oynanırken verdiği bazı kararlar ile ilgili olarak saha içinde hukuken tebligat yapılacak makamdaki bir kişidir o kadar. “Yok artık! Sen de bizi iyiden iyiye cahil kıldın, ne yani cümle âlem ona takım kaptanı diyor, istersen gözlerini bir muayene ettir” diyenlerinize en derin hürmetlerimle şu yanıtı vermek isterim. Hamdolsun çok şükür, bendeniz görmesine görüyorum da öyle her önüne gelen hasbelkader belli mevkilere yükseldiğinde yahut belli şekillere girdiğinde illa ki onu “tepemize” mi çıkarmalıyız diye düşündüğümden size olumlu bir yanıt veremiyorum. Öyle ya, adamın birinin çevresine topladığı şakşakçılar eşliğinde ürettiği korkuya kapılan ahali “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” söylemiyle kendi izzet –i ikbaline bakıyorsa, bu arkadaşı adam yerine koyacak mıyız koymayacak mıyız siz ona bakın. Farkında mısınız bilemiyorum ama bana göre bunlardan hayatımızda çok ama çok var. Sağımızda solumuzda, hayatımıza ısrarla dokunarak bizi biz olmaktan çıkaran pek çok kimlik. Kafalarımızı kumdan çıkarıp biraz jimnastik yaparsak, beynimize daha hızlı gidecek olan kan sayesinde belki toparlanarak daha esnek düşünmeye başlayabiliriz sanki. Takım kaptanı diyorduk ya, ister inanın ister inanmayın bu arkadaş sahada kendisine belli konularda tebligat yapılacak biridir o kadar. Diyelim ki rakibine kasten tekme atan bir oyuncu aynı anda sakatlandı ve kendini bilmeyerek yerde yatmakta. Doktor, sedye, tedavi kargaşası derken vaziyetin ciddiyetini anlayan tecrübeli teknik direktör derhal bir yedek oyuncuyu onun yerine sokma girişiminde bulunur.

TEBLİGAT MEVZUATI

İşte o an hakemin eliyle yaptığı “durun “işaretini görürüz. Hakem cebinden kırmızı kartını çıkarır ve avucunun içine alıp şu bizim kolunda bant bulunan şahsı yanına çağırarak ona önce avucundaki kırmızı kartı, peşinden de oyun alanını sedye üzerinde terk etmekte olan oyuncuyu işaretle onun oyundan ihraç edildiğini bildirir. Gördünüz mü bakın. İşte size tebligat mevzuatı. Bu durumda atılan oyuncu yerine oyuncu girmesi mümkün olmaz. Sadece bu kadar mı? Değil elbet. Diyelim ki bir takım muhtelif sebeplerle sahada 7 kişi ile mücadele etmekteyken aynı takımdan bir oyuncu daha sakatlık sebebiyle yerde yatmakta ve takımın da oyuncu değişiklik hakkı kalmamış. Bu durumda hakem yine bizim kolu bantlı arkadaşı çağırır ve oyuncunun oyuna devam edip etmeyeceğini sorar. Kendisinden devam edemeyecek yanıtını alırsa bir takımın sahada yedi oyuncudan az yer alamayacağı kuralı sebebiyle müsabakayı sonlandırır. Şimdi adım gibi eminim çoğunuz, verdiğim örnekler ve yazının başından itibaren kullandığım “ şahıs, kolu bantlı arkadaş, tebligat makamı” gibi sözcüklerim yüzünden koskoca bir takım kaptanını ne hale soktun demeye hazırlanıyorsunuz. Yok mudur yani bu adamın bir kimliği, ağırlığı yahut varlığının hiç bir anlamı? Var efendim var. Hatta gerçek takım kaptanının başımızın üstünde yeri var. Gerçek bir takım kaptanının dedim evet. Ben de mükemmelen biliyorum ki takım kaptanı bir futbol takımının hemen her şeyidir desem hiç abartmış olmam. O ki, gün olur dertli bir oyuncunun ağabeyidir, gün olur çökmüş takımının flaması yere düşmesin diye gerek sahada gerekse saha dışında canını dişine takarak son gücüyle savaşan bir kişi. Tribünlerin maç öncesi ya da sonrası takımı kendilerine getirmesi için seslendiği, sevdiği bir kimlik.

YAŞA BAŞA BAKMAZ

Ve yaşa başa da bakmaz hani bu iş. Takımdaki küçüklerin örnek aldığı, büyüklerin de her daim saygı duyduğu çok özel biridir kaptan.“Biz Göztepe’de formamıza asla ihanet etmedik, ettirmedik, sizlere şerefli bir forma bıraktık “ sözünü, adını taşıyan stadın duvarlarına yazdıran koca kaptan Gürsel Aksel’den başlayarak, isimlerini İzmir ve Türk futboluna kaptan statüsünün hakkını yerden göğe vermek suretiyle tanıtmış Karşıyakalı Gode Cengiz (Kocatoros ) den İzmirspor’ un efsane kalecisi Seyfi Talay ‘a, Altaylı Büyük Mustafa ‘dan Altınordulu baba Sait’e (Altınordu) kadar bırakınız efendi gibi duruşu, sadece bakışlarıyla bile takımdaki diğer oyuncuların bir anda silkinerek kendilerine gelmesini sağlayan kişidir. Gerek ülkemiz gerekse dünya ölçeğinde bu şekilde saygı ve hürmetle anılacak daha yüzlerce isim var biliyorum ama onların isimlerini saymaktan çok gerçek bir kaptanın özelliklerini bilmek onları hiç zorlanmaksızın belleğinizden dışa vurmaya yetecektir. Dedim ya, her önüne gelen koluna bant taktı diye takım kaptanı olamaz. Bir takımın içinde öyle kimlikler vardır ki, yönetimler bu konudaki tasarruflarını hangi saikle kimin üzerinden yaparlarsa yapsınlar, o takımın gerçek kaptanı oyuncuların kendi aralarında yaptıkları sessiz bir sözleşme ile çoktan belirlenmiştir. O andan sonra kaptanlarının doğuştan lider özelliğinin peşine takılan takım onun bir işaretiyle sahada ölümüne mücadeleye hazırdır. Bu yüzden her koluna bant takıp yaşam stadyumunda sahaya çıkan ve kendisini sizlere “ben takım kaptanıyım” diye tanıtanlara çok fazla itibar etmeyiniz efendim. Kendileri bu unvana bir şekilde sahip olmuştur belki bir şey diyemem ama benim bildiğim kaptan diye, sahaya adım attığı vakit menfaat karşılığı ezberletilmemiş bir sevgi ve hürmetle peşinden gözü kapalı yürünen kişiye denir.