İnsanın kendini tanıma yolculuğundaki en zor aşamalarda biri kendini tanıma yolculuğu olabilir. Dışarıya güçlü gözükmek kolay gelse de insanın kendi içinde kapatamadığı yaralarla yüzleşmesi zor olabilir. Çoğu zaman bu davranıştan kaçınır bir sorunumuz olmadığını düşünerek ya da halledebileceğimize dair kendimizi telkin eder bu konuyu kapatabiliriz. Ancak bu konu ne kadar halı altına süpürülüyor olsa da katlanarak büyüyebilir. İşte tam bu noktada insanın hayatına terapi girebilir.
Toplumda terapi denilince farklı algılar oluşabiliyor. Terapiye gidebilmek bir zayıflık değil ben insanım demenin en güzel yollarından biri. Çünkü insan olmak hata yapmak, kırılmak ve bazen de bunlarla başa çıkamamak anlamına gelmektedir. Terapi insanın kendisiyle kavgasını sonlandırarak farklı bir hayata adım atma çabalarından biridir. Bir yabancıya yani terapistine en savunmasız halini gösterebiliyor olmak herkesin yapabileceği şeylerden biri değil. Aksine bu zayıflık olmamakla birlikte en güzel haliyle cesaretli bir adım.
Çoğu insan kendisini halledebileceğine karşı inandırarak susturur. Duygularını gösterebiliyor olmak geçmişten bugüne ayıp bir davranış olarak gelmiş. Güçlü ol sözleriyle büyüyen birçok nesil var. Böyle olduğu zamanda insanın içinde biriken o duygular bir noktadan sonra taşabiliyor. Bu bazen uykusuzlukla bazen sinirle bazen de yorgunlukla karşımıza çıkabiliyor. Bedenimizin bazı sinyalleri aslında ruhumuzun da sesini barındırıyor.
Terapiste gidip içinizde yaşadığınız hikayeleri yargısız bir şekilde karşınızdakine açmak hiçbir zaman kolay değildir. Her paylaşımda içinizde bir tedirginlik, bazen bir mahcubiyet, zamanla gözyaşları belirir. Fakat sonra anlarsınız: Bu, sizin kendi iyileşme yolculuğunuzdur. Çünkü terapi size hazır çözümler sunmaz; yalnızca içinizdeki sesi yansıtan bir ayna tutar. O aynada gördükleriniz bazen sizi incitse de, nihayetinde içinizi ferahlatır.
Kendinizi gerçek anlamda tanımak, kişinin kendine yapabileceği en değerli yatırımdır. Terapi süreci, bu yatırımın kapısını aralayan bir anahtardır. Yaralarınızı görmezden gelmek yerine onlarla yüzleşmek, “evet, ben de incindim” diyebilmek, aslında gösterilebilecek en büyük cesarettir. Bu bir zayıflık işareti değil, tam aksine içinizde filizlenen bir dirençtir. Zira insanın en zorlu mücadelesi dışarıda değil, kendi iç dünyasında verdiği savaştır.
Terapiye gitmek bir zaaf değil, yürekliliğin ta kendisidir. O koltuğa oturabilen kişi, artık korkularından kaçmayı bırakmış kişidir. Hikayesini saklamak yerine anlamlandırmaya çalışan, acılarından utanmak yerine onları kucaklayan, “değişmek istiyorum” diyebilen kişidir. İşte o an, belki de hayatında ilk defa gerçek bir gücün sahibi olur.
Ve belki de en anlamlısı: Terapi sürecine giren biri yalnızca kendini iyileştirmez, aynı zamanda çevresine de şifa taşır. Çünkü kendi yaralarını iyileştiren insan, başkalarını incitmekten kaçınır. Daha anlayışlı, daha sabırlı ve daha bağ kurucu olur. Dünyayı güzelleştirmek bazen büyük hamlelerle değil, bir insanın yüreğinde filizlenen o küçük cesaret tohumuyla başlar.