Transfer

Abone Ol

Her işin başı para diyenler yerden göğe kadar haklı. Günümüzde para olmadan hangi çark dönüyor ki? Hatır gönül deseniz, eh o da bir yere kadar. Kaldı kibir hizmeti profesyonel anlamda talep ediyorsanız bedelinin ödeneceğine şüphesi olan var mıdır aranızda? Yoktur muhtemelen, yok olmasına yoktur da futbola gelince işin içine hiç beklenmeyen bir duygusallık giriyor ve bunun izahı da epey zor. Nasıl mı? Hele bir transfer zamanı gelsin o zaman görün siz. Yöneticisiniz, takımın ve özellikle teknik ekibin gelecek planlarıve talepleri doğrultusunda bir yandan elinizdeki kadroyu hafiften eritmeniz lazım, diğer taraftan takımın iskeletinin yeniden oluşturulma çabası, bunlara ilaveten bir de emektarların durumu derken neresinden bakarsanız bakın koca bir iğneli fıçı. Bu süreçte takımların büyük çoğunluğunun, elde avuçta olanla çarkı döndürmek bir yana, olanı yitirmemeleri muazzam bir başarı sayılmalı. Geriye kalan ise, Ortaçağ Avrupası soyluları tarafından düzenlenen maskeli balo müdavimlerinin kötü birer kopyası görüntüsünde bir kaç zengin takım. Zengin dediysek kağıt üzerinde elbet. Hani bu mahallede “ namın yürüsün “ bâbından mazileri olduğu için, borç içinde yüzdükleri halde burunlarını düştüğü yerden almayacak olanlardan söz ediyorum. Aslına bakarsanız borç yiğidin kamçısı diyerek çıkılmış yolda sürekli kamçı yemekten ötürü yürüyecek hali kalmamış bu yiğitlerimiz “mücadele sürecek” diye racon kesmeyi bir türlü bırakmadıkları gibi, bu tavırları ile bir anlamda eşit şartlarda yarışmanın önünü kesmiş oluyorlar. Hal böyle olunca cümleten dön dolaş aynı kısır döngünün içinde gezinip duruyoruz. Gelenin gideni iş yapmamakla, gidenin geridekini elini taşın altına sokmamakla suçladığı bir düzenin sürdürülmesi bundandır efendim. Aslına bakarsanız transfer denilen, bir takımın eksiklerini tamamlaması için düşünülmüş basit bir alış-veriş ve abartılmayı hiç hak etmiyor. FİFA finansal tablolar açısından bu konuda çok ciddi kriter ve yaptırımlar koymasına rağmen, bizde hala “hababam” mantığının, beyni saran zehirli bir sarmaşığa dolanmış “ne pahasına olursa olsun kazanma” hırsı, kulüpler arasında haksız rekabeti körükleyerek olayı bambaşka boyuta taşımakta. Buraya kadar arz ve izaha çalıştığımız o ki, transfer futbolun olmaz ise olmazlarındandır, kabul. Yarışma ortamında elbette ki transfer olacak ve bir oyuncu bir formadan başkasına geçecek çünkü bu işten ekmek yenmekte. İşin bu kısmı gayet normal ancak işin bizi ilgilendiren kısmı bunun dürüst biçimde, takımların geleceklerini ipotek etmeksizin ve eşit şartlarda yarışma ilkesi dairesinde kullanılması. Malumunuz hepimize çocukluktan itibaren öğretilen ve adına bütçe denilen bir gelir gider dengesi sistemi var. Bunun yanında bir de büyüklerimizden sürekli işittiğimiz “ayağını yorganına göre uzat” özdeyişi. 

CAN SİMİDİ

Bunlardan birinin yekdiğerinin ruhuna sabırla işlenmesi bir mümkün olsa, inanınız futbolda bütün taşlar yerine oturacak. Ancak ben eminim ki, önce taraftar başlayacaktır şu her sezon öncesi yeniden vizyona giren ve bu yılda muhtemelen otuz iki kısım tekmili birden izleyeceğimiz  “transferde yanlışlar” filminin yönetmenliğine soyunmaya. Peşinden de taraftarın bu tükenmez iştahına can simidi gibi sarılarak kendi beceriksizliklerini örtmeye çalışan yönetimler. Vay, o takım şunu aldı, hadi biz de bunu alalım. İyi hoş, alalım da neyle alalım? Havada uçuşan döviz cinsinden milyonları gördükçe bendeniz yutkunmaktan hasta olacağım. Gerçekten var mı bu ülkenin, şunun şurasında sadece topu ağlara yollasın diye adamın birine toplasan on ay sürecek sezon için 15-20 milyon Euro verebilecek parası? Eskinin trilyonlarına karşılık gelen milyonlar avuç avuç savrulacak kadar çok ise, ne diye hala gece vakti çöpten yiyecek topluyor insanlar paydos ederken pazar yerleri? Yerin yedi kat altında, her an can kaybetme riskiyle üç otuz paraya kömür çıkaran emekçinin yüzüne baka baka, bir oyuncu yahut teknik adamındolar havuzunda yüzmesini alkışlamaktan nasıl bir haz alınır ki? Hep merak etmişimdir, taraftarı oldukları pahalı oyuncuların bulunduğu takım kazandıkça kendilerinin de kazanan sıfatı ile sınıf atladıklarını mı düşünürler yoksa dertleri öteleme adına bir tür kaçış mıdır bu? Şimdi içinizde “Sana ne kardeşim, bizim takımın yöneticileri zengin, biz istersek Messi’yi de alırız Neymar’ı da, servet düşmanı mısın başımıza ” cümlesini kurmaya hazırlanan varsa hiç zahmet etmesin. Bu işin düşmanlıkla hiç ilgisi yok ama sorumluluklaepey bir ilgisi var. Yüzyıl önce düşmandan kurtarılan, şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklar üzerine bin bir güçlükle inşa edilmiş bir vatanı paylaşıyoruz efendim. Biraz durup düşünerek futbol arenasında çılgınlık düzeyine ulaşmış parasal savrulmaya hep birlikte dur denmesi gereken bir zamandayız, zira futbolun gelişmesi yalnızca kulüplerin başarısı üzerinden tarif edilemez. Futbolun gelişmesi, önce toplumsal bilincin bu konuya doğru eğilmesi, ne idüğü belirsiz harcamaların bir şekilde frenlenmesi, borçla harçla gelen başarının özde geceyi gündüz gibi göstermek için yapılmış bir makyajdan ibaret olduğunu anlamaya bağlı. Biliyorum ne desem boş. Bu yazıyı okumayı bitirebilmişseniz, “âla, pek âla diyerek“ spor sayfamızdaki transfer haberlerini keyifle okumaya geçebilirsiniz. Benimse, aklınızın bir köşesinde, bir yaz yağmurunun en küçük damlası kadar bile olsa kalmasını istediğim tek bir şey var. Para sokaktan toplanmıyor efendim. İnsanlar suyun hizasında bile değilken, yüzlerine baka baka satın alınacak hazzın da bir adabı, bir sınırı var.