İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, kamuoyunda “kooperatif davası” olarak bilinen İZBETON soruşturmasının son duruşmasında eski İZBETON Genel Müdürü Heval Savaş Kaya tarafından dile getirilen iddialara ilişkin açıklama yaptı. Tugay, sosyal medya hesabından yayımladığı açıklamada, mahkeme salonunda yapılan değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığını ve kamuoyunun yanlış yönlendirilmeye çalışıldığını ifade etti.
“KAMUOYUNUN VİCDANINA HAVALE EDİYORUM”
Resmi hesabında paylaştığı açıklamada Heval Savaş Kaya’nın uzun süredir benzer söylemleri tekrarladığını belirten Tugay, "Kamuoyunda kooperatif davası olarak bilinen dosyanın bugünkü duruşmasında, Heval Savaş Kaya’nın basına yansıyan beyanları nedeni ile bu açıklamanın yapılması zorunlu hale gelmiştir.
İlgili kişinin ısrarla benzer beyanları dile getirmesine şimdiye değin hoşgörü gösterilmiştir, tutukluluk psikolojisinin dışa yansıması olarak değerlendirilmiştir. Ne var ki, kendisine yanıt verilmemesine karşın gerçeğe aykırı, ilgisiz ve savunma sınırını aşan yaklaşımları artık kabul edilemez noktalara erişmiştir.
İlk olarak belirtmek gerekir ki kooperatif süreçlerine ilişkin olarak İzbeton tarihinde olmadığı kadar sayıda sayıştay denetçisi ve sonra hiç olmadığı şekliyle mülkiye başmüfettişi inceleme yapmıştır, hâlihazırda da yapılmaktadır, kooperatiflere ilişkin soruşturma ve kovuşturma süreçleri devam etmektedir. Üstelik sadece İzmir değil ülke genelinde tüm CHP’li belediyelere bu tür bir yönelim söz konusuyken, konuyu İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Cemil Tugay üzerinden değerlendirmeye çalışmak ve bütün bunların sebebi olarak göstermeye çalışmak, hakarete ve ithamlara maruz bırakmak, "tutukluluk ruh hâli" ile açıklanamaz.
Fakat görüyoruz ki gerçek olmayan bu konular her fırsatta yeniden gündeme getirilmektedir. Belki de bir iddia ne kadar çok tekrar edilirse gerçek olacağı düşünülmektedir.
Heval Savaş Kaya kurultay ve diğer siyasi süreçlerden bahsetmiştir. Mahkeme salonları siyasi kurultayların devamı değildir. Bir yargılamada cevap aranması gereken soru; kimin kimi desteklediği, kimin kime küstüğü ya da kimin kime gönül koyduğu değildir.
Sorulması gereken soru çok basittir: Kamu kaynakları kullanılırken mevzuata uyulmuş mudur? Kamunun zarara uğrama ihtimali doğmuş mudur? Kararlar yetki ve usul kurallarına uygun mudur? Bu soruların cevabı siyasi analizlerle değil, dosyadaki delillerle verilir.
Gerçekliğin bu kadar net olduğu bir konuda, mağduriyet arkasına sığınarak sair hakarette bulunan bir kişi için üzülmekten başkaca bir çare yoktur. Kişi kendinden bilir işi tümcesiyle tüm hakaretlerini iade etmekten ve kendisini de herkesin gözü önünde yaşanmış ve defalarca açıkladığımız tüm geçmiş süreçlerin ışığında kamuoyumuzun vicdanına havale etmekten başka bir çıkar yol da bulunmamaktadır" ifadelerini kullandı.