Türkiye’yi derinden sarsan 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Doç. Dr. Aykut Tunçel, yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, geçmişte yaşanan büyük yıkımların ardından çıkarılan derslerin kalıcı ve kapsamlı uygulamalara dönüştürülmesi gerektiğini belirtti.

Yayınladığı açıklamada 1999 yılında meydana gelen Gölcük ve Düzce depremlerinin Türkiye’de büyük bir yıkıma neden olduğunu hatırlatan TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Doç. Dr. Aykut Tunçel, aradan geçen 27 yılda farklı kentleri etkileyen çok sayıda deprem yaşandığını belirtti. Depremlerin engellenemeyeceğini ancak doğru zemin etütleri, güvenli yapılar ve bilimsel önlemlerle yol açacağı kayıpların azaltılabileceğini vurgulayan Tunçel, “Deprem, ülkemizde kaçınılmaz ve çok yaygın bir doğa olayıdır. Unutulmamalıdır ki; geçmişte büyük depremler olduğu gibi gelecekte de olmaya devam edecektir. Depremlerin meydana gelmesini engelleyebilir miyiz? Bu imkansızdır, dolayısıyla deprem etkilerine karşı koruyucu önlemler geliştirmek zorundayız” dedi.

“HER AN OLACAKMIŞ GİBİ”

Depremin ne zaman meydana geleceğinin kesin olarak bilinemeyeceğine dikkat çeken Tunçel, kamuoyunda gündeme gelen bilim dışı tahminlere karşı da uyarıda bulundu. Tunçel, “İnsanlardaki bu şekilde içini rahatlatma dürtüsü, bazı fırsatçıların ekmeğine yağ sürse de bulut hareketleri, gökyüzü renginin değişmesi veya köpeklerin bu aralar çok ulumasıyla bir alakasının olmadığı bilinmelidir. Bilimsel olarak depremlerin ne zaman olacağına dair bazı yaklaşımlar vardır, örneğin depremlerin meydana gelme periyotları bize ilgili fayın tekrar ne zaman deprem üreteceği hakkında bir istatistiksel yaklaşım sunabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, daha önce örneğin 200 yılda bir deprem üreten fayın mekanik özellikleri değişebilir ve tekrarlama periyotları da değişebilir. Bu sebeple, her an deprem olacakmış gibi hazırlıklı olmamız gerektiğini unutmamamız gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

“İZMİR’DE 20’DEN FAZLA FAY”

İzmir’in depreme dirençli bir kent olup olmadığına ilişkin de açıklamalarda bulunan Tunçel, “İzmir olarak depreme dirençli bir kent miyiz? Bu sorudan tümüyle olumlu bir cevap çıkmasını eminim ki kimse beklemiyordur. İzmir için tehlikeleri sıralarsak; öncelikle 20’den fazla deprem üretme olasılığı olan fay/ kırık sistemleri şehrin tüm ilçelerinde bir tehdit unsuru olarak durmaktadır. Özellikle yıkıcı etki yaratabilecek büyüklükte fayların şehrin en büyük ilçelerinden geçtiği de bilinmektedir. Bu fayların uzun süredir enerji depoladığı ve kırılma periyotlarının yaklaştığı da unutulmamalıdır” dedi.

“YÖNETMELİKLERE GÖRE YAPILMADI”

Fayların yanı sıra İzmir’in zemin özellikleri ile mevcut yapı stokunun da büyük risk taşıdığını belirten Tunçel, “Şehrin büyük bir bölümünün eskiden ova olan gevşek zemin üzerinde yer aldığı bilinmektedir. Özellikle bazı ilçelerin çok kalın alüvyon birimler üzerinde yer aldığı ve bu birimlerin deprem etkisi altında formunu kaybederek sıvılaşabileceği veya çok fazla yer değiştirme yaparak üzerindeki yapıların hasar almasına sebep olabileceği bilinmektedir. Bir diğer konu ise yapıların durumu, maalesef bu konuda da durum çok iç açıcı değil. Eski yapıların çoğunun, özellikle 2000 yılı öncesi yapıların deprem yönetmeliklerine göre yapılmadığı biliniyor. İnşaat teknikleri ve kullanılan malzemeler açısından da eski yapıların deprem yüklerine karşı koyma dirençleri genellikle güçlü değil” açıklamasında bulundu.

Uzmandan ailelere çarpıcı uyarı! “Önce aile gereken önlemleri alacak”
Uzmandan ailelere çarpıcı uyarı! “Önce aile gereken önlemleri alacak”
İçeriği Görüntüle

“TEDAVİ TEKNİKLERİ PLANLANMALI”

İzmir’in depreme hazırlanması için tüm kurumların hızla harekete geçmesi gerektiğini vurgulayan Tunçel, “Depreme dirençli bir kent olma yolunda çok kısa zamanda çok iş yapılması gerekmektedir. Burada tüm kurumlara büyük görevler düşmektedir. Acil olarak tüm ilçelerin zemin özellikleri ayrıntılı olarak belirlenmeli ve yapılaşma buna göre planlanmalıdır. Mevcut yapıların durumlarının hızlıca tespit edilip envanteri çıkarılarak gerekli önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir. Zemin özelliklerinin kötü olduğu yerlerde zemine güçlendirme önlemleri alınmalıdır. Bunun öncesinde jeofizik yöntemlerle zemin yapısısın 2 ve 3 boyutlu modellemesi yapılmalıdır. Nasıl ki tıbbi bir operasyon öncesi röntgen/tomografi gibi görüntüleme teknikleri kullanılıyorsa, Jeofizik Yöntemlerle önce yerin röntgeni çekilerek zemin özellikleri ve modeli belirlenmeli daha sonra ise tedavi teknikleri planlanmalıdır” ifadelerini kullandı.

“BİNALARIN SÜSÜNE DEĞİL YAPISINA BAKIN”

Deprem bilincinin toplumun tamamına yayılması gerektiğini vurgulayan Tunçel, vatandaşların yaşam alanlarını seçerken yalnızca binanın görünümüne veya bulunduğu bölgenin popülerliğine göre karar vermemesi gerektiğini bildirdi. Tunçel, “Bu konularda bilinç ve farkındalık geliştiren bireylerin, yaşam alanlarını seçerken binaların süslü led aydınlatmalarına değil yapısal özelliklerine, markete yakınlığına değil faylara uzaklığına, muhitin popülaritesine değil zemin özelliklerinin durumuna göre seçim yapması beklenebilir” dedi.

Kaynak: Haber Merkezi