Fulya OMAÇ- Kurban Bayramı öncesi tatil planları hız kazanırken, Schengen vizesinde yaşanan yoğunluk ve retler Avrupa hayalini zorlaştırıyor. Randevu bulma sıkıntısı ve artan bürokrasi, Türk gezginleri alternatif ve daha ulaşılabilir rotalara yönlendiriyor. Asya’dan Latin Amerika’ya, Afrika’dan Orta Doğu ve Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyada 126 ülkeye vizesiz seyahat imkanı sunulması, bu arayışta yeni kapılar açıyor. Bu tablodaki en cazip seçeneklerin başında da yakın coğrafyadaki Balkanlar geliyor. Avrupa’nın en genç ülkesi Kosova’nın “tarihi başkenti” kabul edilen Prizren ise kültürel yakınlığı ve turizm dinamikleriyle Türk ziyaretçilerin son yıllarda seyahat tercihlerinde üst sıralarda yer alıyor.

Türk kültürünün ve Türkçe’nin Balkanlar’da en yoğun yaşandığı şehirlerden biri olan Prizren, köklü geçmişini yansıtan yapısı, Osmanlı’dan izler taşıyan mimarisi, sıcakkanlı insanları, canlı şehir hayatı, renkli atmosferi ve bir Anadolu şehrini anımsatan yapısıyla Türk ziyaretçilerine yabancılık duygusunu unutturup, “bizden bir yer” algısı oluşturuyor. Balkanlar'ın en iyi korunmuş tarihi dokularından birine sahip olmasıyla kültürel turizmin parlayan yıldızı olarak gösterilen Prizren, barındırdığı zengin kültürel ve tarihi eserlerle "açık hava müzesi" olarak anılıyor. Bronz Çağı’ndan günümüze uzanan tarihsel birikimiyle Roma’dan Osmanlı’ya kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapan kent, her köşesinde farklı bir dönemin izlerini taşıyor. Osmanlı mimarisinin zarafeti ile Bizans ve Sırp Orta Çağ mirasının izlerini aynı kent kimliğinde harmanlayan Prizren, geçmişten gelen zengin mirasını bugünün canlı şehir hayatıyla buluşturuyor.
TÜRKİYE İLE GÜÇLÜ BAĞLAR
Kosova’nın kültürel ve tarihi kalbi olarak nitelenen kentte hayat, Şadırvan Meydanı çevresinde kendine özgü bir ritimle akarken, Osmanlı’nın yaklaşık 500 yıl süren hakimiyeti boyunca şekillenen mimari çeşitlilik bugün de şehrin dokusunda yaşamayı sürdürüyor. Kentin kimliğinin ayrılmaz birer parçası olan cami, hamam, çarşı, köprü, saat kulesi, medrese ve türbe gibi yapılar, Kosovalı Türklerin yoğun yaşadığı mahalle isimlerinden gündelik yaşama kadar pek çok alanda ortak geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Türkiye ile güçlü bağlarını günümüzde de sürdüren Prizren, tarihi ve kültürel bağları nedeniyle İzmir Karşıyaka, İstanbul Beykoz, Muğla Bodrum, Balıkesir ve Amasya ile kardeş şehir ilişkileri kurarken, kentte Türkiye ve Macaristan’ın genel konsoloslukları bulunuyor.

TURİZM DİNAMİKLERİ
Farklı din ve kültürlerin yüzyıllardır bir arada yaşadığı, ezanla çan sesinin aynı sokakta yankılandığı, tarihi çarşısı ve asırlık yapılarıyla Balkanlar’ın en özel şehirlerinden biri kabul edilen Prizren’i, şehrin yerlisi Nait Kaçamaku ile konuştuk. Kamudan emekli olduktan sonra tarih üzerine araştırmalar yapan Kaçamaku, doğup büyüdüğü bu kentin tarihsel derinliğini, bugün hala canlılığını koruyan yüzyılların izini taşıyan mimari zenginliğini, şehri özel kılan detayları ve ziyaretçilerin mutlaka görmesi gereken turizm dinamiklerini anlattı.
TARİH VE KÜLTÜRÜN BULUŞTUĞU ŞEHİR
Avrupa’nın en genç ülkesi Kosova’nın ikinci büyük şehri Prizren’i burada yaşayan biri olarak kısaca anlatır mısınız?
Prizren, Şar Dağları’nın eteklerinde kurulan, Orta Çağ’dan kalan kale kalıntılarının etrafında gelişen ve Akdere Nehri’nin (Bistrica-Lumbardhi) ikiye böldüğü çok özel bir şehir. Bronz Çağı’ndan bugüne uzanan köklü geçmişiyle Roma’dan Bizans ve Osmanlı’ya kadar birçok medeniyetin izlerini taşıyor. Tarihi çarşısı, meydanları, asırlık yapıları, çok dinli ve kültürlü yaşamıyla, geçmiş ile bugünün iç içe geçtiği kentimizin en büyük zenginliği ise insan kaynağımız. Arnavutlar, Türkler, Boşnaklar, Romanlar ve Fandalar (Katolik Arnavutlar) burada asırlardır büyük bir uyum içinde beraberce yaşıyor. Bu kozmopolit yapı içinde, Osmanlı devrinden miras kalan Türkçemiz, bugün hala bölgenin önemli iletişim dillerinden biri olmayı sürdürüyor. Şehir nüfusunun yaklaşık yüzde 70’i Türkçe konuşuyor, Arnavutça da şehrin diğer egemen dili. Öyle ki trafik levhaları, tabelalar ve şehir bilgi panoları Türkçe, Arnavutça ve Sırpça olmak üzere üç dilde kullanılıyor. Aynı çok dilli yapı, şehirdeki iş yerlerinde ve dükkanlarda da görülüyor.
YABANCILIK HİSSİ YOK
Bahsettiğiniz gibi kentte dilden dine, tabelalardan mahalle adlarına kadar Türk kültürünün izleri oldukça belirgin. Bu yüzden Prizren’e her gelişimde, farklı bir coğrafyada olmama rağmen kendimi Türkiye’deymişim gibi hissediyorum. Sizce bu hissi yaratan temel unsurlar neler?
En büyük etken Prizren şehrinin ruhu. Taş sokaklarda yürürken bir yanda asırlık yapılarla karşılaşıyor, diğer yanda meydanlarda hayatın canlı ritmini hissediyorsunuz. Aynı sokakta farklı kültürlerin izlerini görmek, insanların samimi yaklaşımına tanık olmak ve bu sıcak atmosferin içinde bulunmak, ziyaretçileri etkiliyor. Özellikle Türk turistler için Osmanlı döneminden bugüne ulaşan tarihi zenginlikler ayrı bir anlam taşıyor. Bu yapılar, ziyaretçilere geçmişin izlerini tanıtırken aynı zamanda kültürel yakınlığı da pekiştiriyor. Bu nedenle Prizren’e gelenler, kısa sürede kendilerini bu şehrin bir parçası gibi hissediyor.
BİRLİKTE YAŞAM KÜLTÜRÜ
Söyleşimizin başında farklı milliyet ve kültürlerden insanların Prizren’de uyumlu bir yaşam sürdürdüğünü vurguladınız. Bu uyumu ayakta tutan değerler neler ve hoşgörü iklimi nasıl korunuyor?
Bence Prizren’in bu ruhunu koruyabilmesinin en önemli nedeni, insanların birbirine duyduğu saygı ve ortak yaşam kültürünü günlük hayatın doğal bir parçası olarak benimsemiş olması. Burada insanlar yüzyıllardır yan yana yaşamayı öğrendi.Farklı inançlar, diller ve gelenekler zaman içinde bu şehrin kimliğinin ayrılmaz parçası haline geldi. Bu kültür, geçmişten anlatılan bir değer olarak kalmadı, mahalle hayatında, komşuluk ilişkilerinde, bayramlarda, düğünlerde ve günlük selamlaşmalarda yaşamaya devam ediyor. İnsanlar birbirinin farklılıklarını bir ayrılık nedeni olarak değil, bu şehri zenginleştiren bir unsur olarak görüyor. Şehrin ruhuna sıcaklık ve çeşitlilik katan bu çok kültürlü yapı, bizler için doğal bir yaşam biçimi. Prizren’in hoşgörü iklimini anlamak içinse sadece Şadırvan Meydanı’na bakmak yeterli. Aynı sokakta cami, kilise ve çarşıyı görmek, farklı dillerin aynı meydanda yankılandığına tanık olmak kentte çok olağan bir durum. Şehrimizin manevi derinliğini yansıtan Sinan Paşa Camii, Sırp Ortodoks Kilisesi ve Prizren Katolik Kilisesi birbirine sadece otuzar metre mesafede yükseliyorlar. Kent nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, bu çok dinli ve saygılı ortam şehrin gerçek ruhunu oluşturuyor. Bu yüzden buraya gelen insanlar yalnızca güzel bir şehir görmüyor, aynı zamanda kendilerini huzurlu, samimi ve sıcak bir yaşamın içinde buluyor.

GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER
Taş köprülerinden tarihi kalesine kadar her köşesi ayrı bir cevher barındıran Prizren’de kentin simge yapıları ve mutlaka görülmesi gereken başlıca turistik noktalar hangileri?
Sinan Paşa Camii, Taş Köprü, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Bogorodica Ljeviška Kilisesi (Cuma Camii), Şadırvan ve Prizren Kalesi kentin simge yapıları. Bugün de kent dokusunun ayrılmaz bir parçası olan Osmanlı’nın şehirde bıraktığı mimari izler Prizren’in başlıca turistik değerleri. Aziz Yorgi (Sveti Djordje) Katedrali, Aziz Spas (Kutsal Kurtarıcı) Kilisesi, Aziz Arhangel Manastırı (Kutsal Başmelekler Manastırı), Ljeviş Meryem Ana Lekesiz Yardım Katedrali (Gospa Pomoćnica) kentin çok katmanlı tarihini yansıtan dini yapılar arasında. Sivil mimari örnekleri arasında XIX. yüzyılda inşa edilen Kirajtani Evi ile Prizren bölgesinden çıkarılan 790’dan fazla arkeolojik bulgunun sergilendiği Arkeoloji Müzesi de kentin geçmişine ışık tutuyor. Saat Kulesi ise şehir siluetinin önemli parçalarından biri.Doğal alanlar ve çevre noktalar da Prizren’in turizm çeşitliliğini artırıyor. Şar Dağları’nın eteklerinde uzanan Lumbardhi Boğazı, yaz aylarında serinlemek ve vakit geçirmek isteyenlerin yoğun ilgi gösterdiği bir bölge. Şehre yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki bu alan, kış aylarında ise doğa ve spor tutkunlarını ağırlıyor. Bistrica geçidinde yer alan Ortaçağ Sırp Vişegrad Kalesi, Prizren Birliği’nin 1878 yılında toplandığı ve bugün müze olarak kullanılan kompleks, Tabakhane Değirmeni ile Kosova Elektro-Ekonomi Müzesi kentin önemli turizm durakları arasında. Maraş bölgesindeki Topokli Altı Çeşmeleri ve halk arasında “Şeytanın Köprüsü” olarak bilinen Nalet Köprüsü de ziyaretçilerin ilgisini çeken noktalar arasında bulunuyor.
OSMANLI’DAN MİRAS
Prizren, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki en önemli kültür ve yönetim merkezlerinden biri olarak yüzyıllar boyunca varlığını sürdüren, bu süreçte çok sayıda mimari eserle zenginleşmiş bir şehir. Prizren’de Osmanlı döneminden günümüze ulaşan yapıların kentteki yeri ve önemi hakkında neler söylersiniz?
Prizren Osmanlı döneminden kalma pek çok camisi, medresesi, hamamı, şadırvanı ve derviş tekkesiyle birlikte Balkanlar’daki İslam kültürünün en önemli merkezlerinden biri. Aynı zamanda Balkanlar’da Saraybosna ve Üsküp’ten sonra en çok tarihi caminin bulunduğu şehir. Bahsettiğiniz gibi kent, geçmişte Osmanlı Rumelisi'nin önemli merkezlerindi. 1389 yılındaki 1. Kosova Meydan Savaşı’ndan sonra başlayan Türk egemenliği, 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından şehrin kesin olarak fethedilmesiyle kalıcı hale gelmiş ve Prizren, 1555 yılından 1912 Balkan Savaşları'na kadar sancakbeyliği merkezi olmuştu. Bu süreçte çok sayıda mimari eser inşa edildi. Günümüzde Osmanlı’dan kalan yapıların önemli bir bölümü hala yaşamın içinde yer alıyor.
TİKA İLE TARİHİ MİRAS
Prizren, Balkanlar’da en zengin Osmanlı kültürel mirasına sahip şehirlerden biri. Kente her gelişimde TİKA’nın ata yadigarı farklı yapılarda yürüttüğü restorasyon çalışmalarına tanıklık ediyorum. Bize bu tarihi yapıların günümüzde de eski görkemiyle yükselmesinde büyük payı olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA)’nın, yapısal güçlendirilmelerle ayağa kaldırıp, kente kazandırdığı projelerden birkaçını anlatabilir misiniz?
Bahsettiğiniz gibi Osmanlı, bu topraklarda hüküm sürdüğü yüzyıllar boyunca cami, hamam, köprü, medrese ve tekkelerden oluşan güçlü bir mimari miras bıraktı. Günümüzde bu yapıların önemli bir bölümü hala yaşamın içinde varlığını sürdürüyor. Bu değerlerin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla da TİKA tarafından uzun yıllardır kapsamlı restorasyon çalışmaları yürütülüyor.
Özellikle tarihi eğitim yapıları ile dini eserlerin restorasyonu bu çalışmaların başında geliyor. Bu kapsamda çok yönlü bir faaliyet sürdürülüyor. Restorasyon çalışmalarının önemli bir kısmı, Kosova Kültür Bakanlığı ve Kosova İslam Birliği arasında kurulan iş birliği çerçevesinde hayata geçiriliyor. Örneğin Sinan Paşa Camii, 2007-2011 yılları arasında gerçekleştirilen çalışmalarla güçlendirilerek yeniden ayağa kaldırıldı. Gazi Mehmet Paşa Hamamı’nda yapılan yapısal müdahalelerle çökme riski ortadan kaldırıldı. Camiden, medreseye, hamamdan tekkeye kadar pek çok tarihi yapının restorasyonunda da TİKA’nın imzası bulunuyor.
PRİZREN MUTFAĞI

Prizren’de mutfak kültürü de önemli bir yer tutuyor. Peki, ziyaretçiler burada hangi lezzetleri denemeli? Prizren’de ne yenir, ne içilir? Meşhur lezzetleri nelerdir?
Prizren mutfağı, Balkan ve Osmanlı etkilerinin bir arada görüldüğü zengin bir yapıya sahip. Şehrin en bilinen lezzetlerinden biri Prizren köftesi (Qofte). Genellikle yanında soğan, közlenmiş biber ve sıcak pide ile servis ediliyor. Bunun yanında, içine kaşar peyniri doldurulan büyük ve yassı köfte Pleskavitsa da sık tercih edilen yemekler arasında. Şar Dağları’nda üretilen sert ve yoğun aromalı Şar peyniri ile kat kat hamurdan yapılan geleneksel Arnavut böreği Fliya da yerel mutfakta önemli bir yer tutuyor. İçecek olarak yaban mersini suyu Borovnica sıkça tercih edilirken, tatlılar arasında da Kaymaçina ve Trileçe sık tüketilen lezzetler arasında.


