Türkiye stratejik uydu mu, lider mi?

Abone Ol

Dünyanın hızla dönen çarkları, yalnızca bir anın oyunu mudur? Yoksa, görünmeyen ellerin, güçlü ülkelerin ve bilim önderlerinin ince hesaplarla işlediği bir senaryonun sonucu mu? Sahnedeki devrimler, sanki kendiliğinden gerçekleşen bir mucizeymiş gibi görünse de, perde arkasında adım adım örülen bir planın parçası. Her yenilik, dikkatle dokunan bir kanaviçenin halkasıdır; her değişim, büyük bir titizlikle yazılmış bir hikayenin satırları…

Eski dünyanın kalbi Ortadoğu, şimdi büyük bir dönüşümün eşiğinde. Toprağının verimi, altından süzülen petrolü ve tarihin izlerini taşıyan turizmi… Her biri, yeniden biçimlenen dünyanın yeni haritalarına açılan kapılar gibi. Bu değişim, sanki doğal bir akışın sonucuymuş gibi insanlığın gözüne sürülüyor. Peki, bu değişim kendi yolunu bulmuş bir nehir gibi mi aktı, yoksa ince ince işlenmiş, bir araya getirilmiş parçalardan oluşan bir bulmacanın titizce yerleştirilen son taşı mı?

BAĞIMSIZ ULUSLAR

Dünyanın dört bir köşesinde, siyasi farklılıkların yankısıyla bağımsız ulusların sayısı artıyor. Her biri kendi yolunda özgürlüğüne kavuşurken, bazıları zamanla birbirine daha yakın adımlar atıyor ve el birliğiyle büyüme arzusu mayalanıyor. Bu ulusların birbirine ördüğü bağlar, birer siyasi örgütlenme ya da pakt halini alıyor. ABD’nin önderliğindeki blok, Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinin başını çektiği blok, Çin ve Rusya’nın güdümündeki bloklar oluşuveriyor. Askeri, bilimsel ve ekonomik gücü elinde tutan bloklar, kendi hedefleri doğrultusunda diğer ülkeleri kendi kümelerine katıyor. Bloklaşma, güçlü ülkelerin dünya sahnesinde yalnızca yandaş sayısını artırma arzusuyla şekillenmeye devam ediyor.

Soğuk Savaş’ın gölgesindeki batı, Türkiye’yi kendi yörüngesinde tutmayı başardı. Savaş sonrasında Türkiye, doğudan gelen tehditlere karşı batı ile birleşti; NATO’ya katıldı. Türkiye, Avrupa hayalini kurarak AB’nin kapısına kadar dayandı, ancak Avrupa, kendi yapısını bozmamak adına Türkiye’ye engeller koydu. O batının gülümseyen yüzüne bir süre aldanan Türkiye, kurduğu hayalden uyandı.

Orta Asya'nın derinliklerinden, Türk Dünyası'nın kalp atışları yankılandığında, büyük bir siyasi, ekonomik ve kültürel potansiyel arzusuyla doluyordu. Başbuğ Alparslan Türkeş'in liderliğiyle, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vizyonuyla dillendirilen bu arzu, bir zamanlar umutla yeşerdi. Ancak Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, bu hayali gerçeğe dönüştürme yolunda bir siyasi ve ekonomik blok olma noktasında oldukça uzak kaldı. Asya'nın yükselen yıldızı, batının dengeyi kaybetmesiyle ışığını her geçen gün daha fazla hissettiriyor. Gözlerini doğunun ufuklarına diken Türkiye, bu alanda da hedefinin gerisinde. Ne ABD'nin, ne Avrupa'nın güçlü kaleleri, ne de Rusya ve Çin’in önderlik ettiği bloklarda Türkiye, eşit bir ortak olarak kabul görmüyor. Türkiye, bu bloklarda lider olmak, dümenine sahip çıkmak veya yön verenlerden biri olmak arzusunu bir türlü gerçekleştiremiyor. Güçlü bloklar, Türkiye’yi kendi gücü ve vizyonundan uzak bir uydusu olarak görmek istiyor.
Türkiye, her geçen gün kendini güçlü blokların dışında, değişen demografik yapısıyla Ortadoğu’nun bir parçası olmaya doğru ilerliyor. Son 20-25 yılda hızla değişen ve yeniden şekillenen Ortadoğu haritası içinde, Türkiye büyük bir testten geçiyor. ABD ve İsrail'in işbirliğiyle, Suudi Arabistan'ın hoşgörüsüyle, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Gazze’nin perde arkasında örülen yeni Ortaoğu'nun temelleri atılıyor.

YENİ TÜRKİYE

Bir yandan "Yeni Türkiye" söylemleri yankı bulsa da, diğer yandan Ortadoğu'da şekillenen oyunların izci fişekleri bir biri ardına ateşleniyor. Bir yüzyıldır süregelen bu değişim, sadece toprakları değil, Türkiye’nin kaderini de yeniden şekillendirecek. Türkiye’nin iç siyaseti, Batı Bloku ve ABD'nin Ortadoğu’daki çıkarlarına karşı kolaylaştırıcı mı olacak, yoksa direnç gösteren bir güç mü olacak?

Türkiye’de yeniden başlatılmaya çalışılan “Açılım” süreci, yeni Ortadoğu haritasında önemli bir halka olacak. “Irak ve Suriye Kürtleri tıpkı Osmanlı’daki gibi Türklerle birlikte yaşamak istiyor.” Bu sözler, bir federasyonun ayak sesleri olabilir. Cumhurbaşkanı Turgut Özal zamanında “Bir koyup üç alma” politikası ile Kuzey Irak’ta özerk bir yapı kuruldu. Şimdi, benzer bir yapı, Suriye’de kurma aşamasında. PKK silahlarını neyin karşılığında bırakacak? 

Ortadoğu’nun yeniden şekillenen haritasında, bir zamanlar bölgesel liderlik iddiası taşıyan Türkiye, stratejik bir uyduya dönüşmek üzere olan bu kaderini kabul mü edecek? Yoksa bu büyük oyun içinde kendi özgün yolunu bulmayı başararak, batı ve doğu arasındaki bu çatışmalı dönemde bir denge unsuru olmayı mı seçecek?
Türkiye, tarihinin en kritik kavşaklarından birine gelirken, kendi yolunu çizme gücüne sahip olup, hem batı hem de doğu arasında bir denge unsuru olma sorumluluğunu taşıyor. Ancak, bu yolu bulmak, yalnızca geçmişin mirasına değil, geleceğin stratejilerine de cesurca sahip çıkmakla mümkün olacaktır.