İklim finansmanında ortaya çıkan yapısal dönüşümler, yalnızca kamu politikalarıyla sınırlı olmayıp; hükümetlerden sanayiye, iş dünyasından finansal piyasalara kadar ekonominin tüm aktörleri ve alanlarından kaynaklanmaktadır. Politik olarak değerlendirildiğinde, Paris Anlaşması gibi uluslararası çerçeveler; iklimle ilgili kurumsal raporlamaların güçlendirilmesi, yeşil taksonomilerin geliştirilmesi ve yatırım dostu iklim politikaları aracılığıyla değişim için bir referans noktası oluşturmuş ve piyasalara sinyaller vermiştir. Bu düzenlemeler bir arada değerlendirildiğinde, yalnızca yerel ve uluslararası yatırımcıların iklim yatırımlarına yönelik algısını şekillendirmekle kalmamakta, aynı zamanda sermaye tahsis süreçlerini yeniden yönlendirmekte, risk primlerini farklılaştırmakta ve beklentiler kanalı aracılığıyla yatırım kararlarının ve portföy tercihlerinin iklim faktörlerini daha güçlü biçimde içselleştirmesini teşvik etmektedir.
Buna ek olarak, şirketler sera gazı emisyonlarını yalnızca kendi operasyonlarında azaltmanın değil, aynı zamanda tedarikçileri, müşterileri ve değer zincirindeki diğer aktörler üzerinde karbonsuzlaşmayı teşvik etmenin de önemini giderek daha fazla kavramaktadır. Gönüllü karbon piyasasındaki büyüme beklenenden yavaş olsa da bu şirketlerin net sıfır taahhütleri; biyolojik çeşitlilik, doğa ve geçim kaynakları gibi ek faydaları da olan yenilikçi karbon azaltım ve giderme yöntemlerine yatırımları teşvik etmektedir. Bu da ticari olarak uygulanabilirliği kabul edilen iklim finansmanının kapsamını genişletmiştir.İklim değişikliği artık sadece çevreyle ilgili bir mesele değil; ekonomilerin geleceğini, ticaretin yönünü ve finans piyasalarının işleyişini belirleyen temel bir dinamiktir. Türkiye de bu dönüşümün dışında değildir, olamaz. Aksine, son yıllarda atılan adımlar, ülkenin iklim politikalarında yeni bir döneme girdiğini gösterdi.
2021 yılında Paris Anlaşması’nın onaylanması ve ardından 2053 net sıfır emisyon hedefinin açıklanması, Türkiye’nin kararlılığını ortaya koydu. Bu süreçte Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihaleleri, Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı ve hazırlıkları süren İklim Kanunu, hükümetin bu alanda attığı somut adımların en güçlü örnekleri oldu. Dahası, Türkiye, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatına uyum sağlamak için Yeşil Mutabakat Eylem Planını hayata geçirdi ve ihracatın zarar görmemesi adına karbon sınır düzenlemesi için stratejiler geliştirdi.
Uluslararası iş birlikleri de bu dönüşümün en kritik boyutlarından biri. Türkiye, UNFCCC sürecinde aktif rol alırken; Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi kurumlarla düşük karbon yatırımları için finansman paketleri oluşturdu. 2021’de imzalanan 3,2 milyar dolarlık iklim finansmanı anlaşması, bu açıdan tarihi bir dönüm noktasıydı. Ayrıca, Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık gibi ülkelerle yapılan iş birlikleri, Türkiye’nin enerji dönüşümüne yeni kaynaklar sağladı.
Elbette işin kolay olmayan tarafları da var. Türkiye’de iklim yatırımlarının finansmanı büyük ölçüde dış kaynaklara dayanıyor. Karma finans mekanizmaları, yani kamu fonlarının özel yatırımı riskten arındıracak şekilde kullanılması henüz yeterince gelişmedi. Dahası, karbon fiyatlama mekanizmasının hâlâ hayata geçirilmemiş olması, düşük karbon yatırımlarına yönlendirmeyi zorlaştırıyor. Yerel sermaye piyasalarının derinliği de bu dönüşümü desteklemede sınırlı kalıyor.
Buna rağmen, umut verici gelişmeler var. Son yıllarda artan yeşil tahvil ve sürdürülebilirlik tahvili ihraçları, finans sektörünün iklim risklerini daha fazla dikkate almaya başladığını gösteriyor. Üstelik girişim sermayesi fonlarından özel yatırımcılara kadar pek çok aktör, artık iklim yatırımlarını bir maliyet değil, uzun vadeli bir fırsat olarak görüyor.
Sonuçta, Türkiye’nin önünde zorlu ama aynı zamanda büyük fırsatlar barındıran bir yol var. Yeşil dönüşüm, yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda küresel ticarette rekabet gücünü artırmanın, finans piyasalarını güçlendirmenin ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir ülke bırakmanın yolu. Hükümetin attığı olumlu adımlar ve uluslararası iş birlikleri, bu sürecin en güçlü dayanakları. Bundan sonrası, finansman modellerini çeşitlendirmek ve özel sektörü daha fazla işin içine katmakla mümkün olacak.