“Umut vazgeçmemeyi seçtiğimiz şeydir”

Şair-yazar Vejdin Çiçek, üçüncü şiir kitabı “Sefil Felsefe”yle okuyucu karşısına çıktı. Şiiriyle düşünce hayatını sorgulayan Çiçek, güçlü göndermeler yapıyor

Abone Ol

Vejdin Çiçek, öykü ve şiir alanında başarılı üretimleri olan bir kalem. Pikaresk Yayınları’ndan çıkan yeni şiir kitabı “Sefil Felsefe” hakkında konuştuk. Çiçek, sözcüklerin şairin sesi olduğunu ifade ederek, “Çünkü mesele yeni sözcükler bulmak değil, aynı sözcüklere kendi yarasını, kendi sevincini ve kendi sesini katabilmek. Edebiyatın asıl mucizesi de belki burada saklıdır” dedi. Çiçek, umut kavramının vazgeçilmezliğine de değindi. Sözü şair Çiçek’e ve onun felsefesine bırakıyoruz.

Sayın Çiçek, şiirde üçüncü ama toplamda dördüncü kitabınızla okuyucu karşısındasınız. Sanırım 6 yılda dört kitap. Bu üretkenlik geç kalıp hızlı koşmanın ifadesi mi yoksa heybede dolanların boşaltılması mı?

Sanırım sorduğunuz iki sorunun cevabı da kendi içinde saklı. Biraz yılların birikimi, biraz da geç kaldığımı düşündüğüm şeylere yetişme telaşı...

Benim gibilerin hayatında yaşanmışlık kadar yaşanamamışlık da birikir. Hatta bazen insan dönüp bakınca, yaşadıklarından çok yaşayamadıklarının gölgesini görür. Hal böyle olunca da insan bir şeylere sarılıyor. Kimi balığa çıkıyor, kimi tavla oynuyor, kimi de benim gibi şiiri kendine sığınak ediyor.

Şiiri sığınak yapanların heybesi de haliyle hafif olamaz. Yıllar içinde biriken dizeler, yarım kalmış hikâyeler, söylenememiş sözler ve "bir gün yazarım" diye ertelenmiş dosyalar omuzda taşınır durur. Benim heybe de epey dolu doğrusu.

Bu yüzden kendime küçük ama biraz da iddialı bir hesap açtım: Ölmeden önce on iki kitap yazmak. Kulağa fazla idealist geliyor olabilir. Günümüzde insanlar iki paragraf okuyunca yorulurken benim on iki kitap hayali kurmam biraz eski usul bir inat sayılabilinir.

Aslında yayınlanmaya hazır birçok dosyam var. Üstelik bunların arasında Kürtçe yazdıklarım da bulunuyor. Eğer hayat yine son dakikada yeni bir sürpriz hazırlamazsa, sanırım sıradaki kitap Kürtçe olacak.

Kim bilir... Belki de insanın yıllarca içinde taşıdığı yükün adı bazen sadece "yazılmayı bekleyen kitaplar"dır. Çünkü bazı insanlar anı biriktirir, bazıları eşya. Bizim gibiler ise dosya biriktirir; üstelik onları atmaya da kıyamaz.

DÜŞÜNCE İLE KURULAN BAĞ

Röportaj öncesi sohbette siz de “Sefil Felsefe” adından ötürü okuyucuların görüşlerinden söz etmiştiniz. Biz de soralım bu adı neden tercih ettiniz?

Aslında özel bir nedeni yok. Bu dosyayı sevgili dostum Turan Horzum hazırlamıştı. Bana da epey sürpriz oldu; PDF hâlini gönderince haberdar oldum. Dosyayı incelerken ismini de ortanca kızım Arjin koydu.

Elbette "sefillik" ile "felsefe"yi aynı başlık altında buluşturmak biraz riskli bir tercih gibi görünebilir. Ancak kitabın tamamına baktığımızda ve felsefenin bugün hayatlarımızdaki yerini düşündüğümüzde, kızımın oldukça isabetli bir isim bulduğunu kabul etmek gerekiyor.

Tabii "Neden Sefil Felsefe?" diye soran da çok oldu. Kitap yayımlandıktan sonra çeşitli okurlardan telefonlar ve e-postalar aldım. Hatta ilk anda bu isme pek sıcak bakmayanlar da vardı. Onlarla uzun uzun konuştuktan sonra çoğu fikrini değiştirdi. Çünkü mesele, felsefeyi küçümsemek değil; tam tersine, günümüz insanının düşünceyle kurduğu yoksul ilişkiye dikkat çekmekti.

Belki de asıl sefalet, cebimizdeki para eksikliği değil; soru sormaktan, merak etmekten ve düşünmekten uzaklaşmış olmamızdır. Bu yüzden "Sefil Felsefe" adı ilk duyulduğunda insanı rahatsız etse de biraz durup düşününce kitabın ruhuna yakışan bir anlam kazanıyor.

UMUTTAN VAZGEÇMEMEK

Kitaba ad olan “Sefil Felsefe” şiirinde şair olarak bu sefil felsefenin peşinde olduğunuzu söylüyorsunuz. Peki şiir felsefeyi sefaletten kurtarabilir mi? Şair bu konuda ne yapabilir? Yoksa felsefenin bu sefil hali size göre iyi mi?

Kuşkusuz mevcut tablo hiç de iç açıcı değil. Ülkenin durumu ortada; insanlar ekmek bulmakta, geçimlerini sağlamakta zorlanıyor. Böylesi bir ortamda sanata ve edebiyata ne kadar zaman ayrılabilir, doğrusu tartışılır. Şiirin bu yaralara ne kadar merhem olabileceğini ben de tam olarak bilemiyorum. Ancak bizim yaptığımız biraz da umudu umut etmektir.

Sanatın ve edebiyatın dünyayı tek başına değiştireceğini söylemek fazla iddialı olur. Ama insanın içindeki karanlığı biraz olsun aydınlatabildiği de bir gerçektir. Bu yüzden, sanatla ve edebiyatla uğraşan herkes gibi ben de yaşananlardan memnun olmasam da kalemi elimden bırakmıyorum. Çünkü bazen umut, gerçekleşeceğine inandığımız bir şey değil; vazgeçmemeyi seçtiğimiz bir şeydir. Bizimkisi de biraz böyle umudu umut etme hikâyesi.

Kitabın ilk şiiri “Arta Kalan”da ustalardan ve dostlarınızdan söz ediyorsunuz. Söze damga vuranlardan değil de yazacaklarınızdan özür diliyorsunuz. Neden?

Hani bir söz vardır ya; “Hiç kimseye karşı olamıyorsan bile, en azından kendine karşı samimi ol.” Benim anlatmaya çalıştığım da biraz buydu. İşin gerçeği şu ki, şiirimde de az da olsa değindiğim gibi, dünya klasikleri hâlâ raflarda duruyor. Söylediklerimden şüphe duyan varsa dönüp onlara bir göz atsın.

Bizim edebiyatımıza baktığımızda da manzara farklı değil. Yaşar Kemal, Mehmed Uzun, Nâzım Hikmet, Orhan Kemal... Saymaya kalksak liste uzar gider. Bana göre bunların her biri, ömürlerini sözcüklerin peşinde tüketmiş edebiyat kahramanlarıdır.

Bazen düşünüyorum da, kullanılmamış tek bir sözcük bile kalmamış olabilir. İnsan böylesine büyük ustaların ve bilginlerin ardından dönüp kendi kalemine baktığında, ister istemez kolu kanadı kırılıyor. “Benden önce söylenmedik ne kaldı ki?” sorusu zihnin bir köşesine yerleşiyor. Sanırım ben de zaman zaman kendi adıma biraz haksızlık ediyor, hatta kendime iftirada bulunuyorum. Çünkü mesele yeni sözcükler bulmak değil; aynı sözcüklere kendi yarasını, kendi sevincini ve kendi sesini katabilmek. Edebiyatın asıl mucizesi de belki burada saklıdır.

ÇARMIHA GERİLEN DUYGULAR

Şiirlerde “çarmıh”ı imge olarak birkaç defa farklı şiirde kullanıyorsunuz. Üstelik aşkla beraber geçtiği de oluyor çarmıhın. Bu sizin acı çeken halinizle mi ilgili?

Biraz tebessüm ettiren, biraz da özele kaçan bir soru. Yukarıda verdiğim cevaplardan sonra bunu havada bırakmam hoş olmazdı. O yüzden tüm samimiyetimle cevaplayacağım.

Benim hayatımda tatlının bile acısız olduğu pek söylenemez. Bu biraz da hayatın bana sunduklarından kaynaklanan bir durum. Hayat beni çoğu zaman bir çarmıha gerdi; gerçi hâlâ da germeye devam ediyor.

Diğer meseleye gelirsek; bana göre şairler biraz bencil kişiliklerdir. Tabii bunu mecazi anlamda söylüyorum, yoksa şair dostların saldırısına uğramak istemem. Ama şairler bazen sırf şiir yazabilmek için aşkı bir sığınak, bir liman olarak da kullanırlar. Zaten en güzel şiirlerin çoğu biraz yaşanmamışlıklardan, biraz da içimizde ukde kalan duygulardan doğar.

Benim doğduğum topraklar bu konuda oldukça zengindir. Hem sistematik baskılarla hem de örf ve adet adı altında birçok insani duygu bastırılır. Hal böyle olunca, ben de payıma düşeni fazlasıyla almış biri sayılırım. Belki de yazdığım dizelerin, kurduğum cümlelerin arkasında biraz da bu bastırılmış duyguların gölgesi vardır.

İÇİMİ YAKAN ORMAN YANGINLARI

Siz uzun bir zamandır İzmir’de yaşıyorsunuz. Şiirlerden bir tanesi de doğduğunuz kent Mardin’e. Doğdunuz kent şiirinizin imgesinde ne kadar belirleyici?

1986'dan beri Batı'da yaşıyorum. Ege'nin ormanlarında bugün ayakta duran ağaçların bir kısmında benim de emeğim vardır. Bu yüzden yaz aylarında çıkan her orman yangını, içimde bir yerleri de yakıp yok ediyor. Dilerim bir daha böyle felaketler yaşanmaz. Çünkü bir fidanın toprağa kavuşmasının, büyüyüp ağaç olmasının ne kadar emek istediğini iyi bilirim.

Doğduğum kente gelince; inanıyorum ki bugün bile dünyanın farklı medeniyetlerinin bir arada yaşadığı sayılı şehirlerinden biridir. Belki de bu yüzden şiirimde ondan "köpükleri kötülük tutmayan şehrim" diye bahsediyorum. Çünkü bazı şehirlerin sadece sokaklarında değil, ruhunda da iyilik yaşar.

Diğer tarafı ise çocukluk meselesi... Hani derler ya, insan ya çocukluğundan beslenir ya da ömrü boyunca çocukluğunu yaşamaya devam eder. Benim hangisini yaptığımı henüz tam olarak çözebilmiş değilim. Belki çocukluğumdan besleniyorum, belki de hâlâ çocukluğumu yaşamayı sürdürüyorum. Belki de ikisini birden yapıyorum.

Bildiğim tek şey şu; ne yazarsam yazayım, hangi konuya değinirsem değineyim, yolum dönüp dolaşıp yine çocukluğumun sokaklarına çıkıyor.

Vejdin Çiçek, Sefil Felsefe, Pikaresk Yayınları, 2026, İzmir