Unutulan şanslılar

Abone Ol

Bir zamanlar umut, 500 liralık bir dekontla başlıyordu. Eylül rüzgârlarıyla birlikte açılan TOKİ başvuru ekranları, İzmir’in dört bir yanından binlerce insanın hayallerini taşıdı o satırlara. Kimi kiradan kurtulmak, kimi çocuğuna bir oda bırakmak, kimi de sadece “bir dam olsun, başımı sokayım” demek için ATM’lere koştu.

Ve sonra… Kuralar çekildi. İsimler okundu. Bazıları ağladı, bazıları şükretti, bazıları “nihayet” dedi. Ama zaman, o kuraların mürekkebinden daha hızlı aktı. Bugün o “şanslı” listelerde adını bulan binlerce İzmirli, hâlâ aynı kiralarda, aynı umutta, aynı soruda asılı duruyor: “Bizim evimiz ne oldu?”

Yüzyılın projesi

Hafızam beni yanıltmıyorsa 2022 sonbaharında başlayan 250 bin sosyal konut seferberliği, Türkiye’nin uzun zamandır beklediği bir “barınma umudu” olarak duyurulmuştu. İzmir, bu büyük haritanın en kalabalık duraklarından biriydi: Bornova’dan Güzelbahçe’ye, Urla’dan Aliağa’ya, Menemen’den Seferihisar’a uzanan bir umut zinciri kurulmuştu.

Ancak, Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, ülkenin öncelik sırasını kökten değiştirdi. TOKİ’nin vinçleri, kamyonları, beton mikserleri deprem bölgesine yöneldi; bu, vicdanen de devlet aklı açısından da anlaşılır bir tercihti.

Yine de İzmir’de kalanlar için takvim yaprakları birer birer eksildi. Temel kazılmadı, kepçeler suskun kaldı, sözleşmeler askıya alındı. Bazı noktalarda ilerleme olduğu ‘yakında’ olduğu cılız seslerle kulaktan kulağa yayılır gibi oldu. Üç yıl geçti. Ve artık “yakında”, bir tarih olmaktan çıktı; bir alışkanlığa dönüştü.

Yeni müjdeler, eski bekleyişler

Şimdi, 2025 sonbaharında, yeni bir müjde dalgası daha duyuruldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yüzyılın Konut Projesi” kapsamında İzmir’e 21 bin yeni sosyal konutun inşa edileceğini açıkladı. Başvurular 15 Kasım’da başlayacak, teslimlerin ise Mart 2027’de yapılacağı duyuruldu.

Gençler, emekliler ve üç çocuklu aileler için özel kontenjanlar ayrıldı.
AK Parti İzmir Milletvekilleri öncekilerde olduğu gibi sosyal medya hesaplarından teşekkür mesajlarını yıldırım hızıyla paylaştı; “İzmir’e hayırlı olsun” denildi. Ancak, o eski kura listelerinde adını gören insanlar, bu paylaşımları okuduğunda ağızlarından sessiz bir cümle çıkıyor: “Bizim ev ne oldu?”

Barınmada, geciken gerçek

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında barınma krizi, sadece kiracıların değil, orta gelirli ailelerin de en yakıcı gündemi haline geldi. İzmir’de bir dairenin ortalama kira bedeli artık birçok ailenin maaşına denk geliyor. Tam da bu nedenle, gerek merkezi iktidarın AK Parti’nin öncülüğünde gerekse yerel yönetimlerin CHP’li belediyelerin açıkladığı sosyal konut projeleri toplumda büyük yankı buluyor. Hem Ankara’dan hem belediye binalarından yapılan açıklamalar, “ev sahibi olma umudunu yeniden dirilten” başlıklarla duyuruluyor.

Yurttaşların konut projelerinin açıklanmasıyla zirveye çıka coşkusu ve umutları zamanla sönümleniyor. Ev bekleyenler, yine bekliyor.Kura çıkanlar, yine soruyor.Cevaplar, yine “yakında” kalıyor.

Evet, devletin kaynakları sınırlı, afetlerin yaraları derin, maliyetler yüksek.
Ama unutulmaması gereken bir şey var:Verilen söz, atılan temel kadar somuttur.Bir kura sonucu insanlara verilen umut, bir tapu kadar değerlidir.Çünkü o umut, sadece bir ev değil; bir hayatın yönünü değiştirir.Bir çocuğun kendi odasında ders çalışma hayalini, bir annenin “kira günü geldi mi?” endişesiz gecesini, bir babanın “artık kendi evim var” gururunu taşır.

İzmir’in sabırlı insanları, hâlâ o kura anlarını hatırlıyor. Her geçen gün sönümlenen umutlarını diri tutmak için bir ışık görmek istiyor.

Yeni bir sayfa mümkün mü?

Unutulduğunu düşünen şanslıların dışında, bir de hiç kurada adı çıkmayan büyük bir kesim var.O insanlar da her gün aynı pencereden gökyüzüne bakıyor; “belki bir gün” diyor.Kimi asgari ücretle geçiniyor, kimi iki işte çalışıyor, kimi emekliliğin sessizliğinde ay sonunu hesaplıyor.Onların gözü de hem Ankara’da hem İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde.

Barınma krizine çözüm arayan bu insanlar, siyasetin rekabetinden değil, dayanışmasından doğacak bir çare bekliyor. Bir yanda iktidarın, bir yanda yerel yönetimlerin elinde çözüm anahtarları var.Artık o anahtarların, birbirine çevrilip aynı kapıyı açma zamanıdır: ev sahibi olma umudunun kapısı.

Bu ülkenin insanı, lüks istemiyor; güvenli, ulaşılabilir, insanca bir yaşam istiyor. Belki siyaset için bir proje, ekonomi için bir kalem, ama onlar için bir yuva...Unutulan şanslılar da, hiç seçilmeyen bekleyenler de aynı şeyi fısıldıyor:

“Bir ev, bir umut, bir söz…”