Türk Sineması diğer adıyla Yeşilçam. Hayallerin, hayal kırıklıklarının, dramların, trajedilerin, biyografilerin ve başarı hikayelerinin beyaz perdeye Türk zekası ve anlayışıyla yansıdığı her Türk insanının kendinden bir şeyler bulmak umuduyla sarıldığı Türk filmleri. Zamanında yazlık ve salon sinemalarına akın edilen, günümüzde ise ancak televizyon ve dijital platformdaki bir iki kanaldan izlenebilen özellikle yaşı bizim gibi 50’leri geçen kuşakların göz ağrısı yedinci sanat. Güzel sanatların geleneksel altı dalına (Resim ve heykel, mimari, dans, tiyatro, edebiyat ve müzik) sonradan eklenen (Ki bence bu 6’sından sonra doğduğu için) sinemanın başrol karakterlerine hayranlık tüm insanlar için ayrışır.
ŞOFÖR NEBAHAT
Ancak bence çoğu sanat ve sinemasever tarafından tartışılamayacaklardan biri de Türk Sineması’nın 4 yapraklı yoncasıdır. Bu değerli yoncanın yaprakları zamana yenik düşerek bir bir eksilirken naçizane benim gözümle bir yolculuğa çıkalım istedim. Önce birbirinden değerli 4 yoncayı sıralama olmadan bir hatırlayalım; Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit ve Filiz Akın. Tabii ki Türk Sineması’na hizmet etmiş birçok ismi bir çırpıda sayabiliriz ama 4 yapraklı yonca kadar konuşulur mu? Bence mümkün değil. Bir hatırınıza getirin Allah aşkına Şoför Nebahat’la ilk defa bu ülkede kadınların da her işi yapabileceği gerçeği konuşulmadı mı? Ya da yavrularına kol kanat geren, onlar için ölüme düşünmeden koşan hatta evlatlarının suçlarını üstlenip mahpus damlarında çürüyen anaların sesi olmadı mı Fatma Girik. Ya da Derman’la Doğu’daki kadınların yaşam şartlarının zorluğunu, Hıçkırık’la kara sevdanın ne kadar zor olduğunu, Kınalı Yapıncak’la yetim ve öksüzlere sahip çıkılması gerektiğini, Almanya Acı Vatan’la gurbetin acısını öğrenmedik mi Hülya Koçyiğit’ten. Türkiye’nin cennet vatan olduğunu, aşk hikayelerinin prensesi de olsa hırsızı da olsa mutlu bittiğini, iyi insanların hep kazandığını aklımıza kazımadık mı Filiz Akın’la. Peki kara gözleriyle hangimiz aşık olmadık, Selvi Boylum Al Yazmalım da kamyon şoförü İlyas’a gönlü kayan Asya, Vesikalı Yarim de manav Halil’e aşık olan Sabiha, gecekondu sorununa parmak basan Sultan’da üç çocuğuna rağmen kendisine aşık olan minibüs şoförü Kemal’in peşinden giden Sultan’a. Yani Türkan Şoray’a…
DÜNYA MİRASI
Maalesef 4 yapraklı yoncadan Fatma Girik ve Filiz Akın’ı sonsuzluğa uğurladık birkaç yıl önce, Türk insanının hayır duası ve tabii yitip giden hayalleriyle. Benim gibi gençliğinde yazlık sinema mutluluğunu yaşayanlar eminim düşüncelerime katılacaktır. Önce geride kalan yonca yapraklarını korunması gereken dünya mirası gibi el üzerinde tutalım. Bundan sonrası için, Türk Sineması’nın Türk Milleti’nin hayrına Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit’in tecrübelerinden yeni kuşak sinemacıları faydalandıralım. Unutmalıyız ve unutturmamalıyız ki iyi insanlar sadece Türk filmlerinde kazanmamalı.
Ezcümle: “İyi bir filmin kusurları olması gerekir. Hayat gibi, insanlar gibi.”
Federico Fellini