Yakın ilişkilerde en çok kafa karıştıran konulardan biri şudur:
“Birbirimizi çok seviyoruz ama neden cinsel hayatımız azalıyor?”
Çoğu çift bu soruyla terapi odasına geliyor. Çünkü toplumda hâlâ güçlü bir inanç var: Eğer ilişki iyiyse cinsellik de otomatik olarak iyi olmalıdır. Gerçekte ise insan doğası bu kadar doğrusal işlemiyor. Bir ilişkide duygusal yakınlık, güven ve bağlılık arttıkça, bu durum bazen tam tersi bir etki yaratabiliyor ve cinsel arzunun dinamizmini azaltabiliyor. Bu kimileri için şaşırtıcı, kimileri içinse rahatsız edici bir durum olsa da, aslında oldukça yaygın ve insani bir deneyim.
NEDEN ARTMAZ?
İlişkinin temel bileşenleri arasında hem yakınlık hem arzu bulunur; fakat bu iki bileşen her zaman paralel şekilde ilerlemez.
- Yakınlık, güven ve öngörülebilirlik getirir.
- Arzu ise bilinmezlikten, meraktan ve hafif bir mesafeden beslenir.
Dolayısıyla aşırı yakınlık, arzunun doğal hareket alanını daraltabiliyor. Partner hakkında “her şeyi bilmek”, “çok güvenli hissetmek” ya da “ayrılmaz bir bütün hâline gelmek”, erotik enerjiyi zaman zaman köreltebiliyor. Bu durum bir problem değil; doğası gereği yakınlık ve erotizmin birbirinden farklı psikolojik sistemlerden beslendiğini gösteriyor.
“Seviyoruz ama cinsellik yok” cümlesi aslında ne anlatıyor?
Birçok çift şöyle diyor: Birbirimizi çok seviyoruz, harika anlaşıyoruz, ama cinsel hayatımız yok. Bu şikâyet, ilişkiyi kötü ya da sevgiyi eksik göstermiyor. Aksine, ilişkinin yakınlık odaklı kısmının çok güçlü olduğuna işaret ediyor. Ancak aynı zamanda, arzu sisteminin desteklenmesi ve yeniden canlandırılması gerektiğini gösteriyor. Arzunun azalması şu anlama gelmez:
- İlişki bitti
- Partner çekici değil
- Bir şeyler ters gidiyor
Bu yalnızca şunu gösterir: Arzu ile yakınlık aynı ritimde ilerlemeyebilir. İçsel ihtiyaçların, güven alanlarının ve duygusal doyumun değişmesi, cinselliği de etkiler. Cinsellik, ilişkinin tek göstergesi değildir. Bir ilişkide inişler çıkışlar doğaldır. Bazı dönemlerde tutku yüksek olur, bazı dönemlerde azalır. Bu dalgalanmayı sorun olarak görmek, çiftleri gereksiz suçluluk ve kaygıya sürükler. Cinselliği yalnızca ilişkinin barometresi gibi algılamak, hem kendimize hem partnerimize haksızlık olur.
Çünkü bir ilişki, yalnızca erotik enerjiden değil;
- bağdan,
- duygusal güvenlikten,
- paylaşım kapasitesinden,
- yaşam döngülerinden,
- stres ve sağlık koşullarından
da etkilenir.
Peki ne yapılabilir? Arzunun yeniden canlanması çoğu zaman mümkündür. Bunun için:
- Çiftin kendine özel ritmi keşfetmesi
- Duygusal yoğunluk ile bireyselliği dengelemesi
- Günlük sorumluluklar arasında “ilişki alanını” yeniden yaratması
- Fiziksel yakınlığı yalnızca cinsel ilişkiyle sınırlamadan, dokunmayı hayatın doğal akışına dahil etmesi tutkulu bağlantının yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Arzu bir anda kaybolmaz; yalnızca bazen saklanır. Doğru koşullarla geri dönme potansiyeli her zaman vardır.
SON SÖZ
Yakınlık arttıkça cinsel arzu azalabilir. Bu, ilişkinin iyi olmadığı anlamına gelmez. İnsan doğasının karmaşık, çok katmanlı ve tamamen doğal bir yansımasıdır. Önemli olan, bu durumu bir tehdit olarak değil; ilişkinin evriminde karşılaşılan bir dönem olarak görebilmektir.