Yaşanmayanın ağırlığı

Abone Ol

Bazı hikâyeler vardır; ne bir fotoğrafı vardır ne de anlatacak bir anısı. Buluşulmamıştır, el ele tutulmamıştır, bir kahve bile içilmemiştir. Ama yine de kalpte bir ağırlık bırakır. Çünkü o hikâyelerde yaşanan şeyler değil, yaşanabilecek olanlar vardır.
Yakın ilişkiler köşesine yazarken çoğu zaman büyük kırılmaları, aldatmaları, terk edilişleri konuşuruz. Oysa bazen insanı en çok sarsan şey, hiçbir yanlışın yapılmamış olmasıdır. Herkesin doğru davrandığı, kimsenin sınırı aşmadığı ama yine de içte bir boşluğun kaldığı durumlar… İşte onların yasını tutmak zordur. Çünkü suçlayacak kimse yoktur.

Hiç buluşmadığınız birini özleyebilir misiniz?

Evet, hem de çok derinden.
Bu özlem bir bedene değil, bir duruşa olur. Bir bakışa değil, bir tutuma. İnsan bazen kendisine saygı gösteren, onu zorlamayan, istemesine rağmen durabilen birine bağlanır. Çünkü o durabilme hali, bugünün dünyasında nadirdir. Her şeyin hızla tüketildiği, sınırların kolayca aşıldığı bir zamanda, birinin “Burada durmalıyım” demesi insanda hayranlık uyandırır.
İşte o hayranlık zamanla saygıya, saygı da sessiz bir özleme dönüşür.
Dışarıdan bakıldığında bu hikâye önemsiz gibi görünebilir. “Zaten bir şey yaşamamışsınız” denir. Ama insan kalbi muhasebeyi yaşananlar üzerinden yapmaz. Kalp, ihtimaller üzerinden acır. “Olabilirdi” cümlesi, “oldu”dan daha ağırdır bazen.
Bu yüzden bu tür hikâyelerde hüzün temizdir. Kirlenmemiştir. Pişmanlık yoktur, utanç yoktur. Sadece kapanmış bir pencere vardır. Camı kırılmamıştır ama bir daha açılmayacağı bellidir.
Belki de bu yüzden bu tür ilişkiler uzun süre akılda kalır. Çünkü onlar bize şunu hatırlatır:

Biz hâlâ hissedebilen insanlarız.
Hâlâ bir duruştan etkilenebiliyoruz.
Hâlâ doğru olanın bedelini kalbimizle ödüyoruz.
Ve belki de en önemlisi şudur:
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, ölçüyü göstermek için girer. Ne kadar ileri gidebileceğimizi değil, nerede durmamız gerektiğini hatırlatırlar. Sonra da sessizce çıkarlar.
Geriye bir boşluk kalır. Ama o boşluk çürütmez. Aksine, insanın içini biraz daha derinleştirir. Hüzün verir ama küçültmez. Çünkü bu tür hikâyeler insanın kendine olan saygısını zedelemez, aksine artırır.

Yakın ilişkilerde her zaman mutlu sonlar olmayabilir. Ama bazen doğru bir duruş, yanlış bir mutluluktan çok daha kalıcı bir iz bırakır. Ve insan dönüp dönüp o izi yoklamaz; sadece bilir.

Bilir ki bazı şeyler hiç yaşanmadan da gerçek olabilir.