Otobüse biniyorsunuz: "Teyze, buyur sen otur.’ Alışverişe gidiyorsunuz torbalar elinizden alınıyor: ‘Verin, ben taşırım..." Merdivenden çıkıyorsunuz birisi kolunuzu tutuyor: "Yardım edeyim" Mesaj: Sen yaşlısın.
Reklamlarda yaşlılar bayram ziyaretini bekleyen "zavallı, acınası" olarak gösteriliyor. Haberlerde genellikle "mağdur, bir yük ya da kırılgan" olarak tanımlanıyor. Doktorlar bile zaman zaman "Bu yaşta bu hastalıklar normal, ne bekliyorsunuz ki?" diyor. Yakın çevremizde de daha ince ama keskin bir dille "Hala mı?" "Bu yaşta mı?" sorusu soruluyor.
Dışardan gelen bu ayrımcılığı besleyen ise bedenimiz ve zihnimizdeki görünür değişimler. Bir isim aklımızda dönüp durduğunda, merdiveni çıkarken nefesimiz kesildiğinde, bir şeyi eskisi kadar hızlı yapamadığımızda yaş ayrımcılığı harekete geçiyor.
ZAMANIM GEÇTİ
Kültürümüze, dilimize " saygı” olarak giren ve iyi niyetli olan bu mesajlar zamanla içselleşiyor ve kendi sesimiz haline geliyor: “Ben yaşlandım", " Benim yaşımda bu olmaz", "Zamanım geçti".
Ve bu mesajlar yalnız içimizde kalmıyor. Araştırmalar, yaşlı bireylerin büyük çoğunluğunun zamanla kendi zihinsel ve fiziksel sağlıkları hakkında olumsuz beklentiler geliştirdiğini gösteriyor. Dışarıdan gelen ayrımcılık bir noktada içimize yerleşiyor artık başkaları söylemese de biz kendimize söylüyoruz.
Yale Üniversitesi'nden araştırmacı Becca Levy 660 kişiyi 23 yıl boyunca takip etti. Sonuç? Yaşlanmaya dair pozitif inançları olanlar, negatif inançları olanlardan 7.5 yıl daha uzun yaşıyor. Yedi buçuk yıl!
Daha da ilginç olanı: Levy'nin yeni araştırması da gösterdi ki yaşlılık otomatik bir gerileme süreci değil. 12 yıl boyunca izlenen altmış beş yaş üstünün yüzde kırk beşi bilişsel veya fiziksel olarak gelişti. Yani pozitif inançları olanlarda gerileme değil, gelişme yaşandı. Çünkü inanç sadece bir düşünce değil, bir beklenti. Ve bu beklenti zamanla bedenimizde karşılık buluyor. Negatif inançlar hafıza kaybını hızlandırıyor, işitme kaybını artırıyor, kardiyovasküler sorunları tetikliyor.
Yani "Yaşlandım, artık unuturum" derseniz, gerçekten unutmaya başlıyorsunuz. "Bu yaşta hastalık normal" derseniz, hastalıklar gerçekten geliyor. Ama Levy'nin araştırması şunu da söylüyor: Bu sabit değil. Negatif inançlar azaltılabilir, pozitif olanlar güçlendirilebilir.
NASIL GÜÇLENDİRECEĞİZ?
İç sesinizi dinleyin :"Bu yaşta yapamam", "Zamanım geçti" “,"Artık öğrenemem" mi? diyorsunuz. Bu sesler gerçekten sizin sesiniz mi? Yoksa kültürden, dilden, reklamlardan, "teyze" kelimesinden gelip içinize yerleşen sesler mi?
Dilinizi değiştirin: "Yaşlandım" mı diyorsunuz, yoksa "yaş aldım" mı?
"Artık unutuyorum" mu, yoksa "Bazen unutuyorum" mu? "Bu benim yaşımda olmaz" mı, yoksa "Neden olmasın?" mı?Bu küçük bir değişiklik gibi görünebilir. Ama Levy'nin araştırması gösteriyor ki dil zihniyeti değiştiriyor, zihniyet ise bedeni.
Etrafınıza bakın.: Yetmiş yaşında yeni bir dil öğrenen kim var?Altmış beşinde koşmaya başlayan? Seksen yaşında hala aktif olan, üreten, büyüyen? Doksan yaşında öğrenen?
Çoğu zaman onları görmeyiz. Çünkü kültür bize "yaşlı = zayıf" hikayesini anlatır. Ya hikâye değiştirilirse?
Gerçekten yaşlandık mı, yoksa sadece yaş mı aldık? Bu soruya vereceğiniz yanıt, önümüzdeki yıllara yeni yıllar ekleyebilir. Ve bu seçim büyük bir dönüşüm gerektirmiyor. Seçim sizin.