Yaz bize iyi geliyor

Abone Ol

Kış uykusundan uyanan ruhlara yazdan gelen bir mektup var!

Bir sabah uyanırsın ve anlarsın: Artık yaz gelmiştir. Güneş daha erken doğar, kuşlar daha bir cıvıltılı öter, kahvaltı masasına karpuz dilimi eklenir. İç sesin, “Artık çorap giymeyi bırakabilirsin” der. Ruhun, “Hadi dışarı çıkalım, sokaklar çağırıyor” diye fısıldar sessiz ve derinden. Bu mevsim başka… Yaz geldiğinde sadece havalar değil, insanlar da çiçek gibi açar.

Kış boyunca battaniyenin altından çıkmak istemeyen bünyemiz, yazla birlikte bir anda “Deniz mi yapsak?” moduna geçiyor, değil mi? Üstelik hiçbir hazırlık yapmadan! Daha spor ayakkabının bağcığı çözülmeden, parmak arası terlik giymeye kalkıyoruz. Ayaklarımız, “Ne yapıyorsun sen ya?” diye isyan ediyor ama kalbin yaz çağrısına kimse engel olamaz.

Yazın gelişi sadece sıcak havayla anlaşılmaz. Komşunun balkonuna astığı kurutmalıklarla, akşam üzeri açık camlardan gelen tencere sesleriyle, bir de çalan o eski Türk sanat müziğiyle hissedilir. “O bizim kavuşmalarımııııız” diyen radyo sesiyle, zaman birden 1970’lere sarar. Ve en güzeli: Komşu tabağı sezonu başlar!
Bir tabakta zeytinyağlı yaprak sarma gelir, sonra sen utancından bir şey yapmaya çalışırsın. Hazır bir şey alıp löp diye tabağa yerleştirsen olmaz, illaki el emeği hüneleri sergileyeceksiniz. Öyle kolay börek tarifleriyle de geçiştirmek olmaz, o sarmanın üzerine çıkmazsak adımız Ayla değil bizim. Şaka bir yana, yaz demek paylaşmak demektir. Soğuk limonata demektir. Bir sandalye kapıp balkonda oturmak, gelen geçene selam vermek demektir.

Bir diğer can alıcı noktaya değinelim: Deniz sezonu açılır ama denize ilk giren hep cesur çıkar. O suyun soğukluğunu gören, “Ben şöyle ayaklarımı sokayım yeter” bahanesine sığınır. Güneş kremi savaşları başlar, biri 50 faktör sürerken, diğeri “ben yanınca kızarmam, direkt bronzlaşırım” der. Üç saat sonra herkes haşlanmış karidese döner ama mutlu mutlu… Ah çok heyecanlıyım çok!

Bizde eskiler, gençlerde bahar yelleri… Yaz mevsimi, aşkları da yanında getirir. Plajda tanışılan biriyle göz göze gelmek, yaz akşamlarında el ele yürümek, dondurma paylaşmak… Ama unutma, yaz aşkı mevsimliktir. Aynı plajda ertesi yıl “Bu çocuk geçen yıl başka biriyleydi?” dedikoduları yazlıkların olmazsa olmazıdır. Yine de yaz, kalbi hızlandırır. Ve insanın her yaz biraz yeniden âşık olası gelir – hayata, insana, kendine.

Kabul edelim, yaz bize iyi geliyor. Belki biraz terliyoruz, biraz yanıyoruz, biraz “Bu sıcakta nasıl çalışacağım” diye sızlanıyoruz ama sonra akşam oluyor… Gün batımına karşı bir çay içiyoruz ya da bir dondurma ısmarlıyoruz kendimize. Ve o an anlıyoruz: Hayat bu. Hafif olmak, mutlu olmak, kısa kollu günlerde uzun anılar biriktirmek…